*

şükela:  tümü | bugün
  • edebiyatta bir sanat türü.
  • edebiyatta durumları oldugundan fazla abartarak dikkati bir noktaya cekme sanatı. usturuplu kullanilmazsa butun yazinin icine etmek gibi kotu bir ozelligi vardır. yetkin olunmadan kullanilmasi caiz degildir.
  • mot-a-mot karşılığı büyütmektir.
    yetişkinlik (büyümüşlük) çağı anlamında "buluğ" ve yetişkin* anlamına gelen "baliğ" ile aynı kökten gelir.

    işin garibi "tebliğ" kelimesiyle de aynı kökten gelir ve tesadüf değildir. nasıl ki türkçede yetiştirmek hem büyütmek hem de ulaştırmak (bkz: haber yetiştirmek) anlamına geliyorsa bu kelime de öyledir.
  • mübalağa sanatı sadece abartmakla yapılmaz. bir nesnenin haddizatında göze batan, ekstrem bir özelliği varsa onu abartmak mübalağadır.

    mesela evliya çelebi, seyahatnamesinde karadeniz'in dalgalı oluşunu abartmıştır. (dalgalar yükseliyordu ay'ı elliyorduk, dalgalar çekiliyordu cehennem'deki zebanileri görüyorduk) ama gidip ege'nin akdeniz'in fırtınalarını abartmamıştır. karadeniz bilinen en sert fırtınaya sahip deniz olduğu için onun bu yönünü belirginleştirmiştir.
    aynı şekilde erzurum'un soğuğunu mübalağa etmiştir. (bkz: damdan dama atlayan kedinin donmasi) çünkü erzurum gerçekten bilinen en soğuk şehirdir. gidip eskişehir'in, istanbul'un soğuğunu abartmamıştır.
    iran'daki minarelerin de: "müezzin minareden bir eşyasını düşürmüş, 2 ay sonra yere düşmüş." sözleriyle abartıldığı vakidir. çünkü iran mianreleri doğudaki ve batıdaki emsallerinden çok daha uzundur.
    kısaca (bkz: karikatürize etmek)
  • felekler yandı ahımdan*

    güllü diba giydin amma korkarım azar eder seni
    nazeninim saye-i har-ı gül-i diba seni*

    (nazlı sevgili o kadar narindir ki, giydiği elbisenin gül desenlerinin üzerindeki dikenin gölgesi bile onu incitir.)
  • ata sporu.
  • tirbüşon: - bence bu işte biraz mübalaaaaaaaa var.
    mükremin çıtır: - ne var?
    t: - mübalaaaaaa
    m: - ne zamandan beri kullanıyorsun bu kelimeyi?
    t: - yirmi gün olmadı..
    m: - yakışmış ama. aferin..
    t: - yakışanı kullanıyoruz mükremin,şiiüş..

    (bkz: bir demet tiyatro)
  • şahsımı tek geçerdim bu sanat dalında fakat bugün tanıştığım emin abi sağolsun, mübalağa ile ilgili, olan algımı da yıktı.
    kapı çaldı ofiste, gayet akşam çıkmalık bir saat, açtım. ''abim kusura bakmayın, bi iki bi'şey sorup gideceğim'' dedi. eyvallah dedik aldık içeri. uzun uzun anlattı. gerekli gereksiz ne varsa. (avukatlar da içinden -özet geç piç- der)
    hadiseye geldik. tarla sınırı konusunda papaz olduğu komşusunun yolunu kesip tehdit etmiş, tüm sülalesini ve bizzat sınır komşusunun kendisini dahil ettiği ağır küfürleri bir bir saymış, yakasından tutmuş, tartaklamış vs vs.
    bugün jandarmadan çağırdılar, ifade vermeye dedi. eee? dedim verdin mi ifade?
    vermiş.
    verdiğin ifade önemli bak ama, dedim. ona göre bundan sonramızı şekillendiririz. işalla kötü bir şey dememişsindir ifadede, etrafınızda kimse var mıydı? duyan eden oldu mu? sen itiraf etmedin umarım jandarmada?
    ne edecem abla, al bak ifadem dedi. baktım.
    '' ben şikayet edildiği gibi, tarla sınırı konusunda aylardır husumetimiz olan mehmet beyi tehdit etmedim. mükemmel şahsına küfür etmedim allah korusun. bugün akşamüstü saatlerinde evimin önünden geçiyordu. ''bir dakika canım komşum mehmet bey abiciğim, bir derdimi arz edecektim müsaadeniz olursa'' dedim. kendisi bu laflarımı yanlış anlamış. ona küfür ettiğimi sanmış. tehdit ettiğimi sanmış. ''validesi hanımefendi teyzenin hastalığı geçtiyse inşallah bizim sınır işlerini konuşsak'' dedim, anama küfretmiş demiş. komutanım. esas ben şikayetçiyim. bunlar iftira.''