1. kayıp kıta mu ile ilgili en büyük üzüntüm, mu isminin böyle şatafatlı bir uygarlık için bir hayli embesil duran tınısıdır. insan böyle bir kıtaya "rancox" "pantro" filan gibi bir isim koymalıydı, mütevazı bir anadolu ilçesine daha çok yakışacak mu hecesini tercih etmemeliydi.

    -zeus adına! sen hangi millettensin göz kamaştırıcı yabancı?
    -mu.
    -get lan yoluna...
  2. varsaydığımız yerküre hareketleriyle ortadan kalkan kıta ve parlayan bir imparatorluk.öncelikle "mu" uygarlığının insanlığın gelişiminde nasıl bir rol üstlendiğine, uygarlığın varlığını kabul ederek kısa bir giriş yapalım.

    insanoğlu dünyada 6.000 yıldan beri yaşamıyor,başlangıç noktamızı bu bilgi üzerinden alalım ve eskiye doğru yavaşca ilerleyelim.gerek kutsal kitaplarda,gerekse mitolojilerde sembolizm kullanılarak,eskide yaşananlar mecazlarla günümüze aktarılmaya çalışılmış.kullanılan tanrı-hayvan figürlerinden,belirli şekillerden svastika,japon ve çin kültürünün yükseldiği şu zamanlarda yin yang,güneş sembolünden, farklı toplulmların kültürlerinde izler bırakarak günümüze ulaşmıştır.

    insanlığın kırılgan bir noktası var "unutkanlık" diyoruz.sözleri,yazıları,makinaları unutabilir ama sembolleri,masalları,hayalleri unutmaz.uygarlığın temel unsurları bu ölçeklerde gelecek nesillere taşınır.dünyada farklı yöntemlerle derin izler bırakan medeniyetin nasıl bir medeniyet olduğuna değinelim, yavaş yavaş "mu" yu tanımaya çalışalım.

    anlatılan masallarda "mu" insanoğlunun dünyadaki cennetiydi.farklı ten renklerine sahip insanların,kardeşce yaşadıkları bir kıta üzerinde kurulmuştu.teknoloji inanılmaz boyutlarda ilerlemiş olsa da "mu" insanları doğanın ürünlerinin,gelişmekte olan teknolojiden daha faydalı olacağını biliyorlardı.küçük kasabalar gibi şekillenmiş kültür merkezleri ile doğayla tam bir bütünlük kurmayı amaçlayan mu insanı,tüm ihtiyaçlarını kendine ait bahçelerden ve kardeşlerinin ürettiği ürünlerden temin ediyordu.

    sosyal hayat tam anlamıyla mükemmeldi.insanlar sanatın farklı dallarında ilerlemişler müzikte,resimde,hayallerinin ürettiği bizim şu anda isimlendiremediğimiz dallarda eserleri,kardeşleriyle paylaşarak mutlu bir toplum haline gelmişlerdi.belki bizim şu anda "adem" peygamber dediğimiz peygamberin ilk dünyaya gelen çocuklarıydı,belkide onların duydukları cennet tasvirini dünyada yaşatma arzusunda olan torunlarıydı.

    toplumlarında refahı sağlayan mu insanları.dünyayı ve dünya dışını araştırmaya başladılar.ellerindeki teknolojiyi doğru kullanarak,bilimde çok ileriye gittiler.bu kadar ilerlemiş bir toplum dünyada yaşayan başka insanların varlığını yatsıyamazdı.büyük konsey toplandı.başka yerlerdeki insanlara medeniyeti taşımak için üst düzey rahiplerden,bilim adamlarından,savaşcı-rahiplerden bir sınıf bu milletlere gönderildi.haberler olumluydu.oradaki halka kendilerini doğru anlatmayı başaran mu halkı,dünyadaki kardeşleriyle bilgi alışverişine girdiler.öğretmenler gönderdiler,rahipler gönderdiler."ra" dini dediğimiz mısırda ve tibette izleri görülen tek tanrılı inancın bu dönemde tüm dünyadaki tek inanç olduğunu görmekteyiz."ra rahipleri" tanrı adına bu toplumlar için büyük çabalar göstermeye başladılar.dünyanın farklı yerlerinde büyük koloniler kuruldu.200.000 yıllık mu insanları geliştirdikleri medeniyetlerini m.ö 70.000 yılında farklı kolonilerle büyüttüler ve dünyada parlayan ışık haline geldiler.bizim eski nesillerden bildiğimiz en büyük koloni "atlantis" dir.

