şükela:  tümü | bugün
  • tohumlari lsd ye benzeyen lsa adli halusinojen maddeyi iceren tirmanici, sarma$ik bitki. turkce adi gunduz sefasidir. dort cesidi vardir, en cok bulunan ve tercih edileni ise 'heavenly blue' dur. bu turun guzel mor cicekleri vardir. iyi bir trip icin 10 g tohum kullanilmalidir. tohumlar cignenebilir ya da ezildikten sonra bir saat kadare su da bekletilerek bu su icilebilir. afiyet olsun.

    (bkz: sozlugu biyoloji kitabina cevirmek)
  • standının önünde saatlerimi vapuru kaçırma uğruna harcayabileceğim tek markadır. küçükken bir kırtasiye sahibiyle evlenmek isterdim * ama şimdi morning glory nin sahibiyle evlenmek istiyorum *
    (bkz: gözü yükseklerde olmak)
  • lsa inhibitörü olan bir bitkidir. tohumudur bunun iş yapan. bizdeki "akşam sefası" denen bitkinin bir kardeşidir. "sabah sefası" da denir kendisine. "new age", legal kafa ütüsü maddelerden bir tanesi olmakla meşhur olmuştur tohum kısmı ki bu kısım külliyen bir yalandır. tüketiminden sonraki yan etkileri, insanlarda ve hayvanlarda kusma, kas ağrılarına neden olan kramplardır.

    lsa, lsd'ye benzer bir maddedir. ancak bu bitkinin tohumlarını alan insanlarda "amanın çiçek bahçesi gördüm aşağıda, balkondan atlayayım!" türünden tepkilere rastlanmaz pek; mittir bunlar, yalandır dolandır. bunun tohumundan yemeyi başarıp balkonun aşağısında çicek bahçesi, pegasus, yeşil yaratık gören insan varsa da kesin başka bir bozukluğu vardır kendisinin. tohumdan değil, o insandan uzak durmakta fayda vardır. ciddi anlamda uyuşturucu bir madde değildir kendisi. bu yüzden legaldir zaten, bildiğiniz sert kabuklu bir tohumdur. hiç bir ritüelde kullanılmışlığı, tanrılarla konuşturmuşluğu, bilumum kaktüs çeşitleri ve mikoloji bilgisi eşliğinde toplanan ürünler gibi bir geleneği, ritüeli yoktur. amerikan keşfidir. uyuşturucudan çok uyarıcı etkileri vardır. makul miktarlarda alındığında kan dolaşımını hızlandırıp, afrodizyak etkilere sebebiyet verir. uykuyu kaçırır. ama, "oy hayat da ne güzelmiş," ya da "gel seni öpücem canım arkadaşım!" yaptırmaz size. aptal eder bırakır. algıyı açmaz, ekstra bir konsantrasyon sağlamaz, ruh halinizi değiştirmez.

    güzel bir şekilde çiğnenmeden alındığı takdirde de her zehirli madde gibi mide bulandırır ki bu vücudunuzun doğal tepkisidir. ağız içinde uzun süre çiğnenip, tükürüğe karıştırılıp emilince, istenen uyarıcı etkiyi verir ve bunun için sindirim sistemine karışması da gerekmez. yutmak mecburi değildir ve hatta mümkünse uzun uzun uzun uzun uzun, çok uzun süre çiğnenmeli ama yutulmamalıdır.

    ama ne gerek var zaten bunu geviş getirir gibi çiğnemeye? çenenize yazıktır. "gidip bir çay koyunuz"dur. yanına da konyak falan alın, ne bileyim.
  • sabah sabah derse devamlılık sağlayan, özene bözene not tutturan, işlenen konuyu yeterince idrak etmişlik hissi veren, bu iş tamamdır inancı ile insana kendini temiz ve iyi hissettiren defter, kalemkutusu ve kalem üçlüsünün yaratıcısı olan firma. *
  • şu yaşıma geldim hala vazgeçemedim dediğim bağımlılık.
    hello kitty de halt etmiş ayrıca yanında.*
  • boru cicegi
    sicak ve nemli iklimde yetisir, degisik turlerinin degisik renkte cicekleri vardir, mor ve sarmasik olaninin tohumunda lsd benzeri madde bulunur
  • oasis şarkısı. 15 eylül 1995'te single şeklinde yayımlanmıştır; b yüzünde it's better people, rockin' chair ve grubun aynı sene the verve ile gerçekleştirdikleri ortak turneye ait bir live forever kaydı vardır. (95 senesine ait bir glastonbury performansı özetle.) şarkı single olarak yayımlandıktan sonra, 2. albümün 10. sırasına konmuştur; konmakla kalmayıp bu albüme ismini de vermiştir: (what's the story) morning glory.

    bu şarkı açıkça the beatles etkileşimli oasis şarkılarına bir örnek teşkil edebilir, zira nakarat kısmı noel gallagher'ın favori şarkılarından ticket to ride'a resmen birebir denecek şekilde benzemekte. (elbette ki aynısı değil, çalma olayı olduğu da gelebilir akla; gelmeye de bilir, öyle bir durum işte.) ha keza sözlerde karşımıza çıkan ''tomorrow never knows what it doesn't know too soon'' ifadesi de doğrudan the beatles'a selam niteliğinde.(bkz: tomorrow never knows) bunun dışında, noel gallagher tarafından uyuşturucu üzerine yazıldığı söylenen bir ''trip'' şarkısıdır aslında morning glory. bunu noel gallagher kapsamında da değerlendirebiliriz aslında, elbette ki kendi deneyimlerine dayanarak yazmıştır bu şarkıyı noel; zira o dönem, uyuşturucunun belki de dibine vurduğu bir dönemdir kendisi adına.

