*

şükela:  tümü | bugün
  • esasinda, en onemli ayagi navarino katliami olan, bir dizi katliamdan murekkep bir kiyimdir. 1821 yilinda, birkac hafta icinde butun peleponnese (mora) yarimadasinin musluman ve museviden neredeyse arinmasina sebep olmustur... ama en vahsi kiyim ve bu katliamin son basamagi, osmanli'nin mora'daki en onemli ve son kalesi, ayrica son yuzyillardaki rum kiyimlarinin merkezi olan tripoli (tripolitsa) kalesinin 1821 eylul'unde yunanlilarin eline gecmesiyle gerceklesmistir. sehirde bulunan, yaklasik 30,000 turk ve arnavut musluman ile yaklasik 10,000 musevi sivil vahsice katledilmistir. osmanli, bu katliamlara, patrik 5. gregorios'u 'istanbul rum ortodoks patrikhanesi'nin kapisina asarak cevap vermistir.

    ayrica; (bkz: sakiz adasi/@ritsos)
  • insanlık tarihi bu ve buna benzer sayısız katliamı barındırır kanlı tarih sayfalarının arasında.
    geçmişte olmuş bitmiş katliamlar için yapacak bir şey yok, ölen ölmüş. yenilerini nasıl önleriz? soru budur.

    sözlükte " xxx katliamı" başlıklarına dikkatle bakarsanız ortak bir yazım tarzı, bu tarzın arkasında ortak bir barbarlık fark edilir. artık meşrebine göre "kendisine" karşı yapılan katliamlar hakkında konuşurken-yazarken "mazlumlar, kadın ve çocuklar, zalimce katleden insanlıktan nasibini almamış düşman, er ya da geç intikamı alınacak, kanları yerde kalmayacak, gençlerin unutmasına izin verilmemeli..." kısacası kinimiz dinimizdir

    namuslu bir yazarı yukarıda örnek verdiğim tarzda yazan sürüyle vasat riyakardan ayıran samimiyet sınavı kendi atalarının düşmanına yaptığı katliamları kınayabilmesidir. kendi evlatlarına "siz de gelecekte benzer katliamlardan kaçının" mesajını aktarabilmesidir.

    etnisite, biz-öteki kavramları gibi riyakarın bol, adamın az olduğu bir sahada yazan en namuslu yazar herkül millas'tır ve bu katliamı o yazınca dehşetle gözümde canlanabiliyor sahne. türk islamcı bir yazar yazdığında dönüp okumaya bile değmiyor. bir gün türkün yaptığı katliamları da türk yazarlar namusuyla yazabilecek mi acaba?

    buyurun kendi kaleminden herkül ağabey anlatsın...
    "yıllardır milli konularda ‘duyarlı’ olan bazı çevreler 6/7 eylül gibi olayları insanların barbarlığını yada şovenizmin ayıbını mahkum etmek için değil, ırkçı bir eğilimle başka halklara karşı kullandılar. geçenlerde to vima gazetesinde (26/8/1999) başka bir eylül gününün de, 14 eylülün, anadolu rumlarının ‘soykırımının’ anı günü olarak ilan edileceğini okudum.

    ama ulusal bellek ne demek? zorbalıkların bir daha tekrarlanmaması için halkın anımsaması gerekenler değildir kuşkusuz. çünkü ulusal bellek bu olsaydı 23 eylülü de unutmamamız gerekirdi. kolokotronis’in** anılarına göre bu tarihten başlayarak 1821’de üç gün boyunca trebliçe’de (mora’da) ‘askerimiz kadın, çocuk, erkek demeden herkesi (yani türkleri) kesip öldürüyordu’. yazdıklarına göre atının ayakları yere basmıyormuş çünkü cesetler otuz bini aşmıştı. hatta biri – bu gerçek bir vatanperverdi herhalde! – tek başına doksan kişi doğramıştı.

    bütün komşularımız bu tür kin günleri oluşturabilir. 9 eylül 1922 de izmir ve türkiye açısından ulusal anlamı olan başka bir gündür. katledilen türkler ve ateşe verilen türk kentleri için bir anma günü olabilir. ama kendimizi aldatmayalım! bu tür anma günleri haksızlığa uğramış yakınlarımızı anımsamak için masum fırsatlar değildir. son on yılların ilgili metinlerini incelediğimizde 6/7 eylül türü ‘anma günlerinin’ ne rol oynadıklarını kolaylıkla anlayabiliriz. herhangi bir halkın ‘diyakronik’*** olarak (bu diyakronik anlayışı süper ulusçuları coşturur!) mahkum edilmesi ırkçı bir davranıştır; ve en kötüsü, kimileri ırkçılıklarından şüphelenmiyorlar bile...

    ne tür eylüller anımsayacağımız ve ulusal belleğimizin ne denli seçmeci olacağı sonunda bize bağlıdır. "

    http://www.herkulmillas.com/…nusu&itemid=94&lang=tr

hesabın var mı? giriş yap