şükela:  tümü | bugün
  • çok kötü hissediyordum, depresyon falan şekillerdeydim. ayvayı yemişim. ama baya bi sağlam yemişim hani. hani bazen hayat size aparkatı bi çakar ya böyle sağ alttan. işte öyle yemişim ayvayı anlıyor musunuz? bazı durumlarda hayat soyut yollardan duygusal olarak yapıştırır sol kroşeyi. bazen de duygusala gardınızı almışken aparkatı yersiniz karaciğerinize. benim yediğim de bu aparkat gibiydi işte. baya somuttu. elle tutulur hale gelmişti. öyle bir elle tutulur haldeydi ki 20 bin liralık kyk borcuna dönüşmüştü. okulun bitmesine bir ay kalmış bir belirsizliğe dönüşmüştü. hepsinden öte yakınlarından bile yardım isteyemediğiniz, ringin köşesinde duran ve kaşınıza zımba dikişlerden atacak olan ailenizden, arkadaşlarınızdan bile kaçtığınız hale gelmişti. gel gör ki sınav haftasına denk gelmiş bir de. siz normal insanlar beni moralim bozuk görünce sınavlar kötü geçti falan sanıyorsunuz. sınav kötü geçer mi oğlum? sınavlar kolaydır. zor olan başka bir şey var ama bilemiyorsun işte. böyle bilemeyince ekşiye girin. hep girerim ekşiye.

    en popüler üç başlık vardır ekşide. kyk borçlarının silinmesi, bedelli askerlik ve rezalet başlıkları. bu üçünden herhangi birine denk gelirseniz gününüz mükemmele döner. zira hayatın boktanlığı ve çürümüşlüğü hakkındaki dondurma kabında saklanmış soğuk ve karanlık düşünceleriniz, bu başlıklardaki sıcaktan erimiş beyinlerden taze çıkma sıçmık kokulu fikirlerle karşılaşınca ortamdan uzaklaşacaktır.

    ilk başta rezalet başlıklarından bahsedelim. tamam bahsettik. onlara bu kadar yer ayırmamız bile yeterli. sonra elimize 6000 liralık telefonumuzu alıp youtube’a girelim. şaka len ne 6000’i 650 liraya aldım benimkini ben. param yok diye mi sandınız? yooo, daha iki gün önce kadıköy’de bira içiyordum. bilmeyenlerin ufkunu iki katına çıkaracak bir bilgi vereyim tanesini 16 liradan satıyorlar biranın. zengin olmasam nasıl gideyim lan oraya? orda arkadaşlarda var hep 6000 liralık olan telefonlardan, ben onlarınkileri şöyle bi elime alıp bırakıyorum. bir de güzel sarılıyorum vedalaşırken onlarla. böylece 300 liralık parfümlerinden de nemalanıyorum. işler böyle bizim yaşıyoruz bu hayatı.

    kadıköy’de biralardan sonra midye yiyelim dedik yürüyoruz bahariye tarafına, bi tane deliyle karşılaştık. adama deli diyorum çünkü bir tek ben durdum. arkadaşlar falan hep gittiler. ben yarım saat falan konuştum adamla. konuştum dediysem hep adam konuştu. tipi anlatayım diyeceğim ama anlatacak bir şey yok bildiğin evsiz işte. bankta oturuyordu bizi görünce kalktı, millet gidince oturdu geri. sana mı kaldık der gibi baktı bana ama çaresizce anlatmaya başladı. ne anlattı dinlemedim. en son da sordum sen ne anlatıyorsun abi diye, hemen ya gençlik şöyle böyle demeye başladı. motivasyon konuşması lazımmış bize. dedim ki sylvester stallone gelse motive edemez beni. yarın sınavım var dayı diyip kaçtım oradan. arkadaşları aradım açmadılar. ben de eve döndüm uyudum.

    ertesi gün sınava girdim çıktım derken bi eve gitmem lazım oldu. ev derken memleket olana. uzak lan orası nasıl gidicem hem devamsızlıktan da kalırım diyodum ki hocayla konuşmak geldi aklıma. çıktım hocanın odasına girdim içeri nasılsınız hocam iyi misiniz falan. sınavı sordu bana nasıl geçti diye. sonra ilki kaçtı diye de sordu. sonra saçlarımı kestirmiş olmamdan falan da bahsetti. ben soruyorum kendime hep lan bu adam beni nerden tanıyor diye. en son da dedi ki git memleketine benden de selam söyle. bunu öyle bir babacan ses tonuyla söyledi ki benim hayatımda en çok güvende hissettiğim andı o an.bütün o boktan his falan uçtu gitti. 21 yaşımda mutluluk kelebeklerine döndüm. hemen arkadaşlarıma anlatmaya indim aşağı. onlar çoktan kyk borçlarının silinmesi gerektiği ve bedelli askerliği nasıl yapacaklarını konuşmaya başlamıştı bile. bu şanlı görevi üstlendim ve onlara bir motivasyon konuşması yaptım. dedim ki;

    “let me tell you something you already know. the world ain't all sunshine and rainbows. ıt's a very mean and nasty place and ı don't care how tough you are it will beat you to your knees and keep you there permanently if you let it. you, me, or nobody is gonna hit as hard as life. but it ain't about how hard ya hit. ıt's about how hard you can get hit and keep moving forward. how much you can take and keep moving forward. that's how winning is done!”

    3 tanesi ne diyon la değişik biz ingilizce bilmiyoruz dediler. sonuncusu da rocky lan bu siktir git dedi. siktirip gittim ben de memlekete. selamını da söyledim hocamın. hatta ayva götürücem burdan hocama. güzeldir bizim buraların ayvası...