şükela:  tümü | bugün
  • bunun kaskı olsa, sabahtan akşama kadar çıkarmayacağım; gömleği olsa son düğmesine kadar ilikleyeceğim. saatlerimiz dört buçuğu azıcık geçmişken, ben hala motive olmaya çalışıyorum. akşamında mail bekleyen asilzadelere "100 trilyon dolarlık bor madenleri var lan ülkede" konulu maili, bebek ve kedili bir sunumun yanına iliştirip yollayacağım. dikkatlerini dağıtıp uzaklara gitmenin bir yolu olmalı, allah belasını versin paftasının da haftasının da.

    "cumartesi çalışmak büyük yarraktır, herkes altına yatamaz" derlerdi de inanmazdım, demezlerdi de ben uydururdum böyle şeyler. hayatım olmayan şeyleri uydurmakla, olan şeylere itiraz etmekle, olması gerekenlere küfretmekle geçiyor. kesinlikle sürekli çatışma halindeyim:

    kronik sikkoyum daima mutsuz,
    beynim bedenimle uyumsuz.
    bugün de yetişmez işler
    ne yaparım burak kutsuz

    ışıldayan dişler, tedirgin balıkçılar ve kayadan atlarken daha denize ulaşmadan pişman olan emlakçılar şahidim olsun ki, şu kainatta yapmak zorunda olduğum şeyler dışında her şeye ilgim var. timsahların mezuniyet balosu bile ilgimi çekiyor ama koyduğumun projesinin görsellerini paftada yerleştiremedim ya lan? sabahtan beri ıstırablar içinde can çekişip, kafamı halıya sürtüp ateş çıkarmaktan başka bir şey yapamadım. aklıma geleni sözlüğe yazdım, gelmeyeni eskiciye sattım. ne sattığı belli olmayan satıcılar geçti sokaktan, yarım kilo antimadde aldım. onları da dizlerime sürdüm.

    bomba ihbarı yaptım, polis geldi bedenimi aradı. asılsız ihbar deyu merkeze götürdüler, disko müziği dinlettiler saatlerce. cheri cheri lady'de helikopter dansı yaparken, geri saldılar. gidecek yerim yok, bitirecek işlerim çoktu. gerisin geri ofise girdim. kırmızı lepistesime el hareketi çektim, minik yüzgeciyle aynı şekilde karşılık verdi. karşılıklı küfürleştik.

    motive olmak için çevreme mumlar dizdim, doğru nefesler alarak içimdeki kötü ruhları kovdum. tütsü yaktım, mide bulandırıcı kokusu tüm sakinliğimi aldı götürdü. acil durumlar için sakladığım sis bombasını ofisin içine attım, kapının yerini bulamadım. dumanın dağılmasını beklerken zaman da geçti, saat beşe yaklaştı.

    tanrıya yakardım şu paftaları yapması için, "ben freehand bilyom yeaa, photoshop yaramaz" dedi. photoshop bilen adam göndermesi için ellerimi göğe kaldırdım, "grafik servisi mi lan burası?" diye davudi bir ses geldi yukarıdan. kafama yaz günü şimşek gelmesin diye, masanın altında bekledim.

    sözlükteki polemiklere bir kenarından girip "ne kadar kötülerseniz kötüleyin, bu gerçek değişmeyecek ibneler" demek istedim ama kavramlardan yine bir sik anlamadan çıktım. motive olmak için 4 ünite serum taktım beynime, saf oksijen pompaladım damarlara, ağır başlı olayım diye yarım su bardağı cıva içtim; bana mısın demedi. amına koduğumun dünyasında bir ben kaldım yine orta yerde. tek isteğim işleri bitirip yarın sabahtan akşama kadar yüzüklerin efendisi izlemek, pazartesi de ceylanlar gibi işime geri sekmek. ama bitmedi ya lan. ömür bitti, daha bu soktuğumun işleri bitmedi.

