şükela:  tümü | bugün
  • beyni kanatan bir filmdir. muzikleri ve anna karakterine bayildim
  • yıllardır izlemeyi ertelediğim şimdi izlediğim film 10 numaraydı.
  • insanın kafasına dank eden filmlerden.
    izleyin mutlaka etkileneceksiniz.
    fazla yorum yapmadan aklımda kalan repliklerden birkaç tane bırakıp gideyim ben.
    --- spoiler ---

    hiçbir seçim yapmadığınız sürece her şeyi mümkün kılarsınız.

    bir daha hiçbir şeyi şansa bırakmayacağım.

    gün gelir, hayattaki her şey çekilmez görünür göze. seçimler çoktan yapılmıştır. elimden ancak hayatıma devam etmek kalıyor.

    yaşayabileceğim bütün hayatlardan tek bir hayat için vazgeçtim.

    sonuç kötü de olsa her şey olacağına varıyor.

    hayatta tek bir fırsatın olur. kötü bir seçimse bununla baş etmen gerekir.

    ölmekten korkmuyorum. yeterince hayatta katılmadığım için korkuyorum.

    bütün okul tahtalarında şu yazmılıdır: hayat bir oyun bahçesidir ya da hiçbir şeydir.

    seçilen her yol doğru yoldur.

    yaşanılanlar bambaşka şekillerde vuku bulabilirdi ancak öyle olsa dahi yine de aynı mana ve değeri taşırdı.

    -ölümden sonra yaşam var mı?
    -sen kendinin var olduğundan nasıl bu kadar emin oluyorsun?

    önceden neler olacağını bilmediğinden seçim yapamıyordu. şimdi ne olacağını bildiği için seçim yapması imkansızlaştı.

    hayatımın en güzel günü bugün.
    --- spoiler ---
  • felsefik, psikolojik bir jered leto filmi. bir filmden öteye gitmiş, bizlere hayatı sorgulatmış, mükemmel bir filmdir. bilimin bir teorisinden yola çıkarak hayat hakkında fikirlerini açıklayan yaşlı adamın filmidir bu:

    -yaşayabileceğim bütün hayatlardan tek bir hayat için vazgeçtim.
    -anna!

    edit: imla
  • güvercin hurafesi fenomenini anlatan bir kesit ile açılan film. peki neden?

    sadece bu bir dakikalık kesitte tüm inanç ve inanç sistemlerine doğrudan atıf var. soru şu: ‘bunu hak edecek ne yaptım ben?’. sorunun yönelimi, ‘herkes hak ettiğini alır’ ya da ‘herkes tercihlerinin karşılığını yaşar’ ön kabülünü temel alıyor. filmde değinilmese de bence bunun da temelinde belki de adalet duygusu yatıyor. yani ‘bunu hak edecek ne yaptım’ sorusunu anlamlı kılan nerden geldiği belirsiz bu ön kabuller. dikkat edilirse bu ön kabuller olmadan bu sorunun hiç bir değeri kalmıyor.

    güvercin deneyi, ‘bunu hak edecek ne yaptım’ sorusunu sordurmakta belki de birincil faktör olan bu ön kabullerin nerden geldiği hususunada ‘hayvan/insan doğasını’ işaret ediyor. ikinci olarak bu deney, mevzu bahis soruya cevap bulunamadığı durumlarda hayvan türünün hangi eğilimde bulunduğunu çarpıcı şekilde gösteriyor: inanmak. nitekim bu güdülenme deneyde güvercinlerde olduğu gibi biz insanları da anlayamadığımız olgular karşısında ‘inanmak’ eğilimine iletiyor. (örnek: dua ettiğinde yağmur yağdığına inanmak; biraz daha uç bir örnek olarak, öldüğünde cennet ya da cehenneme gideceğine inanmak)

    deneyin anlatıldığı kısım morgda ölü bir kişi gördüğümüz sahne ile birleşiyor soru ise aynı: ‘bunu hak edecek ne yaptım?’. tüm bu yaşanan hayat sonrası bu noktaya nasıl geldim? neyin sonucu olarak şu an morgdayım? güvercinin bu soruya aradığı cevap onu inanmaya götürdü. ancak biz bu filmle bunun bir adım ötesine giderek farklı bir şey deniyoruz ve bu soruya bir şeyelere inanarak değil bilimi sonuna kadar kullanarak bir cevap bulmaya çalışıyoruz. işte bu filmin derdi budur. gerçekten inanılmaz derecede güzel kurgulanmış bir açılış. (filmin referans aldığı bilim kuramlarından bir derleme için bakınız.)