    ''morning glory'' lafzı da esasen bu şarkı için en doğru tanımdır bana göre. şarkıya yakışan, şarkıyı hissettiren bir isimdir, içeriği tamamen yansıtmaktadır. yani şarkı hem uyuşturucu üzerine olacak, hem de boru çiçeği ve lsd ilişkisi olacak; ya da albümdeki ismiyle beraber cinsel bir imâsı olacak. nereden bakılsa isabetli ve hınzır bir isim olmuş.

    bu bağlamda son olarak noel gallagher'ın büyük oranda uyuşturucu etkisindeyken yazdığı bu şarkıyı kendi sözleriyle değerlendirmek farz olur: ''walking to the sound of my favourite tune'' dizesi, şarkı için ilk fikrin walkman dinlenirken geldiğini gösteriyormuş, aynı zamanda yürümekteymiş kendisi. ''all your dreams are made, when you're chained to the mirror and the razor blade'' dizeleri ise anlaşılacağı üzere kokain kullandığını göstermekteymiş, zaten tıraş bıçağı da kokaini bir ayna üstünde parçalara ayırmak için kullanılıyormuş.* ayrıca şarkının ilk adı blue imiş, sözleri de morning glory'den epey farklıymış.

    ayrıca bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma direk 1996 brit awards geliyor yahu istemsizce; ''yılın albümü''* açıklandıktan sonra arkada bu şarkı çalmaktaydı hâliyle albümün isim babası olarak, gallagher biraderler de alaycı hareketlerle sahneye doğru yürümekte, gözler damon albarn 'ı aramaktaydı, güzel günlerdi...
  • romantik komedi süslü, köle gibi çalışıp milletin ağzının kokusunu çekmeyi başarının yoncası sayan başka bir amerikan filmi.

    --- spoiler ---

    başroldeki kızımız, bir tv kanalındaki iş görüşmesinde işi alabilmek için her şeye razı geldiğini söylüyor, herkesten çok çalışabileceğini ve az maaş alabileceğini, kimsenin dönüp bakmadığı bir işe yıllarca sempati beslediğini hevesle anlatıyor, işvereniyse kıza acınacak durumda olduğunu söylüyor. kız tam kalkıp gitmişken, telefon geliyor gel başla diyor adam. böyle bir gerizekalı bulmuş, kaçırmayayım diye düşünüyor haliyle.
    kız da sabahlara akşamlara kadar çalışıyor, uyumuyor, yemiyor. kendisini alenen aşağılayan, pislik gibi davranan egosu tavan yapmış ve hatta bir nevi kendisinin patronluk ettiği kimselerce sözlü şiddete uğruyor. ama biz bunu film içinde ahh ne sevimli, ayy yazııkk diye izliyoruz. arkada şirin fonlar, müzikler var çünkü.
    ve işte tüm o hunharca çalışmanın sonu, onca rezilliğin ardından, ta taa, mutlu son, kızımız daha dün bir bugün iki, bir programı canlandırdı diye, en büyük kanallardan birinden teklif geliyor. he bir de unuttum, bu arada da ülkenin en yakışıklı, başarılı adamlarından birinin de gel gör ki sevgilisi oluyor, çünkü adam her ne kadar bir playboy da olsa içinde kedi gibi bir insan, masum ve saf o kızı bekleyen ıssız adam. o kız da bizim esas kız olunca, bir anda ilgili, şevkatli erkek arkadaş oluyor ve filmin sonunda hepsi mutluluktan ölüyor.
    şimdi bir şeye emek vermek demek, birinin tüm yavşak şerefsiz ithamlarına katlanmak demek olmuyor. para kazanmak da bir başkası insan gibi çalışırken, senin patronun gözüne girebilmek, yükselmek için 24 saat köle gibi çalışman demek de olmuyor. ve tüm bunları yapsan bile başarma şansın sıfıra yakın, anca başkalarının hayat hikayelerini duyuyorsun; bilmemkimin oğlu, kızı çok katlanmış ama şimdi genel müdür olmuş örneklerinden ya da filmlerden öte gitmiyor.
    bu sürekli, köpek gibi çalışın, millet ağzınıza da sıçsa geberin lan, 3 kuruş uğruna rezil edin kendinizi ama bak ucunda başarı sevgili falan var, yersen, temalı filmler ne romantik, ne komedi, ne de romantik komedi.
    bunu izleyip feyz alanın da allah belasını versin.
    --- spoiler ---