    "hep şikayet hep ağlama, artık yeni bir şeyler de; anlatacak bi sikin kalmayınca aynı konulara sardırma. şart olsun okumam, yazdığının tek kelimesini bile okumam!"

    senin okumama gibi bir opsiyonun var ben bu kafayla yaşamak zorundayım be geordie. istemediğim şeyleri yapmak, istediğim şeylere el sallamak zorundayım. ha deyince olmuyor, gak deyince et de vermiyor kimse.

    saat 12.00 olsun başlayacağım dediğimi hatırlıyorum saatler önce, saat 17.00 oldu ben hala bir şeyler bekliyorum.

    bekliyorum, yarıda kalmış hayatların lanetli hayaletleri bedenimi terk etsin, isimsiz ormanların ozanları adıma şarkılar yazsın, zeytin ağaçları bana yardım ve yataklık etsin, bir kılıcım ve bir atım olsun, nehirlerin üzerindeki asma köprülerden geçerken dağların sarp yamaçlarına bakayım diye. bekliyorum, 50 sene önce olmadığım ve 50 sene sonra olmayacağım bir hayat molasında kafama estiği gibi davranabilecek gücüm olsun diye; kimseye boyun eğmeden geçsin diye sonraki yıllarım, bir köşede iş yapmasam bile akşamı bekliyorum. hayatı peşin ödüyorum, sefasını sonra çekeceğim.

    film şeridime bakarken "başlarda baya bir daraldım ama sonra iyi toparladım lan" demek için bekliyorum. "bunu hakettim" demek için.
  • doktoruma göre bende dopamin eksikliğinden dolayı motivasyon azmış. yıllardır bir kişi de demiyor ki dopaminin var mı, lazım mı diye. insanlık ölmüş.
  • insanin bir ise baslamasini saglayan, gudu.

    " tam bir yil once, bugunden baslayarak her sabah 15 dk erken kalkip egzersiz yapsaydin su anda oldugundan ne kadar guclu olurdun tahmin edebiliyor musun? bunu bugunden itibaren gerceklestirmeye baslarsan, seneye ne kadar dayanikli olacagini fark edemiyor musun?

    kimse senden profesyonel olmani beklemiyor. buna potansiyeli olan milyonlarca insan var dunyada. sadece belirli sayida insan o disiplinle yasayabilir.

    sorun su ki;
    su anda dunyanin bir yerinde 'o' senden daha saglikli yasiyor, senden iyi besleniyor, senden cok antrenman yapiyor veya sadece genetik olarak senden ustun... seninle karsilastiginda -artik trafikte mi olur, evine hirsiz olarak mi girer... ornekleri sen benden iyi biliyorsundur muhtemelen- senin agzini burnunu kiracak.

    sen oturmaya devam et bilgisayarinin basinda. pısırık!

    biliyordum ben bunun basima gelecegini demek icin sonuna kadar okudun bu yaziyi. yoksa sonuna kadar gidebilecegin pek bir sey oldugunu sanmiyorum hayatinda. " seklinde orneklendirilebilir.

    etkili olmasi acisindan, kisiye hal ve durumu hatirlatilarak, kaniksadigi, rahatsizlik verici noktalara dikkat cekilir. kismen dogru, kismen abartili olabilir bu kisimlar. yapilacak isin kalitesini artiriyorsa, bir sakincasi yoktur bu durumun.

    hadi git simdi bol sekerli cayini ic sen. simit ye. koca gobekli, pis sisko. tespit yaparsin ancak burda zaten...
  • zorlu ve stresli dönemlerde kendi kendinizi motive edebilmeniz ekmek yemek ve su içmek kadar yaşamsal öneme sahiptir. moralleri bozularak motivasyonlarını kaybeden insanlar pili bitmiş telefona dönerler. en son model telefonun her şeyi sapsağlam olmasına rağmen eğer enerjisini tüketmişse hiç bir işe yaramaz. insanlarda motivasyonlarını kaybettikleri ve enerjilerini tükettikleri zaman tüm bilgi ve becerileri yok hükmüne geçer. motivasyon eksikliği insanların hayatlarını tüketir,şirketleri batırır,orduları bozguna uğratır ve ülkeleri çökertir. bu sebeple motivasyon ve özellikle kendi kendinizi motive edebilme, önemli becerilerden biridir.

    bugün sizlerle kendi kendinizi motive edebilmenin 3 bilimsel yolunu paylaşacağım.

