şükela:  tümü | bugün
  • sanayiye gitmeyi sevmeyişimin önemli sebeplerinden biri. tokalaşmak zorunda değiliz be usta elimi kolumu niye yağ yapıyorsun şimdi?
  • elini değil, kolunun elden sonra gelen uç kısmını uzatıyordur. bilek midir, ön kol mudur bilemedim şimdi.

    kirli eline değmemeniz için de elini içe doğru kıvırır.
  • yalanını sikeyim senin.

    çocukluğumdan beridir sanayiye gidip, geliyorum. hem işim icabı, hem arabaların bakımı için. bugüne kadar eli yaptığı zanaat yüzünden kirlenen hiçbir ustanın, çıplak eliyle benimle tokalaştığına şahit olmadım. @2'ninde yazdığı gibi, bilek kısmını size uzatırlar. insanları karalayıp, durmayın amk. soktuğumunun burjuva sıçmıkları sizi.

    konu ile alakalı anı editi: konuyla alakalı bir anımı anlatmak istiyorum. lise yılları biraz serseri takılıyordum. ayrıca; paranın kıymeti bilmeyen dangalağın biriydim. babam beni 15 yaşımda sanayiye, mekanik işi yapan bir servise çırak olarak verdi. başlarda her şey çok çileli, çok yorucuydu. bir zamandan sonra sanayi ortamının o sıcak muhabbeti ile beraber, negatif olan her şeyi unuttum. sevmiştim sanayi ortamını.

    yağı sökmesi için özel olarak alınan temizlik maddeleri bile çoğu zaman işe yaramazdı. ellerim kapkara bir vaziyette dolaşırdım ortalıkta. insanların bana olan bakışları gün gibi aklımda. neyse; gelen müşterilerle ben muhattap olmazdım. bir gün usta cuma namazına gitti. ben dükkanda boş boş takılıyorum. cuma saati ortalıkta kimse yok. o sıra içeri iyi giyimli bir adam girdi. öncesinde, yemek yiyeceğim için ellerimi tinerle yıkamıştım. ancak, tiner yağ lekerinin çoğunu sökebiliyordu. çatlamış, kurumuş ve kabuklaşmış ellerim sanki bir çocuğa ait değildi. "hoşgeldiniz" dedim. adam beni kaale bile almadı. ortalıkta geziniyor öyle. ben durumu çok içerledim, inanılmaz kafaya taktım. tamam, çocuk olabilirim ama, delikanlılık gururu var içimde. insan ağız ucuyla olsa bile karşılık verir en azından. gittim yanına elimi uzattım. tekrar; "hoşgeldiniz" dedim. "o elinle tokalaşmamı beklemiyorsun heralde?" dedi. hiçbir şey söyleyemedim. çingene çocuğu gibiydim. pas içinde, yağ içinde, toz içinde.. adam beni insandan bile saymadı. ne sözlü olarak karşılık verdi, ne de fiziksel olarak temas kurdu.

    akşam eve gittiğimde durumu babama anlattım. anlatırken bir ara gözlerim sulandı. babam benim o halimi görünce sıkı sıkı sarıldı. "şimdi anlıyorsun di mi emekçi insanların halini" dedi. o gün anlamıştım. o gün babam bana hayatında hiç olmadığı kadar sıkı sarılmıştı. akşam erkenden enerji depolamak için yattım yatağıma. kıl diplerime girmiş yağ lekeleriyle, tiner kokan ellerimle yattım. yatağıma sinen tiner kokusuyla tavana bakakaldım.

    insanlara karşı biraz olsun empati kurun. başlığı okurken bile gözlerim doldu. ayıp amına koyayım, ayıp!
  • elleri kapkara olsa da o artık derinin içine işlemiş ve kurumuştur, yani senin eline bulaşacak bir yağ değildir. adam elini cifle yıkayıp üstübüyle silmiştir falan ama o karalığı çıkarmak için benzin gerekir. ilk anda "eheh elin bok gibi istersen tokalaşmayak" havasına girersen arabana da ona göre muamele edebilirler aman diyim. korkma tokalaş.
  • iğrençtir.
  • eğer torna, freze işiyle uğraşıyorsa eli yağa ek olarak metal tozuyla da kaplıdır.
    el tokalaşmak için uzatılmadan önce üstübü ile silinir, sonra uzatılır.
    iğrenç değildir, elinize biraz bulaşabilir. biraz da kokar ama olsun sevdiğim kokudur.
  • bundan iğrendiği için yetkili servise gidip 60 liralık bujiye 300 lira bayılan dangalaklardan birinin açtığı başlık.