şükela:  tümü | bugün
  • bugün çektirdim ben, ne salak işmiş o öyle 40 dakika boyunca nefes al-bırak-tut-bekle-bekle-bekle-bekle ulan nefessiz kalacam, bıraaak oooooooh. bi de fonda o cıstıtak cıstak cıstıtak cıstak şeklindeki kompresör sesleri, beste yaptırır adama. gözünü kapat yarı uyku modu en ideali. görüntü alırken aletin çıkardığı diğer sesler ise başka boyut. koca bir teknolojik aletin içindeki tünelimsi boşluğa tıkılıyorsun ve hissiyat aynen şu: kesin uzaylılar tarafından kaçırıldım beni inceliyorlar.
  • bugün ben de kbb uzmanı doktorun talebi ile hem ilaçlı mr hem de tomografiyi arka arkaya çektirmiş bulundum.

    ilaçlı olan mr çekimi için öncesinde damar yolu açılıyor, metal malzemelerden arınmış şekilde mr odasına alınıyorsunuz ve size gerekli açıklamalar yapılıyor. tek ve en önemli nokta hareketsiz şekilde kalmanız aksi halde cihaz içerisinde kalacağınız süre katlanarak artacaktır.

    cihaz içerisine sizi yerleştirdikten sonra acil durum butonu (vb) gibi bir şeyi elinize tutuşturuyorlar ve kendinizi kötü hissettiğiniz anda bunu kullanabileceğinizi söylüyorlar. zira başka şekilde haberleşme imkanı yok çünkü sizi asla duyamazlar.

    mr çekimi sırasında çok değişik ritmlerde ve yüksekliklerde ilginç ve korkutucu sesler duyacaksınız ama kendinizi rahat bırakırsanız, gözlerinizi kapalı tutarsanız ve başka şeyler düşünürseniz (iç muhasebe, neydim ne oldum vb) bir süre sonra hiç rahatsız olmayacaksınız.

    eğer ilaçlı mr çekiliyorsa çekimin ikinci kısımında kolunuzdaki damar yolundan ilaç verilecek ve kolda hafif bir yanma hissi duyabilirsiniz ama 15-20 sn de bu his azalmaya ve yok olmaya başlayacak. bu sekans da tamamlanınca gelip sizi cihazdan çıkaracaklar ama acele etmeyin 30-40 sn oturarak bekleyip sonra ayağa kalkmaya çalışın.

    benim beyin ve kulak mr'ı çekildi yaklaşık 25 dk sürdü ve ilacın herhangi bir yan etkisini görmedim, ilacı vücuttan atmak için bol bol su içilmesi önerilmektedir.

    kısacası korkulacak bişi yok, radyasyon yok sadece kapalı bir alana girip bir süre hareketsiz kalmanız gerekecek.
  • tecrübelerimi şöyle yazayım:
    daha dün girdim. göt attım resmen. ilk girdiğimde nefessiz kalma korkusu başladı. aradan 5-10 saniye geçtikten sonra nekadar pis olduğunu düşündüm, hijyen 0. tabi bunları düşünmem çok kısa sürdü arkadan metal beati gibi sesler başladı. resmen gitarist solo atıyordu. gözlerimi kapattım ve ritme ayak uydurdum. bir an önce bitmesi için uyumak istedim ama gitarist izin vermedi.
  • kabir provası.

    önce küçük, daracık bir odaya aldılar. oturacak bir şey bile yok. “elbiseler çıkarılacak” denildi. iki askı, asıyorsun her şeyini.

    sonra “üzerinde hiçbir şey kalmasın” dedi görevli. yanıma alabileceğim bir şey kalmadı.

    para, pul, kredi, banka kartı vesaire. hepsini bırakmak zorundasın.

    sonra loş mu loş ve buz gibi bir oda. devasa bir metal tabut gibi bir şey.

    uzanıyorsunuz.