    1) olumlu düşünün

    insanlar olumsuz düşündükleri zaman tembelleşmeye başlar ve benzini bitmiş araba gibi yalpalayıp dururlar. tüm bilimsel araştırmalar olumlu ve mutlu insanların daha üretken olduklarını ve ne yapıyorlarsa o işte daha başarılı olduklarını ortaya koymuştur. peki eğer olumsuz düşünceler ve bıkkınlıklar kafamızı doldurmuşsa kendimizi olumlu düşünceye nasıl sokabiliriz ?

    bunun en kolay yolu "ilerleme farkındalığıdır". insanlar sürekli ilerlemek ve gelişmek isterler eğer öyle olmasaydı bugün bu yazıyı elektronik bir cihazdan okumak yerine mağaranızda elinizde çer çöp ateş yakmaya çalışıyor olurdunuz. aslında hiçbirimizin hayatı tamamen durgun değildir ve bizler fark etmesek de ilerlediğimiz bir alan mutlaka vardır. moraliniz bir alandaki durgunluk yüzünden bozulduğu zaman hayatınızın diğer alanlarındaki ilerlemelere dikkatinizi vermeniz lazımdır.

    örneğin bir firmada satış elemanısınız ve o hafta hiç satış yapamadınız. bu alanda yaşadığınız durgunluğa odaklanıp moralinizi bozacağınıza hayatınızın geneline bakın. örneğin o hafta uzun süredir masanızın üzerinde bekleyen bir kitabı vakit bolluğundan okudunuz diyelim. kendinizi hemen bu başarınız için kutlayın. hatta bir defter tutun ve her gün yatmadan önce o gün başardığınız ve ilerleme kaydettiğiniz her ne varsa yazın. bunu yaptıkça moralinizin giderek düzeldiğini ve daha da olumlu düşünmeye başladığınızı fark edeceksiniz. eğer belli bir alandaki durgunluğunuza kendinizi odaklarsanız diğer alanlarda başarılı olmanıza rağmen moralinizi bozar ve diğer alanlarda da bozguna uğramaya başlarsınız. müthiş bir tablo yapmış olmasına rağmen sadece ufacık bir yerde "kendine göre" yanlış bir renk kullandığı için kafasını duvarlara vuran ressam gibi olmayın.

    2) kendinizi ödüllendirin.

    ödül herkesi motive eder ve eğer kimse sizi ödüllendirmiyorsa bunu kendiniz yapın. araştırmalar insanların ömürleri boyunca yaptığı tüm eylemlerin en az üçte birini ödül karşılığında yaptıklarını göstermekte. kısacası ödül en kısa yoldan motivasyon aracıdır. örneğin kendinize her hafta bir yapılacaklar listesi oluşturun. bu listede yazan maddelerden yaptıklarınızın üstünü çizin ve bu ne kadar ufak bir şey bile olsa kendinizi ödüllendirin. diyelim ki evinizde uzun zamandır damlatan musluğu kendi başınıza tamir ettiniz. hemen bu başarınız için kendinize ufacık da olsa bir ödül verin eğer hamburger yemekten hoşlanıyorsanız gidin güzel bir hamburger menüsüyle ziyafet çekin. ödül ve kazanma duygusu, kaybetme duygusuyla da besleyebilirsiniz. mesela uzun zamandır yapmanız gereken ama sürekli ertelediğiniz bir iş var diyelim. en yakın arkadaşlarınızdan birine 100 tl verin ve eğer yapmanız gereken işi belli bir tarihe kadar yaptığınızı kendisine gösteremezseniz o parayı harcayabileceğini söyleyin, eğer ertelediğiniz işi zamanında yapar ve arkadaşınıza ispatlarsanız parayı geri alacaksınız. ( hatta daha güzeli parayı geri aldığınız zaman arkadaşınızla güzel bir kahve içerek olayı kutlayın). kısacası ne yaparsanız yapın kendinize iyi davranmayı ve ödüllendirmeyi unutmayın. kısa zamanda motivasyon seviyeniz yükselecektir.

