*

şükela:  tümü | bugün
  • kültürü moda gibi tüketenlerin haberleri bile olmayan protest $air. (olmamasi da daha iyi...)
    80 oncesi iktidar kar$iti tavrindan otürü defalarca gozaltina alindi.$iirlerinde burjuvaziyi kiyasiya ele$tirdi ve bedelini agir odedi.
    91'de sirozdan vefat etti.
    babamin arkada$iydi.
    senin biografini yazmak ne haddime muammer usta..
    sahaflarda bulabilirsiniz eserlerini..
    eserlerinin bazilari ; altin misralar(1969),susun aglayacagim(1971),beni sokaklar çagiriyor(1972),ofke kinda durmaz(1973),safaklar kana bulandi(1974),kelepçe(1975),
    ugultu(1975),bir yumruk büyüyor(1977),ates benzin emiyor(1979)...

    'nice insanlar vardir
    her gece karanligi içerler de
    yine aydinliktir
    soyledikleri.'

    yürüyen umutsuzluk :
    ------------------------
    yokustayim
    koltugumun altinda sari bir dosya
    içinde siirlerim
    siirlerim ki
    onlari ben yüregimin yanginindan
    aklimin çengeliyle çikardim
    yerin dibine batsinbu sairlik
    matbaa kapilarinda gribe yakalandim
    kagida zam gelecek diyor gazeteler

    hastayim
    disarda kar,
    beyaz bir yorgan gibi ortmüs geceyi
    cocugumun pabuçlari yirtik
    karimin mantosunda renkler karismis birbirine
    aybasi kursun gibi yaklasiyor
    kiraya zam gelecek diyor gazeteler

    savastayim
    niçin çiktigini bilmedigimbir savasta
    dayamisim tüfegin kabzasini omzuma
    hic gormedigim birilerini oldürecegim
    birilerini oldürecegim onlar da beni hiç gormedi
    konussak arkadas olacagiz
    opecegiz yanaklarini birbirimizin
    sarkilar soyleyecegiz sevgiye-barisa dair
    sevgiye barisa dair
    birsey soylemiyor gazeteler...

    (1979-ates benzin emiyor)

    (bkz: en sevdigim siir/4)
  • sen hangi kentin çocuğusun
    ellerin ne çok beyaz
    en son dansları biliyor olmalısın
    her şeyin uzak bana, her şeyin uzak
    islığındaki şarkıları beğenmedim
    insanlara küfür gibi bakıyorsun
    ağzın viski kokuyor ben seni hiç sevmedim
    gel yollara düşelim seninle
    zeytinburnu'na gidelim,taşlıtarla'ya
    utansın gözlerin göz olduğundan
    utansın ellerin
    gör insanların çektiği acı
    ne derin
    gör on yaşındaki çocukların
    çıplak ve kanayan ayaklarıyla
    ekmeğin peşinden nasıl koştuğunu hey hey
    yakası karanfilli
    boynu kravatlı bey
  • bir de bu şiiri vardır ki; ben çok severim....

    "seni sevdiğim için dünyayı seviyorum
    yoksa duuur demek kolay
    göğüs kafesimde çırpınan o kanlı kuşa
    duyunca damarlarım yanıyor
    bir kardeş türküsü gibi sıcak sesini
    hiç kimse bunca tutkun değildir sana
    ve hiç kimse bilemez beklemenin böylesini
    geleceksin biliyorum
    belki bir eylül sabahı kılığında
    belki bir şubat akşamı
    yağmurlu kirpiklerinin içinde taşıdığın
    sabırsız gözlerini kısarak
    milyonlarca yumruk gibi sıkılacaksın
    ve unutulmuş insanlar
    ve gülmemiş çocuklar adına
    karanlığın camlarını kıracaksın"
  • bir siiri de var ki kisa ve cok dusundurucudur,

    zencinin dilegi

    bana karanlikta bir siir yaz
    bembeyaz
  • bir çok şiiri sosyal paylaşım sitelerinde ve antolojilerde başka isimlerle sunulmaktadır.
    “doğmamış çocuklara” adlı şiiri bile yılmaz güney’in arkadaş filminde ‘başka birinin şiiri sahiplenmesiyle’ kendisinden izin alınmaksızın kullanılmıştır.

