şükela:  tümü | bugün
  • çeşitli gazetelerde redaktör, reklâm filmlerinde dublajcı olarak çalışıp, bir grup arkadaşıyla birlikte "otağ" dergisini çıkaran mübeccel izmirli, öykücü ve şair kimliğiyle bilinir. 1934 tarihinde çorlu'da doğmuş, 1982 tarihinde istanbul'da hakkın rahmetine kavuşmuştur.
    mübeccel izmirli'nin 1967 yılında sıralar basımevi tarafından ilk basımı yapılan, sabah geçidi isimli bir de öykü kitabı vardır.

    bir yaz gecesi rüyası şiiri'nden alıntı..

    esmer sularda yıldızlar inmede yer... yer
    bırakılmış, günahsız bir ülkeydi gece
    dolaşık sorunlar gibi dünyana geldim,
    uzak dallarda bir ishak müjdeyle öttü
    beni buldun, yaprak yaprak bitti alfabe...

    hamiş: şimdiye kadar hakkında tek satır yazılmaması onun meçhul hikayeciler listesine çoktan yer aldığını göstermiştir.
  • bir cemal süreya şiiri..

    çubuklu'da mübeccel izmirli
    vapura bindiği zaman
    canyeleği sayısı da
    bir adet artardı o an,
    dalgıç okulu'nun tüm öğrencileri
    kıyıdan el ederlerdi ona.

    ne kadar şair var anadolu'da,
    mübeccel izmirli
    mektuplaşırlardı onlarla,
    birşey yemez içmezdi
    beslenirdi sadece
    küçük dargınlıklarla.

    oymuştu baldırını,
    büyük kohinor elmasını
    saklamıştı oraya,
    sekseniki yılında
    satmak zorunda kaldı
    yüzyetmişbeş liraya.

    evleri oldu; güzel;
    elleri vardı ince,
    bizler rakı içerdik,
    o, ecel şerbeti, damla,
    dostları için gizledi,
    çok daha önce ölmüştü
    çok daha önce yoksa

    yok artık mübeccel izmirli
    bir tarak arıyor çubuklu'da
    dalgıç okulu öğrencileri,
    hışırdar durur sular
    giz tutmuş bakışlarıyla
    gökten boşanırcasına

    ey dalgıç okulu öğrencileri
    sularda değil o aradığınız:
    bodrumlarda
    ................bodrumlarda
    ................................bodrumlarda!
  • 2010'da yani 8 sene kadar önce semih gümüş sayesinde sabah geçidi isimli öykü kitabı yeniden basılan unutulan kadın yazarlarımızdan. şurada detaylı anlatım mevcut. (alta da silinirse diye copy paste yaparım)

    ayrıca ece ayhan'ın sivil şiirler'de 13 sevim burak isimli fantastik denemesinde oluşturduğu kadın edebiyatçılar okulunda ona "disiplin kolu" görevini verdiği isim.

    --- yeni şafak sitesinden ---

    “bana mübeccel izmirli dendikte, onun masum dalgınlıklarıyla maruf oluşu ve hiç silinmeyen bir allık gibi yanaklarında taşıdığı hüznü ayan beyan gösteren fotoğrafları geliveriyor benim aklıma ilkin...

    “mübeccel izmirli” adlı şiirinde, onun için: “dostları için gizledi, / çok daha önce ölmüştü / çok daha önce yoksa” diyen cemal süreya aynı şiirinde vurgulamamış mıydı onun masum dalgınlığını:“ne kadar şair varsa anadolu'da,/mübeccel izmirli/ mektuplaşırdı onlarla,/ bir şey yemez içmezdi/ beslenirdi sadece/ küçük dalgınlıklarla.”

    yeni kuşaklarla buluşma

    şiirdeki “sekseniki yılında” dizesine bakarsak, cemal süreya, izmirli'nin ölümünü izleyen günlerde yazmış olmalı bu şiiri... izmirli hakkında yazılan son kelimeler belki de... behçet necatigil'in edebiyatımızda isimler sözlüğü'nde özgeçmişinin yer almasını ve vefalı yazar selim ileri'nin uzun aralıklarla da olsa onu içli yazılarıyla hatırlatmasını saklı tutarsak unutulmaya terk ediliyor adeta izmirli...

    benim izmirli'yi keşfediş hikayemse oldukça uzun... yeni türk edebiyatında öykü'nün, 4. cildindeki mübeccel izmirli bölümünden okunabileceği için tekrar anlatmayacağım bu hikayeyi... ama sevgili afet ılgaz ablamın adını zikretmeden de geçemem; izmirli'nin son fotoğraflarını, yayınlanmamış şiirlerini, onunla ilgili haberleri içeren kimi gazete kesiklerini bir dosya halinde bana teslim ederek merakıma set çeken odur.

    izmirli'yi, öyküyle ilgili çalışmalarıma taşıtmakla, bu çok yakın arkadaşının unutulmasına gönlünün razı olmadığını gösteren afet ılgaz'dan sonra, bu maksada hizmet eden vefakar biri daha çıktı: semih gümüş.