    senaryo tekniği açısından incelersek, film metnine yerleştirilen ve bu filmi bir belgesel olmaktan çıkarıp bir kurgu, yani film haline getiren fenomen, çocuğun geleceği görebilmesi. filmdeki tüm aksiyon zincirini başlatan ve geliştiren temel olgu bu. ‘kurgu’ olduğu için film bu kısmı bilimsel bir teoriye dayandırarak açıklamıyor/açıklayamıyor. aksine çocuğun geleceği görebiliyor olmasını ‘inanç’ temelli bir içerikle, melek dokunuşu unutma ve hatırlama olayı ile açıklıyor. (gerçekten de filmde anlatılana çok benzer bir açıklamanın islam temelli bir yaklaşımla nasıl benzeştiğini görmek için (bkz: #86717068).) yine bu bağlamda film doğduğumuz aileyi seçebilme şansını bize tanıma iyimserliğinde bulunmak zorundaydı. yoksa başından itibaren her şey seçimlerin ötesinde bir rastgeleliğin sonucu olmak zorunda kalacaktı. oysa ki filmde işlenen tema özellikle seçimler ve sonuçlar özelinde irdelenmek isteniyor.

    ‘yapacağı seçimin gelecekte onu nereye götüreceğini bilemezken karar veremekte zorlanıyordu, ancak ne olacağını öğrendiğinde artık karar verebilmesi imkansız hale geldi.’

    peki ya filmdeki gibi aslında biz de geleceği görebiliyorsak? çocuğun gördüğü gibi kesin bir gerçeklikle değil ama yaklaşık gerçeklikle? öğrendiklerimiz, tecrübe ettiklerimize dair geçmişten gelen referanslar muhtemel seçimlerimizin gelecekteki etkilerine dair kanılar oluşturmamızı sağlıyor. aslında bu sayede bizlerin de geleceği kısmi bir şekilde görebildiğini var sayamaz mıyız? peki brezilyalı adamın pişirdiği yumurta? kekin içine yanlışlıkla düşmüş yumurta kabuğu? kopan bağcık? tüm bunlar işin içine girince her şey öngörülemez ya da kontrol edilemez şekilde karmaşıklaşıyor. işte bana kalırsa çocuğun gitmek ve kalmak arasında yaşadığı sancılı kararsızlığı yaşamak için bizlerin illa ki geleceği onun gördüğü gibi kesin bir gerçeklikle görebiliyor olmamıza gerek yok. sadece bu filmde işlenen düşünce biçimini düşünce yapınızın bir parçası olarak içselleştirirseniz, bu algı açıklığı ile hayatınızın ve karar verebilmenin ne kadar zorlaştığını(?) göreceksiniz.
  • çok enteresan bir film. bitirdiğinizde filmi tam olarak anlamıyorsunuz ama aynı zamanda mükemmel bir film izlemiş olmanın sunduğu doyuma da ulaşıyorsunuz. akıllara kazınan diyalogları, enfes müzikleri ve ince detaylarıyla izleyicide sinema açısından oldukça zengin ve tadı damakta kalan bir his yaratıyor.

    hani tekrar izleyip yeni detaylar keşfetmek isteyeceğiniz filmler olur ya, mr nobody tam olarak o filmlerden biri bence.

    --- spoiler ---

    "yaşayabileceğim tüm hayatlardan, tek bir hayat için vazgeçtim."

    --- spoiler ---
  • şaheser filmimizin can alıcı müziği.
    hans zimmer - god yu tekkem laef blong mi
  • orijinalliği oldukça az olan bir film. iyi bir film değil bence. ama felsefeyi aşırı derecede çok seviyorsanız size hitap da edebilir.

    hızlandırarak izleyin. hızı takın 1,5'e verin coşkuyu gitsin.
  • butterfly effect'in yandan yemişi olan film.
  • “geri dönemeyiz , seçmek bu yüzden zordur “

hesabın var mı? giriş yap