    atlantis insanları mu bilgisine ve medeniyetine en uyumlu halk olarak,mu nun ışığını kendi ülkerinde yansıttılar.dünya bilimlerinde ileriye giden uygarlık,mu kıtasının dünyaya açılan kapısı oldu ve mu gibi onlarda dünya insanları tarafından büyük saygıyla onurlandırıldılar.

    büyük bir birikime sahip olan medeniyet sadece insanın maddesel yanıyla ilgilenmedi.ruhsal yollarda farklı yöntemler keşfedip bunu tıp ile birleştiren mu insanlarının yaşam süreleri uzadı.(günümüzdeki dünyada okinawa adasında 100-120 yaşına kadar yaşayan insanlar görülmektedir.).yaşamlarındaki huzur ruhsal bilgeliğe yansıdı.mu uygarlığından kalan izlerin belli ritüellerini,bazı doğu kültürlerinde semboller olarak,tibette yaşam döngüsü olarak,budizm de belli ritüeller olarak bulabiliriz.bu toplumun fiziksel sınırlardan, yaptıkları derin meditasyonlar ile uzaklaştığını,alternatif dünyalara seyahatler yaptıklarını biliyoruz.

    dünyamız insanoğlunun yaşayabileceği belli enerji fazları ile donatılmış.fiziksel sınırlamalar getirilmiş.tasavvufta,budizmde,zerdüş felsefesinde bedenden ayrılma ile ilgili bir çok yöntem bulabiliriz.peki bu insanların bedenden ayırma isteklerini kamçılayan neydi? bildiğimiz kadarıyla insan ruhunun fiziksel engellerle tam kapasitesini kullanamıyor.farklı enerji boyutlarında ve düşüncenin var olduğu farklı evrenlerde bunu kullanabilme yetisine kavuşuyor.ister bu dünya standartlarında "öbür dünya" diyelim,ister buna farklı varoluş biçimleri diyelim.günümüzde bu arayış temel kalıplarından uzaklaşmış şekilde,sadece fiziksel kalıpları ile toplumda yerini korumakta.eski pagan adetlerinin bilinmeden yaşatılması gibi...

    maddesel bilginin sınırlarını zorlayan mu toplumu bildiğimiz kadarıyla bir yıkımla yüz yüze geldi.bunun sebebi insan varoluşunun temelini oluşturan hırs,kin,nefret,doyumsuzluk.toplumları ikiye bölünmüştü.kolonileri ile tüm bilgilerini paylaşan mu insanlarının arasındaki bazı liderler,bilginin başka toplumlar elinde kötüye kullanılacağına inanıyordu.o yüzden tek hakim mu olmalıydı. dünya bu şekilde belirli bir düzende varolmalıydı.buna itiraz eden "insana inanan" bilge yöneticiler,zorbalıkla ilk defa yüzyüze geldi.bilimin ve huzurun ışığı olan "mu" artık iç çatışmaları ile dünyaya korku salan bir medeniyet haline gelmişti.ellerindeki silahları kullanarak yeni yeni gelişmekte olan kolonileri yok etmek isteyen yönetici sınıfı.tek tanrıya inanmış,ruhsal anlamda doygunluğun dünyevi doygunluktan ileri bir aşama olduğunu bilen "ra rahipleri" tarafından durduruldu.ülkedeki yıkım tüm nefretiyle devam ediyordu.çözüm yolları aramak zordu.kendi bilgeliğiyle zıt kutuplarda yüzleşen bir toplumun yeniden refah yüzü görmesi, hücrelerin yenilenmesi gibi bir başlangıç bekliyordu."ra" rahipleri yanlarındaki kuatzarlarla birlikte mu kıtasının çöküşünü sağlayan mekanizmayı harekete geçirdi.buna ister silah diyelim,ister büyük bir patlama diyelim,ister fedakarlık diyelim.