    “bizim” semih gümüş'ten söz ediyorum; notos dergisinin adıyla şık ve şirin kitaplar da yayınlayan gümüş... sabah geçidi'nin 1967 basımındaki desenleri de koruyup, cemal süreya'nın yukarıda zikrettiğim şiirini ilave ederek yeni kuşaklarla buluşturdu mübeccel izmirli öyküsünü...

    gök katında kaza (1963) adlı bir şiir, ay kızla gülen oğlan (1983) adlı bir çocuk kitabı da bulunan izmirli'nin, bu kitaplarla “büyük” sayılabilecek bir edebiyat ortaya koyduğunu söylemek zor olabilir.

    kaleminden başka imkanı yok

    ancak, 1955'ten itibaren (doğum tarihi: 1934) tercüman, yeni istanbul, milliyet, medeniyet, kıyı, sanat yaprakları, varlık, çağrı, ılgaz, sorun, ataç, bir arkadaşıyla birlikte çıkardıkları otağ, yönetimini üstlendiği yelken gibi dergi ve gazetelerde emeğiyle ve ürünleriyle yer almasının yanı sıra, yazıları, söyleşileriyle de edebiyat ortamına doğrudan katkıda bulunmuş olmakla, asıl bu “büyük hizmetinden” dolayı adının edebiyatta mutlaka görünür kılınması gerekir...

    sadece bu da değil. edebiyatımızda “hastalıkları” üstünden de kendilerine özel bir yer açılan sevim burak, tezer özlü vb. yazarlardan hiç de geride kalmayacak “özel” bir yaşama biçimine, bunu herkese açık etmeyen onurlu bir çekingenliğe ve daha da önemlisi edebiyat tutkusunu erteletmeyen, zayıflatmayan bir “bağlanma ahlakına” da sahiptir izmirli...

    varlık yıllığı 1963'te şiirleri için “kadın dünyasına giden bazı yolların açık izleri; yeteneği var, yetkinliği yok” denilen izmirli, asıl söz konusu dünyaya giden “bazı yollar”ın en “cesur” aydınlatıcılarından biridir; “yarası olmayan ve kanamayan kadın yazmaz” şeklindeki genel kanaatin edebiyatımızdaki tipik örneklerindendir.

    vefatına (1982) birkaç yıl kala ancak evlenen, zamanlarını edebiyat sevdalılarının hizmetine tahsis eden, karşılıksız aşklar yaşayan, sevdiklerini başkalarına kaptıran, uzun sürelerle işsiz kalan, maddi sıkıntıları nedeniyle küf kokan izbe evlerde yaşayan izmirli, elinde kaleminden başka bir imkanı olmaksızın yalnız bir kadının hayata direniş öyküsünün ilk kahramanlarındandır.

    sabah geçidi'nde yer alan öykülerinde de “yaşama sevincini, refah taleplerini, küçük mutlu ev özlemlerini, sonu ihanete çıkan dostlukları, vefayı, vefasızlığı, karşılık beklemeyen aşkları, karşı cinsin samimi ve istikrarlı ilgisini işlemeye çalışan mübeccel izmirli, kendi yenilgilerini, güvence yoksunluğudan kaynaklanan korkularını, karşılıksız kalan sevgilerini, aldatılışlarını, maddi yoksunlukla iç-içe sessiz sedasız süren günlük yaşantısını hep ilk çıkış noktası olarak seçmiştir” diye yazmışım bu yüzden, onun kelimelerine yaslanarak:

    “gece sanatçı bir arkadaşım geldi. evde hemen hemen bir şey kalmamıştı. oysa bu dost, her seferinde akşam yemeğini yemeden gelir. ne yapacağımı bilmez bir halde mutfaktaki arkadaşım geldi dolaplarından birini karıştırdım. irice dört patates... gaz ocağında haşladım onları. çay bitmek üzereydi, demledim. ve plastik kese içinde nasılsa bayatlamadan kalmış anasonlu galetaları tepsiye dizdim. '...doğru dürüst evde oturmadığım için bugünlerde, pek yemek yapamıyorum da... sonra biliyorsun ülserim, safrakesesi falan.. perhiz yani... onun için rica ederim sen bakma bana, buyur lütfen... hem biraz önce ben kahvaltı gibi bir şey...' (...) iki tek, amma olup olacağı iki tek birinci sigarası kalmıştı, onları çıkaramadım. bunu yaptım, yaptım. hem de utanamıyorum. çaysız, sigarasız, bir de soğukta kalırsam yapamam, çözülüveririm çabucak biliyorum. (...) dolapta ne kalmışsa çıkardığım için mi nedir, rahatladım. gece yirmi dörtte gitti. erdem meselesi falan değil yoo, hiç ilgisi yok. öyle bencilimdir ki olmadık yerde, cimrilik gibi hani... değil de, yüreğimin pis, salak, kurtulmamış bir yanı gene de durmaz. vermeden durmaz.” sabah geçidi, neredeyse yarım asırlık bir arayla, semih gümüş'ün vefası sayesinde yeniden yayınlandığına göre sözü de tümüyle mübeccel izmirli'nin kendisine bırakmalı aslında...

    yarım hayatı, tam hüzünle yaşayan bir yazarla tanışmak isterseniz sabah geçidi'ne mutlaka uğramalısınız...
    --- yeni şafak sitesinden ---