*

şükela:  tümü | bugün
  • paul auster'ın can yayınları'ndan her zamanki gibi yalnızlıklar ve rastlantılarla dolu romanı, ilk bölümü tam olarak toza sor tadında gelişiyor.
  • (bkz: ay sarayı)
    (bkz: paul auster)
  • (bkz: palace music)
  • ağlatan paul auster romanı..
  • romanda üzerinde durulan tablo ralph albert blakelock çalışması olup şu adresten görülebilir;
    http://en.wikipedia.org/…h_albert_blakelock_001.jpg
  • ziyadesiyle zorlama bir kurguya haiz roman..
  • isteğim şeyleri düşünmediğim sürece daha kolay sahip olabileceğimi , rastlantılarla ve küçük mucizelerle yetinerek daha takmaz bir hayata sahip olabileceğimi kanıtlayan eşsiz kitap .
  • yaşam için kıpırdamaktan vazgeçmiş marcoyu anımsatması açısından; "..bu, estetik önerme düzeyine çıkarılmış nihilizmdi. yaşamımı bir sanat yapıtına dönüştürecek, her solukta felaketimden tat almayı öğrenecek ölçüde paradokslara feda edecektim kendimi."
  • ana temasının rastlantılar olduğu bir paul auster romanı. bu romanda hayatındaki bir dizi talihsiz rastlantıya rağmen hayatta kalmayı başaran ve sonuçta yeni bir başlangıç yapan marco stanley fogg'un maceraları anlatılır. bir öksüz olan marco, parasızlık nedeniyle central park'ta yaşamak zorunda kalır ve şans eseri arkadaşları onu kurtarırlar. romandaki döngüsel olay örgüsünün ilerleyen safhalarında, soy ağacındaki taşların yerine oturmasından sonra marco'nun benliği yeni bir anlam kazanır. baba figürü hususunda oldukça hassas olan auster'ın bu romanında büyükbaba, baba ve oğul arasındaki ilişkiler tüm çarpıcılığı ile ele alınmıştır. auster'ın yaptığı betimlemelerin romanın şiirsel havasında oldukça büyük bir katkısı vardır ve özellikle ayın binbir türlü metaforik anlamı insanı düşünmeye ve çoğu zaman gülümsemeye sevkeder. ayrıca, bazı karakteler açısından diğer romanlarına yaptığı göndermeler de cabasıdır. elbette bunları anlayabilmek için diğer romanlarından en azından birisini, örneğin in the country of last things adlı romanını okumuş olmak gerekir. bunun yanında, sadece diğer romanlarına değil, diğer sanat eserlerine, en önemlisi blakelock adlı ressamın moonlight adlı resmine yaptığı göndermeler de vardır, satır araları gözden kaçırılmamalıdır.
  • kurulamamış ilişkiler, yanlış zamanlamalar, karanlıkta el yordamıyla araştırmaların hazırladığı bir son... hep yanlış zamanda doğru yerde, doğru zamanlarda yanlış yerlerde olanlar... birbirini hep kılpayı kaçıranlar... gerçeği yakalamaya hep birkaç santim uzakta kalakalanlar üzerine 7 bölümlü bir paul auster romanı: insanların ayda ilk kez yürüdükleri yaz mevsiminde başlayan**... sırayla torunun, dedenin ve de babanın hikâyelerini dinlediğimiz (ya da okuduğumuz).. içinde kırık bir aşk hikâyesine de yer veren... mekanın yine new york olduğu...

    derinden derine bir yol hikâyesi aslında bu. son cümlesini de okuyup kitabı kapadığımda kerouac*ın the moon şiirinden dizeler aklıma düşmeye başladı bir bir (... in some cases the moon is you ... in any case the moon) ve her biten paul auster kitabında olduğu gibi yine nyc'de bulunma isteğiyle dolup; kendisinin elini sıkıp ona yazmaya devam ettiği için teşekkür etmek geçti yine içimden... sonra player'a man on the moon'u koyup biraz kestirdim sanırım...

    açık radyo'da bir programa da adını vermiştir ayrıca, tolga yağlı'nın pazartesi gecelerinin salıya bağlandığı dakikalarda yayında olan programına... (bkz: ay palas)