    3) çevre baskısını kullanın.

    insanlarda garip bir huy vardır. kendi başlarına kalsalar yapmak için ellerini oynatmayacakları şeyleri "etraf ne der" sihirli cümlesini duydukları zaman hemen yapıverirler. bu insan psikolojisinin çevreye ve diğer insan gruplarına uyum sağlama ve dışlanmama eğiliminin sonucudur. bu eğilimi kendinizi motive etmek için kullanabilirsiniz. etrafınızı başarılı ve hayatlarını değiştirmeye çalışan insanlarla doldurun. bu tür insanların bulunduğu gruplara,derneklere ve oluşumlara katılın. yüksek standartları olan ve hayatlarında olumlu hamleler yapmak isteyen insanlar sizi ister istemez standartlarınızı yükseltmeye ve değişmeye zorlayacaklardır. unutmayın etrafınızdaki en yakın beş kişinin ortalaması haline dönüşürsünüz. bu yüzden çevrenizi başarılı ve motivasyonu yüksek insanlarla doldurun. etrafınızda sürekli kötümser ve sizi aşağı çeken insanlar bulunuyorsa kendinizi motive etmeniz çok zor olacaktır. araştırmalar çevremizdeki insanların her tür alışkanlığının zaman içinde bizi de etkilediğini gösteriyor. örneğin sağlıklı beslenmeye özen gösteren insanlarla bir aradaysanız zaman içinde kendiniz bile farkında olmadan sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmaya başlarsınız.

    toparlarsam.

    kendinizi motive etmek çok önemlidir ve bunun için olumlu düşünmek, kendinizi sık sık ödüllendirmek ve çevrenizi başarılı,hedefli insanlarla doldurmak size büyük fayda sağlayacaktır.
  • kesinlikle bende ters tepki yaratıyor. "motivating wallpapers" diye zıkkım bir klasör buldum bilgisayarın içinde, benden önce çalışan çocuk da motive olamıyormuş sanırım, hangisine baktıysam işten daha da nefret ettim. elli tanesine sırayla tıklayıp aşırı yükleme yaptım ve önümüzdeki iki hafta sektöre artı değer katmayı düşünmüyorum. bu kadar iğrenç sloganlar, gaza getiren fotoğraflar, tıraş söylemler olmaz olsun. baronlara köleliği arttırmaktan başka bir sike yaradığı da yok. bu baron lafına taptığım kadar allah'a tapsam peygamber olurdum. heleeee.

    neyse, kafama şimşek çakmadan motivating wallpapers'tan birkaç kuple sunayım, belki ihtiyacı olana yarar. hepiciği ingilizce bir de, londra'da çalışıyoruz sanki ammanaski.

    "a minute's success pays the failure of years"

    "keep a hawk's eye on your target"

    "they may forget what you said, but they will never forget how you made them feel."
  • türkçeye gaza gelmek olarak çevrilmesi gereken kelime.

    kaç haftalardır işten geç çıkıyorum, akşam işten çıktıktan sonra en az bir saatim dolmuş-metrobüs-dolmuş olmak üzere yollarda geçiyor. eve geldiğimde en erken saat 10:30 oluyor ki, duş al yat derken 11:30, sosyal hayat sıfır.

