şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: mubadil)
  • değiş tokuş etmek anlamındadır.
  • zamaninda fazlasiyla kanamis, bugun kimini mutlu, kimini huzunlu kilmis eksili acili bir yaradir.
    (bkz: firat suyu kan akiyor baksana)
    (bkz: anastasia megali yeya)
  • bir pazarlama terimi
  • bedel kelimesinden türemiştir.
  • mübadele, bilhassa müslüman türkler için sıradan bir göç olayı değildir. türk mübadiller, ata topraklarında bırakmaya mecbur kaldıkları ev, bark, bahçe, dükkan ve arazilerine karşılık türkiye’den kaçan rumlar’dan kalan arazilerin bir bölümünü almışlardır. dolayısıyla bilinçli hiçbir mübadil, “muhacir” sıfatını kabul etmez, her fırsatta bu sıfatı reddederek “mübadil” sıfatını taşıdığını muhataplarına ısrarla anlatır.
  • herkes bi yerlerde kökleri olduğunu, nereye ait olduğunu bilmek ister. aidiyet, kendi değerleri, gelenekleri olduğunu ve neler olduğunu bilmek değerlidir. mübadele, sonraki kuşakları sırf bu sebepten kanatır. giden, gelen atalar da değişimle acı çekmişlerdir kuşkusuz ama ne olduğunu, nereye ait olduğunu bilemeyen kuşaklar zamanda, mekanda asılı kalırlar. hangisi daha iyidir bilinmez belki hiçbi yere ait olmamak, sadece dünyalı olmak da yeter birilerine ama hep eksikliğini hisseder insan, birileri memleketlerinden, ananelerinden bahsederken, kendisi sürekli arayıştadır. kötüdür mübadele, kök salamamak kötüdür.
  • "dünyada kişi için doğup büyüdüğü yeri kaybetmekten daha büyük bir acı olamaz."

    euripides (m.ö. 431)

    ünlü ingiliz tarihçisi arnold toynbee, 1922'de kaleme aldığı 'the western question in greece and turkey: a study in the contact of civilizations' adlı kitabında, türk ve yunan toplumlarında milliyetçi akımların gelişimi konusunda ilginç bir tespit yapar.
    toynbee'ye göre, "doğu'ya milliyetçilik -fikrinin- aşılanmış olması, -doğu toplumlarına- başından beri gittikçe azalan oranlarda mutluluk ve refah getirmiştir" (toynbee, 1922:18). bu tespit, özlellikle türkiye ile yunanistan arasında, 'milli mücadele'den sonra yapılmış olan nüfus mübadelesi düşünüldüğünde çok yerindedir. 1922-1924 yılları arasında anadolu'da yaşayan yaklaşık 1.200.000 çoğu kadın ve çocuk anadolu rumu'nun (on yedi ila elli yaş arasındaki tüm rum erkeklerinin türkiye''den ayrılması yasaklanmış, çoğunun "amele taburları'nda öldüğü, anadolu'nun iç kısımlarına gönderilmişti. hayatta kalanların yunanistan'a gidişine ancak 1924 yılında izin verildi. -ladas 1932: 434 vd.-) ve yunanistan'da yaşayan 400.000 civarındaki rumeli müslümanı'nın yerinden yurdundan edilmesi, göç edenler açısından kargaşa ve umutsuzluk kaynağı olmasının yanı sıra, iki ülkenin toplumsal ve siyasal dokusununda temelli dönüşümler meydana getirmiştir.

    mübadelenin türk ve yunan toplumlarında yarattığı dönüşümlerin dışında, devletler hukukuna getirmiş olduğu yenilikten de bahsedebiliriz. türk ve yunan heyetleri arasında lausanne'da 30 ocak 1923 günü imzalanan ve resmi adı 'yunan ve türk halklarının mübadelesine ilişkin sözleşme ve protokol' olan bu belge ile ulus devletlerin kendi aralarında anlaşarak azınlıklarından 'değiş tokuş yöntemi' ile kurtulmaları olgusu devletler hukukuna 'emsal' olarak yerleşmiştir.

    *(türk ve yunan halklarının mübadelesine ilişkin sözleşme ve protokolun tam metni için 'lozan barış konferansı - tutanaklar belgeler, takım 2, c.2. çeviren: seha meray ankara sbf yayını, 1973, s. 89-95'e bakınız)

    konuya ulus devletler ve bu ülkelerde yönetimde olan milliyetçi seçkinler açısından yaklaştığımız zaman bazı ilginç sonuçlar çıkmaktadır. azınlıkların mübadelesinin hukuki ve kabul edilebilir bir alternatif olarak ortaya çıkmış olması, dini veya etnik azınlıkların bulunduğu ülkelerdeki milliyetçi seçkinleri birçok bakımdan rahatlık ve atalete sevk etmiştir. kendi azınlıklarından nüfus mübadelesi yoluyla kurtulabileceklerini düşünen milliyetçi seçkinler, ülkelerinde farklı grupların barış içinde birarada yaşamasını sağlayacak siyasal ve yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesini hep savsaklamışlardır. 'türk-yunan nüfus mübadelesi' ile azınlıkların değiş tokuş edilmesi hukuki ve makul bir çözüm olarak ortaya çıktığı için, milliyetçi seçkinler kendi etnik ve dini azınlıklarını bir 'kriz döneminde takas edilebilecek insan malzemesi' olarak görmeye başlamışlardır. *(1964 yılında kıbrıs'ta çatışmaların yoğunlaşması ile birlikte "établis" statüsündeki istanbul rumları ve onlarla evli türk vatandaşı rumlar uluslararası pazarlıklarda koz/rehine olarak kullanılmışlardır. hülya demir ve rıdvan akar'ın verilerine göre, yaklaşık 30-40 bin rum, bu dönemde sınırdışı edilmiş ve istanbul'daki mallarına el konulmuştur. -demir ve akar, 1994-)

    ayrıca, etnik milliyetçiliğin egemen olduğu ülkelerde dini ve etnik azınlıkların konumunu anlamak açısından mübadele sürecinde ve sonrasında yaşanalar çok öğreticidir. bu bağlamda, anthony d. smith'in etnik milliyetçilik hakkında yapmış olduğu tespitler son derece anlamlıdır. smith'e göre etnik milliyetçilik anlayışının geçerli olduğu ülkelerde azınlıklar, ya baskılar karşısında yurtdışına sürülmüş, ya da kendi memleketlerinde 'yabancı' veya 'ikinci sınıf vatandaş' muamelesi görmüşlerdir (smith, 1994: 196). milliyetçi yönetimler açısından, azınlıklara karşı ayrımcı politikalar uygulayarak insanların hayatını çekilmez hale getirmek ve onları yurt dışına göçe zorlamak genellikle daha tercih edilen bir uygulama olmuştur. *(hindistan'ın bağımsızılığını kazanmasından sonra pakistan'ın kurulma aşamasında -bir uluslararası anlaşmaya dayalı olmadan!- belki de yüzyılın en büyük nüfus mübadelesi gerçekleşmiştir. ağustos 1947 ile mart 1948 arasında 4.500.000 hindu ve sikh batı pakistan'dan hindistan'a ve yaklaşık 6.000.000 müslüman da aksi yöne göç etmiştir. bu karşılıklı göç sürecinde çıkan çatışmalarda iki taraftan toplam 200.000 kişi hayatını kaybetmiştir (moon, 1962: 268-269, a. aktar).

    *(bu yazi zamane sozluk'teki bir yazimdan alintilanmistir.)