    kurtulan insanlarla beraber atlantise yerleşen ra rahipleri.buradaki insanlara mu medeniyetinin sırlarını öğrettiler.dünyadaki en büyük medeniyetin çöküşü bir çok uygarlık için ders olmalıydı ama insanın yaratılışından gelen öfke,hırs,doyumsuzluk gibi duygular,mükemmelliğe giden yolda çalışan insanları durdurmuyordu belki kurtulmaya çalışan insanların sayısını azaltıyordu.

    "mu" artık efsanelerde,masallarda yaşayan bir kıtaydı.şarkılarda "mu" adı geçiyor kimi zaman kederli gazellerle,insanların kalplerine hüzün veriyordu."mu" hikayesi yıllarca anlatıldı.nesilden nesile geçti.binlerce yıllık seyahatinden sonra günümüze kadar ulaştı.

    buraya kadar anlattığımız herşey sadece kabul üzerine kurulmuştur.kanıtların olmaması o kıtanın varolmamış olduğunu göstermez."mu" kendine düşeni yaptı.sessiz sedasız bu dünyadan göçüp gitti.uygarlığın şekillenmesinde ilahi bir yol oynadı belki,belkide onlardan önce gelen medeniyetlerin ilerlediği yolda ilerlediler.tarih her yanıyla gizem dolu.izleri yalnızca masallarda,bazı dinlerde,mitolojilerde,taşa kazınmış heykellerde görüyoruz.

    günümüzde mu izlerini mi arıyoruz uzaklarda aramamıza gerek yok...apartman dairesinden bulutlara bakıp sonsuzluğu düşündüğümüzde,binlerce yıl önce yaşamış mu sakininin hayallerine ortak oluyoruz.nehir kenarına oturup, suya elimizi uzattığımızda,büyük kanalların yanında yetişen çiceğe su vermek isteyen mu sakininin gözlerinden bakıyoruz.agaçların gövdesine yaslandığımızda,şehrine uzaktan imrenerek bakan "ra"tarafından kutsandığını düşünen mu sakini gibi rahatlıyoruz.

    insanoğlunun tüm izleri,dna denen küçük bilgi depolarında bilmediğimiz yöntemlerle saklı.ilerde öyle bir zaman gelecek ki "mu" nun hikayesini,insandan alınan dna örneğiyle tüm detaylarıyla dinleyebileceğiz.ütopyaların gerçekten yaşanmış olduğunu gösteren,dünyaya umut veren güneş imparatorluğu "mu" insanları;
    aramızda sizin umutlarınızı,hayallerinizi,yaşayan binlerce insan var...onlar belki sizin çocuklarınız olduklarını bilmiyorlar,her zaman onlar için ortak olan bir gaye var."dünyadaki huzur yeniden sağlamak".din,dil,renk ayırmadan kardeşce yaşayacağımız günler için...mu nun yeniden yükselişi için...
  3. bu kayip kita mu denilen aslinda samanyolunda bir gezegen. dunyaya ordan gelmis bizimkiler. ondan gokturk demisler mesela, ya da hitilerin simgesi gunes olmus. noldu ? inanmicak ne var bunda? alla alla.. hayret biseysiniz ya
  4. zen ustalarının, öğrencileri tarafından sorulan bir soruyu sorulmamış varsaymak için verdikleri cevap... anlamı, "bu soru yanlış bir sorudur, soruyu sormuş olman dahi yanlış varsayımlara dayanmaktadır, aydınlandıktan sonra bunu sen de göreceksin, kafanı bununla meşgul etme"dir...