    mutsuzluk had safhada, yorgunluktan bitkinlikten hasta olucam diye de korkuyorum, artık geçen gün dayanamayacak bir hala geldim, 5 saatlik aralıksız toplantının ardından, akşam da işe kalınca yüzüm yine düştü tabi benim. müdür sen niye bu kadar kötü oldun dedi, yorgunum bitkinim, haftasonu da ankara’ya gitmiş gelmiştim dinlenememiştim hiç. o kadar şey söylememe rağmen vicdan yok tabii işe devam ettik. sunay akının tiyatrosuna aldığım biletim bile yandı bu iş yüzünden.

    bir hafta sonra müdür beni yanına çağırdı, genel müdür yardımcımızla konuştum, eğitimlere çok önem veriyor biliyorsun, viyana’da ve newyork’da staj düşünüyoruz başarılı, özverili çalışan, akşamları kalan personel için, ben de seni düşündüm, gitmek ister misin dedi, gözlerim ışıldadığını ben bile hissettim, karşı tarafı düşünemiyorum, tabii ki dedim, çok isterim. o anki saçma mutluluğumu kelimelerle anlatamam herhalde, onca günkü eve geç gitmelerim, yorgunluğum, sinirliliğim gitti sanki yerine pamuk herşeye tamam hemen diyen, mutlu mesut biri geldi. o gün akşam da kaldım ama bir defa bile oflamadım, isyan etmedim.

    işte motivasyon bu olsa gerek.
  • en başta nefes almanın bir anlam taşıdığına inanmayı gerektirir. en temeli budur. eğer ki buna inanmıyorsa kişi, hayatında yaptığı her şey ama her şey eğreti olacaktır. ya hiçbir şey yapmamayı seçer ya da yaparmış gibi görünmeyi. yaparmış gibi görünmek de netice de bir şeyler yapmak olduğundan tabi, kimi zaman kendini kaptırıverir; 'aa ben de yaşıyormuşum' gibi. ama sonra işte, bir şey olur bir yerde, herhangi bir şey, hop yine kendini boşlukta asılı bulmamış mı? depresyon, karamsarlık vs. vs. gibi isimler takar buna fakat aslında içinde bir ses fısıldar: 'işte gerçek bu, hiçbir şeyin bir anlamı yok. öylesine bir hayat yaşıyorsun, çalışırken, kazanırken, kaybederken, severken, üzülürken, yürürken, yüzerken, koşarken hissettiğin her şey tam bu anda yok oluyor ve sen aslında hiçbir şey yapmazken gerçeğe ulaşıyorsun. dünyanın devamlılığına bir katkıda bulunmak dışında bir anlamın yok en nihayetinde. hem de bu korkunç, berbat, yok olmasını tüm varlığınla istediğin dünyanın' ses bu, susmak bilmez, durmadan konuşur bıraksan. oysaki onca insan var dışarıda, bir şeylere inanabilmiş, iyi olan, iyi şeyler yapan. onlardan biri olmak istemekle onlardan uzaklaşmak arasında gidip gelinir yine.
    ama yapılacaklar bellidir; her şey yerli yerine konacak, notlar alınacak, verilen sözler yerine getirilecek, sorumluluk alınacak. her şeyi bırakmak henüz istenmiyor, demek ki hala bir şeyler var motive olunacak. nedense.
  • sıfıra yaklaştığında; insanı her türlü aktiviteden soyutlayan, mental gücünü donduran, kaati bir kötümserlik yaratan kavram..
  • yaşamınıza gelen değişimdir.

    bir anne adayı artık yalnız olmadığını öğrenir ve motive oluverir. artık sigara yoktur, kahve içmeler bitmiştir, çikolata rafa kalmıştır, geç uyumalar, içki alemleri, duman altı ortamlar yerini daha saf, daha temiz, daha sağlıklı bir yaşama hem kendi hem de bebeği adına merhaba der.

    motivasyon bir eylemi isteyerek yapmamızdır, en sevdiklerimizden vazgeçmemizdir.
  • yoklugu o kadar boktan ki.