şükela:  tümü | bugün
  • gece yayınları. 1990 tarihli. birinci baskı.
  • (bkz: adolfo bioy casares)’in 1940 yılında ilk defa yayınlanmış olan ve hala bilimkurgu alanında etkilerini sürdüren, (bkz: borges)’in favori üç eseri arasında yer alan, arjantin edebiyatının çok önemli eseridir.

    bir ada..

    gelenlerin öleceği söylentisi yayılmış olan, gel-gitlerin etkisinde, çift güneşin doğduğu, müze-kilise-havuz üçlüsünden oluşan ama insanlardan arınmış bir ada...

    robinson crusoe misali kendine bu adada tek başına bir hayat kuran, siyasi görüşü sebebiyle ölüme mahkum edildiği için polislerden kaçan bir adam...

    insan, sonsuz bir zamanda, kendisi için yaratılmış bir cennette, kısa bir zamanda çekilmiş güzel anlardan oluşan bir hayat döngüsünü mü seçmeli yoksa sonrası belli olmayan, kısıtlı ama her anın yepyeni olacağını bildiği bir doğrusal ömrü mü?

    bilimadamı morel, seçtiği arkadaş grubunun haberi olmaksızın yaptığı bir deneysel çalışma ile sevdiği ama sevilmediği kadının da içinde bulunduğu bir haftalık tatili makineler yardımıyla kaydederek bir sonsuz döngüye sokuyor bu kimsenin var olmadığı ve burada olmaktan korktuğu adada. aşkına sahip olamasa da onunla sonsuza kadar var olacağını bilmenin huzuruna kapılıyor. aşk da bir ilüzyon değil mi zaten? platonik bir aşık! tıpkı adada olanları çözümleyen ve morel’le aynı kadına aşık olan adam gibi. bir hayalete aşık olan adamın da bu kadının ölmüş olma ihtimalinin yüksekliğine dayanarak kendisini de kayıtlara dahil etmesi ile morel’in platonik aşıkların simgesi olduğunu görüyoruz.

    varoluşumuzun sebebi nedir? umut? aşk? mutluluk beklentisi? merak? ihtimal?... bir şans verilse en mutlu olduğumuz anı dondurup bu anın döngüsünde sıkışmak pahasına hayatımızdan, ruhumuzdan vazgeçer miydik? varoluş bilinci değil ama bedeni bir anlık bilince hapsedersek de devam eder mi? yazar, bilimkurgu tarzında anlattığı kitapta bu sorularla okurun zihninde soru işaretleri yaratarak bir sorgulama sürecini başlatıyor.

    ya herkes morel misali, makine kullanmaksızın, hayatının bir anını kaydedip, bu anlara sığınıp özünde bu döngüyü tekrarlarken mekanik tarafıyla da gündelik hayatını yaşıyor görünüyorsa? hepimiz, mutlu anlar biriktirmeye çalışmıyor muyuz aslında? yaşlı insanlar, makineyi çalıştırıp anılarında mutlu olmaya çalışarak yaşarken bunu yapmaya çabalıyorlar aslında.

    yaşadığımız hayatın, kaydedilmiş bir ilüzyon olmadığı ne malum! cennet, dünyada yaşadığımız ve “keşke şu an zaman dursa da hep bu anın güzelliğinde kalsam!” dediğimiz anları yaşadığımız bir yerse...

    kitaba damgasını vuran şu harika parçalara değinmemek olmaz:

    valencia

    tea for two
  • bu okuduğum neydi böyle ya?? konunun özgünlüğü mü desem, kurgunun kusursuzluğu mu desem, daha da ötesi adamın bu kitabı 1940’lı yollarda yazmış olması mı desem? övülmesi gereken çook şeyi var kitabın. kısacası aşırı iyi. okuyun okutun bu şaheseri.