şükela:  tümü | bugün
  • 31 ocak 1990 tarihinde ugradigi suikast sonucu ya$amini yitiren ataturkcu dusunce dernegi kurucu - genel ba$kani. (bkz: faili mechul) (bkz: hizbullah)
  • anneannemin agabeyi; yani buyuk dayim. vuruldugu gun, 8 yasindaydim; ve esi, olayi bildirmek icin aradiginda, telefonu acan kisiydim. sonrasinda, evin matem havasina burunusunu, anneannemin yikilisini, annemin olay yerine gidisini, polisleri, o cocuk halimle bi anda olum, suikast, katil, susturucu, silah, islami orgut, dhkp-c'nin ne oldugunu anlamaya calismistim. benim icin cok zor, garip ve ilginc bir andi. hem cok korkmustum hem de cok cesur hissetmistim kendimi. asla unutamayacagim bi geceydi. ama o gecenin beni ne kadar olgunlastirdigini, dusuncelerimi ne kadar buyuttugunu sonradan anladim.

    muammer aksoy, bahcelievler 2.cadde*'deki burosunu* cok severdi. sonu gelmeyen raflar, sayisiz kitap, gazete, dergi... en sevdigi sey okumak ve klasik muzik dinlemekti. cok iyi almanca ve arapca bilirdi. cogu ansiklopedinin yazdiginin aksine, ankara degil; istanbul hukuk fakultesi mezunudur. hifzi veldet velidedeoglu'nun asistanligini yapmistir. ihtilallerde mahkum olmus, daha sonra serbest birakilmis, oncu kemalist devrimcilerdendi. 61 anayasasi'ni hazirlayan hukukculardan biriydi. ataturkcu dusunce dernegi'ni kurdu, ve olumune dek kurucu uyeligini surdurdu. ankara hukuk fakultesi'nde ve sbfde* profesordu ve ankara hukuk barosu baskaniydi. mukemmel bir hukukcu, iyi bir siyaset bilimcisi, ataturkcu dusuncenin yilmaz savascisiydi. her turlu yolsuzlugu, sahtekarligi, din istismarciligini, somuruyu, kimsenin dile getiremeye cesaret edemeyecegi seyleri yazdi hayati boyunca. ayni, silah arkadasi, can dostu ugur mumcu ve digerleri gibi... ve hepsi ayni kaderi paylastilar sonunda; susturulmaya calisilarak... evet onlari susturdular, ama onlarin her parcasindan onlar gibi, onlari asacak insanlar dogdu...

    ruhu sad, topragi bol olsun...
  • sefaköy'de şu an oturduğum caddenin ismine adı verilen kişi.
  • 1917 yılında antalya’da doğdu. 1939’da istanbul üniversitesi hukuk fakültesi’nden mezun olduktan sonra zürih üniversitesi hukuk ve devlet bilimleri fakültesi’nde doktora yaptı. türkiye’ye döndükten sonra istanbul üniversitesi hukuk fakültesi ticaret hukuku kürsüsünde asistanlık ve ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi medeni hukuk kürsüsünde öğretim üyeliği yaptı. 1957 yılında üniversite yasasında yapılan değişikliklerin üniversite özerkliğine zarar verdiği gerekçesiyle üniversitedeki görevinden istifa ederek cumhuriyet halk partisi’ne girdi.

    27 mayıs 1960 sonrasında yeniden üniversiteye döndü, siyasal bilgiler fakültesi’nde anayasa hukuku profesörü oldu. 1960-1961 yıllarında kurucu mecliste antalya temsilcisi olarak çalıştı. 1961 anayasasının hazırlanması sırasında anayasa komisyonu sözcülüğü ve chp parti meclisi üyeliği görevlerinde bulundu. 12 mart 1971 muhtırasından sonra sıkıyönetimce tutuklandı ancak yargılama sonucunda aklandı. 1977’de chp istanbul milletvekili olarak parlamentoya girdi. avrupa konseyi türkiye temsilciliği ve türk hukuk kurumu başkanlığı görevlerini yürüttü. 12 eylül 1980’den sonra ankara barosu başkanlığına seçildi.

    1989’da hıfzı veldet velidedeoğlu, bahri savcı, münci kapani ve bahriye üçok gibi aydınlarla birlikte atatürkçü düşünce derneği’ni kurdu ve kurucu genel başkan olarak çalıştı. 31 ocak 1990 günü ankara bahçelievler’deki evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü.

    kaynak: http://www.kimkimdir.gen.tr/
  • cenaze namazı maltepe camiinde kılınmıştı. taş çatlasa iki bin kişi vardı. bunların yarısı cenaze arabasının peşine takılıp yürümeye başladı. sessiz yürüyüş sıhhiye köprüsü'nün üstüne kadar sürebildi. orada polis yolu kesip cenaze arabasının geçmesine izin verdi, arkadan yürüyen bin kişiyi coplayarak dağıttı. son yıllarda "türkiye laiktir laik kalacak" diye bağıranların hiçbiri o gün orada değildi.
  • geçen gün evdeki kitapları karıştırırken “önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimi – rejim bunalımına doğru pupa yelken açış” isimli bir kitabını buldum. henüz okumadım, ama arka kapağında yazılanlara bakılırsa, bundan 18 sene öncesinde de bugünlerdeki gibi (bkz: 2007 cumhurbaskanligi secimi) bir durum söz konusu imiş, üstelik bugüne epey benziyor:

    “…yazar, gece gündüz aralıksız çalışarak, kısa zamanda bu kitabı kaleme alıp yayınlamasının amacını, birkaç cümle ile şöyle açıklamaktadır: “anap’ın tek karar vericisi özal, 1987’de anayasaya aykırı olarak, sırf kendi partisinin milletvekillerinin oylarıyla kabul ettirdiği seçim yasası sayesinde, meclise % 36 oy karşılığında % 65 oranında milletvekili sokabilme marifetini gösterdikten sonra, bu sayıda milletvekilinin parlementodaki varlığında dayanarak, anap’ın arkasında halkın artık sadece % 21,8 inin yer aldığı resmen saptandığı halde, “halkın yarısından fazlasının temsilcilerince seçilmesi gerektiğini” anayasanın öngördüğü cumhurbaşkanını, demokrasinin felsefesine ve mantığına, demokratik geleneklere, anayasanın ruhuna, ilgili anayasal hükümlerin sözüne ve amacına aykırı bir biçimde, hem erken seçimden kaçarak, hem de öteki partilerin kabul edebileceği bir aday üzerinde uzlaşmayı reddederek, yalnız başına seçme ve yeltenmek (yani atamak) suretiyle, ülkeyi tam bir rejim bunalımına sürüklemek üzeredir…”
  • atatürk ve tam bağımsızlık adlı eserinde ülkemizin o günkü ve (ne yazık ki) bugünkü durumunu çok net şekilde anlatmış çok değerli bir bilim insanıdır.

    gerçekten bugün geri kalmış toplumların en önemli sorunu, kendileri için insan onuru ile bağdaşamaz çeşitli eşitsizliklere sebep olan ve bu geri kalmışlıktan ileride de kurtulma olanağı bırakmayan bağımlılık durumu ve onun yarattığı kısır döngüdür. başka bütün toplumsal sorunların çözümü, geniş ölçüde bu ana sorunun, bu ana ilişkinin geri kalmış ülke bakımından olumlu bir çözüme ulaşabilmesine bağlıdır.
    ....
    bugün çeşitli yardım, ittifak ve ikili anlaşmalarla büyük bir devletle sıkı bağlar kurmuş az gelişmiş ulus ve toplumların askeri, ekonomik, mali, kültürel bakımlardan bağımsızlıklarını geniş ölçüde kaybetmiş oldukları, adli bağımsızlıklarının bile gölgelendiği inkar olunamaz bir gerçektir.
    ....
    bağımlılık (bağımsızlık) sorunu olumlu bir çözüme bağlanmadıkça, geri kalmış bir ülkede rejim alanında atılacak adımların bile olumlu bir sonuca ulaştırılamayacağını, çünkü vasilik iddiasında bulunan devletin, bağımlı ulusun yararına olarak işleyen bir yönetime (örneğin gerçek bir demokrasiye) ve onun gerekçelerine razı olmayacağını belirtmemizin amacı, tam bağımsızlık sağlanmadıkça, görünüşte var sanılan siyasal bağımsızlığın dahi aldatıcı olduğuna işaret etmek içindir. gerçekten, diğer alanlarda bağımsızlık sağlanamamışsa, siyasal bağımsızlık da gereği gibi işleyemez. "koruyucu devlet", işine uygun gelmeyen (yani yerli halk yararlarını ön plana alan, himayeci devlet çıkarına hizmet etmeyen) hükümetlerin devrilmesi ve onların yerine -açıkça yahut kapalı surette- uşaklık edecek yöneticilerin geçmesi için el altından her araç ve çareye başvurmaktadır ve vuracaktır. hatta el altından yapılan müdahaleler yetmezse -duydukları zorunluluk oranında- müdahalelerini açıkça yapmaktan da çekinmemektedirler, çekinmeyecektirler. bu müdahaleler bakımından, sömürülen geri kalmış memleketin rejiminin şekli önemli değildir. eğer bu rejim demokrasi ise "demokrasi oyunu" sayesinde, yani şeklen demokratik yollardan gidildiği zehabı yaratılarak, fakat para ve bazı etkileme baskı araçlarının hukuka aykırı biçimde zorlaması (görülmez biçimde oy sandığı delmesi) yöntemlerinden faydalanılarak, memleketçi iktidarların alaşağı edilmesi şu veya bu yoldan sağlanır.

    (bkz: atatürkün gençliğe hitabesi)
  • 20 yıl önce bugün evinin önünde faili meçhul cinayete kurban giden hukukçu. add kurucu genel başkanı ve eski chp'li siyasetçi 12 eylül sonrası faili meçhullerle anılan uzun bir dönemin ilk kurbanlarından biridir.