    örnek:

    - usta, bir köpek buddha ruhuna sahip midir?
    - mu...
    - usta, tanrı kendi kaldıramayacağı kadar ağır bir taş yaratabilir mi?
    - mu...
  5. hep "teknolojik olarak günümüzden çok daha ileride olan bir millet, bir kıta" olarak lanse edilen kayıp kıta. insanın aklına düşmüyor değil, lan olm madem bu kadar teknolojik olarak ileridelerdi, insan geride hiç mi bi uçak bırakmaz,bi televizyon, mikser, ne bileyim hard disk,hiçbirini beceremedin bi titanyum kasa falan bıraksaydın gibilerinden.

    sen teknolojiyi al yürü, ondan sonra geride antin kuntin tabletler bırak. yok işaretmiş yok sembolmüş kasalım bizde "acaba şair burda ne demek istemiş" ruh hali içerisinde.

    yani aklım almıyor, sen koca dünyaya hükmet, hep adından sansürlü gibi bahsedilsin fantastik yazıtlarda filan. millet araştırmış etmişte, koskoca dünyada bir "mu kıtasının yeri"ni tam olarak belirten bir kaynağa ulaşamamış. sümerler desen herkes biliyor.
  6. 12 000 yıl öncesine ait bir uygarlık..ilk tanrili dini ortaya çıkarmış olan uygarlığın diğer bir adı da gunes imparatorlugu'ydu..mu dininde 4 temel kavram vardı: tanrı tektir...her şey ondan var olmuştur ve ona geri dönecektir...ruh ile beden birbirinden ayrıdır...ruh,mükemmeliğe ulaşmak için değişik bedenlerde yeniden doğar...
    bu uygarlığın 70 000 yıllık bir geçmişi olduğu düşünülüyor,ki bizim uygarlığımız daha sadece 6 000 yıllık!nasıl yok oldukları tam olarak bilinmiyor..bu kadar uzun bir uygarlığa sahip oldukları düşünülürse bizim uygarlığımızın şu anda sahip olduğu atom bombasi ve nükleer silahlardan 10 kat daha güçlü bir silah yapmış ve bununla bir şekilde kendilerini ve koca kıtayı yok etmiş olabilecekleri düşünülüyor..ya da deprem,meteor gibi sıradan nedenler de olabilir tabi..bu uygarlığın gerçekten var olup olmadığı tam olarak ispatlanmış değil..ancak misir'da kurulan okulların başka bir yerden edinilmiş öğretileri geliştirip yaymak için kurulduğu biliniyor..bu "başka yer"in de mu olduğu düşünülüyor...çünkü iki uygarlıkta da kullanılan sembolizmalar çok fazla benzerlik gösteriyor...ayrıca atlantis,mu'nun bir kolonisidir..

    (kaynak: gulcan karadag)
  7. milattan 900 bin yıl önce kurulan lemurya uygarlığının diğer adı. ayrıca atlantis krallarından atlas'ın kraliçe eşi.
    lemurya uygarlık biçimini savunan kral, kıtanın yok olacağını öngörüp, eşi kraliçe mu'yu ve onun kardeşi prens mayam'ı ordularıyla birlikte şimdiki güney amerika'ya göndermiştir. maya medeniyetinin kökünün buna dayandığı rivayet edilir. kral ayrıca iki oğlu osirius ve seth'i de bir lemurya kolonisi olan libya/mısır imparatorluğuna yollar. amacı atlantis yıkıldıktan sonra lemurya uygarlığını yeniden canlandırabileceği bölgeler bulmaktır. osirius'un erkek kardeşi seth, atlantis'i yeniden kurmak şeklinde, kardeşi ve babasından farklı bir ideolojiye saplanınca çatışma çıkar. bu çatışmada orta asyada diğer bir lemurya kolonisi olan imparatorluğu (sonradan shambala/agharta imparatorluğu olarak bilindi), osirius'un oğlu horus'a seth'i yenmesi için yardım eder. bu sırada lemurya'nın yok edilişinde rolü olan galaktik federasyon içindeki alpha centauri ve pleiades gezegenlerindeki asilerden ve yasa dışı gruplardan destek alırlar. yenilen seth öldürülür ve oğulları orta doğuya yerleşip sümer uygarlığının başlangıcını oluştururlar. sümer - mısır imparatorlukları arasında süregelen savaşlar sonunda, o dönemde dünya üzerinde var olan, gökkubbe adı verilen ve kristalize sudan oluşan koruyucu katmanlar yok olur. büyük miktarda suyun ani olarak dünya üzerine inmesiyle büyük tufanlar oluşur ve medeniyetler tarihe karışır. nuh tufanı diye bilinen mit buradan gelmektedir.
    (kaynak : galaktik insan - akaşa yayınları)
  8. mu (kıtası), büyük okyanus'ta yer aldığı ve 14 bin yıl önce battığı iddia edilen efsanevi batık kıta.