    “üşüyorum” dedim ama demez olaydım. bembeyaz bir örtü serdiler mi üzerime?

    kefeni de giymiş olduk böylece.

    uzanmışken elinde sorularla dolu bir kâğıtla biri belirdi.

    ne anam kaldı ne babam. tüm ailenin hastalığından sağlığına, alerjisinden kötü alışkanlıklarına kadar her şeyi teker teker sormaya başladı.

    içki, kumar sigara..

    galiba kumarı sormamış olabilir, artık net hatırlamıyorum.

    hepsini teker teker not aldı.

    sonra avcunda tuttuğu iki küçük parça modern, silikondan pamuğu uzattı.

    “biz mi tıkayalım, sen mi tıkayacaksın kulaklarını” diye sordular. silikonları kulaklarıma yerleştirdim. artık sesleri daha boğuk duyuyordum.

    uzandım, uzandığım vinleks yüzeyin serinliği insanın içini ürpertecek cinsten.

    çenemi de bağladılar başımla beraber sabitlediler. artık sadece nefes alabiliyorsunuz… upuzun, bir meyyit gibi…

    “ne kadar sürecek?” diye soracak oldum, “o belli olmaz durumuna bakacağız” dedi sanırım. tam olarak duyamadım.

    son anda sağ avcuma bir tansiyon aleti pompasına benzer bir şey iliştirdiler. “panik butonu” dedi görevli…

    bir nebze olsun rahatlatmak için sanırım.

    ve metalik bir gürültü ile fırına giren upuzun tepsi gibi, ya da morg çekmesine yerleştirilen ölü…

    harala gürele ilerlemeye başladım daracık metal kabinde.

    kabin ve kabir…

    bu kadar birbirini çağrıştıracaklarını asla tahmin edemezdim.

    insan yaşamadan hakkalyakîn bilemiyor elbette.

    hafif bir şiddetli çarpma ile mekanizma durdu.

    son anda, “gözlerimi açayım mı, kapatayım mı?” diye sormuştum da “fark etmez” demişlerdi.

    göçümü açtım… her şey dümdüz. hiçbir hayat emaresi yok. nerede olmadığım bir hoparlörden oldukça soğuk ve boğuk bir ses duydum.

    “artık kımıldamayacaksanız. ikinci bir komuta kadar…

    şehirlerarası lokantaların anonsuna benzettim komik bir şekilde.

    ağzımı bile kımıldatmadım tedirginlikten.

    ve dünyada hiçbir sese benzemeyen tuhaf sesler gelmeye başladı. kah transistörlü bir radyodan yükselen uzun dalga arayışındaki frekans gürültüsü, kah devasa bir iş asansörünün zincir sesine benzer desem yanlış olmaz.

    ışın mı, ışık mı, ses mi, umut mu bilemedim.

    mr cihazı mıydı yoksa tabut mu?

    yarım saate yakın o sesler eşliğinde sadece nefes alarak durmak kadar ölümü düşündüğüm bir başka an olmamıştı sanırım.

    artık bulunduğum yeri kabullenmiştim ki, hareket etti metalik tepsi ve beni bu postmodern kabirden dışarı çıkardı…

    galiba cihaza giren kişi ile çıkan kişi aynı olmuyor artık.

    aklıma bediüzzaman’ın o enfes flash-forward metaforu geldi.

    hani onyedinci lem’a’da anlatıyor ya:

    “işte, kabrime girdim, kefenime sarıldım.

    teşyîciler beni bırakıp gittiler. senin af ve rahmetini intizar ediyorum. ve bilmüşahede gördüm ki, senden başka melce ve mence yok. günahların çirkin yüzünden ve mâsiyetin vahşî şeklinden ve o mekânın darlığından, bütün kuvvetimle nidâ edip diyorum:

    “el-aman, el-aman! ya rahmân! yâ hannân! yâ mennân! yâ deyyân! beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar! yerimi genişlettir! ilâhî, senin rahmetin melceimdir ve rahmeten li’l-âlemîn olan habibin, senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. senden şekvâ değil, belki nefsimi ve halimi sana şekvâ ediyorum.