    doğmamış çocuklara
    uykusuz gecelerin getirdiği çocuklar
    her zaman mavi değil bu gökyüzü bu deniz
    buruşmuş çarşafların üzerinde bilmeden
    size acı bir dünya hazırlıyor anneniz

    kapanmış kapılardan geri dönüp çaresiz
    hayatın rüzgârında savrulur durursunuz
    insanın kuruş kuruş satıldığı devirde
    doğmayın n'olursunuz..
  • ağlayan kaldırımlar

    sarhoşların dudaklarından düşmeyen
    bir şarkı olasada adın,
    seni tanrı kadar seviyorum
    anla artık.
    gülüşlerini yılan zehri gibi
    damarlarıma akıtan kadın.
    ben,
    satıldığın sokaklarda ağlayan kaldırım.
    ben,
    otel odalarında söndürdüğün gece lambası.
    ben,
    kapadığın pencere,
    çektiğin perdeyim.
    yüklendiğin bütün günahlarla gel bana,
    ben aradığın yerdeyim.
    muammer hacıoğlu.
  • bugün salı
    bir ay oldu onu asalı
    solmuştur şimdi
    karısının, mezarına koyduğu çiçek
    vücudu yavaş yavaş çürüyordur
    yakında burnu düşecek

    oysa
    ne bir kötülüğü oldu bana
    ne de kendini tanıyorum
    birkaç kuruş için geçirdim ipi boğazına
    parmaklarımdan utanıyorum

    // //

    izmirli selma bugün yattı kırk kişiyle
    hiç tanımadığı kırk kişiyle
    üstünde koca bir kentin yorgunluğu
    bacakları nasıl da acıyor
    nasıl da sızlıyor memeleri

    kazandığı parayı verecek dostuna
    dostu nikâh yapacak belki de ona
    beyaz gelinliği kar gibi örtecek vücudunu
    ve izmirli selma
    unutacak bütün yorgunluğunu

    kim bilir
    belki de bir gece
    devrilecek bir bıçak darbesiyle
    o hep başkasının sesiyle yaşadı
    ölecek kendi sesiyle
  • bugün itibariyle 26 yıldır aramızda olmayan şair.
  • anneler günü bombardımanında aniden dudağıma dökülen "doğmamış çocuklara" şiirinin, içli şairi. nereden okuduğumu ve ezberlediğimi hatırlamıyorum ama benzer yakarışı -şimdi şiiri dozu yüksek pesimist bulsam da- içimde ikinci bir ses gibi yıllardır taşıyorum.
  • oha en sevdiğim şiirini yazmamışsınız ibneler. ayrıca bu şiir kadir inanır'ın 1977 yapımı kan filminin başında okuduğu şiirdir.

    öfke kında durmaz
    çektim öfkemi sabrın kınından
    vurdum yollara
    acı tuttum
    şafak söktüm
    kan bağırdım
    ve bağırdıkça ben
    binalar caddelere yıkıldılar
    büyüdü karanlığın iğrenç gözleri
    yumruklar sıkıldılar.
    korkmadım
    vazgeçmedim
    kaçmadım
    güldüm sadece
    ve onlar
    gülen gözlerimin gökyüzünde
    birer yıldız kadar ufaktılar...
    yıktım kirpiklerimi
    işte o zaman
    titredi binlerce köpek aydınlığın içinde
    ağızlarından karanlığın kanı aktı
    bağırdılar bağırdılar bağırdılar
    sesleri,
    etrafında ateşler yakılmış bir akrebin sesi kadar
    cılız ve korkaktı
    ve birden
    yeşil vurdu dallarına ağaçların
    güldü insan
    güldü toprak
    güldü su
    ve çözüldü yüzyılların
    derin uykusu