    varsayımı savunanların görüşleri ;

    yaklaşık 50 yıl boyunca 20’den fazla ülkeye giderek mu uygarlığı hakkında veri toplayan james churchward’un ve mu varsayımını destekleyenlerin mu uygarlığı hakkındaki görüşleri kısaca şöyle özetlenebilir:
    * yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta mu kıtasıdır.
    * mu kıtası kuzeyden güneye 3000 mil, doğudan batıya 5000 mil kadar uzanan,üç kara parçasından oluşan büyük bir kıtaydı.
    * günümüzde polinezya, mikronezya ve melanezya takımadalarını oluşturan adalar, muhtemelen bu kıtadan arta kalan kara parçalarıdır.
    * bu kıta, kıtanın altında yer alan gaz odacıklarının patlamalara yol açması nedeniyle, yaklaşık 12.000 yıl önce 64 milyon nüfusuyla birlikte sulara gömülmüştür.
    * bu kıtada 70.000 yıl önce tek tanrılı bir din bulunuyordu. aynı tarihlerde mu'lular diğer kıtalarda koloniler oluşturmaya başlamışlardı ki, anavatan dışındaki en büyük imparatorluk, başkenti günümüzde gobi çölü’nün uzandığı bölgede bulunan uygur imparatorluğu’ydu.
    * mu dininin öğretimini naakaller adı verilen rahipler üstlenmişlerdi ve sembolizme dayalı bir öğretimleri vardı.
    * mu dininin esası, tanrı’nın tek oluşuna ve ruhsal gelişim için sürekli olarak tekrar doğmak inanışına dayanıyordu.
    * atlantis’teki din mu’nun tek tanrılı dininden başka bir şey değildir.
    * "ra" sözcüğü güneş anlamına gelirdi ki, daire ile ifade edilen güneş sembolü, bir ad ve sıfat vermek istemedikleri, "o" diye hitap ettikleri tek tanrı'yı simgelemede kullanılırdı; mu imparatoru da “mu’nun güneşi” anlamında ra-mu adıyla ifade edilirdi. ra sözcüğü sonradan diğer kıtalara ve atlantis yoluyla mısır'a da taşınmıştır.
    * dört ırktan oluşan mu'lularda yazı dilleri farklı olmakla birlikte, konuşma dilleri ortaktı..
    * mu'lular günümüz uygarlığına kıyasla manevi alanlarda çok daha ileriydiler.
    * telepati, durugörü, çift bedenlenme, astral seyahat gibi, uygarlığımızda ancak kimi medyumlarda ve mistiklerde görülebilen olağanüstü yetenekler mu'lularda olağan yetenekler olarak mevcuttu. (bu, churchward’un değil, bazı izleyicilerinin görüşüdür).
    * mu uygarlığının en önemli çöküş nedeni, teşevvüş adı verilen, bir aşamadan diğerine geçilirken yaşanan kargaşa dönemini atlatamamasıdır. (b.ruhselman’a göre)

    genelde bu iddiaların herhangi birini destekleyecek arkeolojik veya antropolojik bulgu bulunmamaktadır. mu dinine, kolonilerine (örneğin uygur imparatorluğu kolonisi fikri) ve mu kıtasının nasıl battığına ilişkin iddialar mu varsayımını savunanlar arasında da genel geçer kabul görmemiştir ve farklı düşünceler mevcuttur.

    kaynak:wikipedia
  9. sumerce su demektir. eski misir dilinde ve kiptice'de de boyle (me/mw gibi varyasyonlar). daha da onemlisi yoruba dilinde de "omi/omu" olarak geciyor.

    (bkz: hepimiz zenciyiz)

mu hakkında bilgi verin