    “ey hâlık-ı kerîmim ve ey rabb-i rahîmim! senin said ismindeki mahlûkun ve masnuun ve abdin, hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelîl, hem müsi’, hem müsin, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip senin dergâhına avdet etmek istiyor.

    senin rahmetine iltica ediyor. hadsiz günah ve hatîatlarını itiraf ediyor. evham ve türlü türlü illetlerle müptelâ olmuş, sana tazarru ve niyaz eder.

    eğer kemâl-i rahmetinle onu kabul etsen, mağfiret edip rahmet etsen, zaten o senin şânındır. çünkü erhamürrâhimînsin.

    eğer kabul etmezsen, senin kapından başka hangi kapıya gideyim? hangi kapı var? senden başka rab yok ki dergâhına gidilsin. senden başka hak mâbud yoktur ki ona iltica edilsin.”

    belki bir lütuf idi tam olarak bilemiyorum.

    kabre girmeden provasını yapmak bir ödüldü belki de.

    kabirde elime panik butonu iliştirmeyecekler zira!

    (n.hazar)
  • ınsanlardaki abartı sevdasının haddi hesabı yok. ms hastasiysaniz en yakın arkadaşınız oluyor mr. önce ilaçsız, sonra ilaçlı çekiliyor ve takribi 1 saat civarı sürüyor. o kadar çok girdim ki anılarımı yazacak kadar yer edindi hayatımda ama bir kere bile satirlarca edebiyat yapmadım. insanlar cidden çok ilginç ya.
  • tamam farklı korkularınız olabilir normaldir, klostrofobik olabilirsiniz onu da anlarım fakat bu korku üzerine edebiyat yapmak da neyin nesi ? mübalağa ettiğinize değse bari.
    tanım: içinde genelde uyuduğum, tanı koymak amacıyla kullanılan güçlü bir magnet
  • bugün geçmeyen kulak çınlaması ve baş ağrısı sebebiyle beyin için olanını ilk defa deneyimlediğim tabut şeysi.

    burada 13 sayfa boyunca yazılan şeyleri tekrarlamayacağım ama, klostrofobisi ya da anksiyetesi olan insanların girerken psikolojik olarak iyi hazırlanması gerekiyor. ben hiç bir şey okumadan, gürültüden vs. habersiz ve sakin bir şekilde girdim ama ilk 30 saniyede nabzım 130-140'a fırladı eminim. çünkü personel hanımefendi ben fırına verilirken sadece "yüksek ses duyabilirsin" dedi ve 5-6 dakika süreceğini söyledi biz de tamam dedik girdik ama..biri iş makinasıyla kabini deliyor, iki saniye sonra hastanenin bütün alarmları çalıyor, sonra bir beş saniye silahlar patlıyor... kulak çınlaması diye gittik aq insan bize de bir kulaklık verir, bir panik butonu verir. zaten dar ve kıpırdayamıyorsun, yemin ederim bi noktada kabini tekmeleyecektim.

    neyse ki 2-3 dakika sonra kendimi toparladım, zaten sesler tekrara düşünce alışıyorsunuz, başka şeyler düşünmek de iyi geliyor. ama herkes bu şekilde telkin edemeyebilir. bilinçli şekilde girilirse atla deve bir işlem değil, ikinci defa girsem uyuyakalırım dedim hatta ben swh.
  • ölümle daha iyi yüzleşebilmek için bir gün açık bir mezarda yatma düşüncem vardı, bu makineye girmek daha temiz oldu. çünkü baya mezara yatar gibi yatıyorsun. klostrofobisi olan arkadaşlar kusura bakmasın ama ben sevdim, istediğimi aldım. klostrofobisi falan olmayanlar için abartmaya gerek yok, uyku tulumuyla yattığınızı falan düşünün, techno müzik çalan mis gibi son teknoloji makine.
  • istanbul avrupa yakasında önerebileceğiniz bir merkez var mı acaba sigortam yok ücreti nedir onu da yazarsanız mutlu olurum.
  • yakin zamanda cektiren varmi mr cekileli yaklasik 3 hafta olacak sonuc hala elime ulaşmadı napmam gerektiginide bilmiyorum su durumda hastahaneye gitmek istemiyorum bi onerisi olan varmi