*

şükela:  tümü | bugün
  • eskisehirde okurken oturdugum akarba$i semtindeki bir camiinin muezzini ki zannederim 168 ya$inda filan olsa gerek sabah ezanlarinin ilk 3 4 misrasini soyleyip daha sonra uyumasi ile unlu idi. daha sonra kendisinin bir kere ezan okurken oksuruk krizine girip "allah allah beee" deyip ezani yarida kesmesi bir kere de ramazanda iftar vaktinde aksam ezanini "allah-u ekber allah-u ekber" deyip sonra muhtemelen yemege ko$mak icin kisa kesmesi de hatirladigim diger seyler.
  • benim ancak emekliliğini görebildiğim, ailemizin neşe kaynağı, dostu, canı, cicisi bir müezzin amcamız vardı. birkaç sene önce rahmetli olan müezzin amcamızın anıları saymakla bitmez. aklımda kalan bir tanesi var ki beni benden alıyor.

    dayım o zamanlar üniversite öğrencisi, bizim müezzin amca da ortaokul mezunu. dayım kuran dili öğrenmek istiyor, müezzin amca da liseyi dışardan bitirmek istiyor. aralarında bir anlaşma yapıyorlar. o, dayıma kuran dili öğretirken, dayım da matematik, fizik filan çalıştırmaya başlıyor. uzun süren çabalar sonucunda müezzin amcanın sınav zamanı geliyor. büyük bir heyecanla sınava gidiyor...... ve dönüyor. surat bir karış dayımla buluşuyorlar.

    dayım: noldu abi nasıl geçti sınavlar?
    müezzin amca: ya iyi de ufak bir sorun çıktı
    d: hayırdır ya? ufaksa hallederiz?
    m: hmmmm evet hallederiz sanırım
    d: hangisi? matematik? fizik? kimya?
    m: yok onlar tamam da sorun başka yerde
    d: ne yahu söylesene hangisinden kaldın?
    m: din bilgisi
    d: ??!!

    bütün aile kopuyor o anda tabi. herkes gülmekten yarılıyor. müezzin amcamız her türlü dersi geçmiş bir tek din bilgisinden kalmıştır. eh adama uhud savaşının tarihini sormuşlar o da bilememiş tabi. kuranı bilmem kaç kere hatmetmiş bi insan, ama uhud savaşının tarihini bilmiyor. sonraki laf daha komik;

    m: bana ne iş yapıyorsun diye sordular
    d: ne dedin?
    m: müezzinim demeye utandım, terziyim dedim.

    hala daha hatırlar hatırlar anarız kendisini.. hey gidi *.........
  • 90'lı yıllarda gazetelere haber olarak geçen bir müezzin anısı şöyle anlatılır:

    datça'ya bir müezzin atanmış. bir akşam cezmi* ile can yücel, tam kadehleri tokuşturacakken ezan okunmuş, kadehleri bırakmışlar, ezanın bitmesini beklemişler muhabbete devam etmek için. bu olay 2-3 gece üst üste tekrar etmiş. can yücel, "bu adam sürekli ezan mı okuyor, günde kaç kere okuyor, hep bizim içki içme anımıza mı denk geliyor yoksa?" demiş ve yandaki gençlere "bu müezzinle ilgilenin biraz, gezdirin" demiş. gençler müezzini ortamlarına sokmuş, hanım arkadaşlarıyla tanıştırmış falan.

    bir kaç gün geçmiş. bir gün sabah ezanı okunacağı vakit cezmiler hala içmektelermiş. bakmışlar mikrofon açıldı, ezan okunacak. bırakmışlar kadehi. ve cami hoparlöründen müezzinin sesi yankılanmış, makamıyla söylemeye başlamış: "nereden sevdim o zalim kadını..." bütün datça, sabah ezanı yerine bu şarkı ile inlemiş. masadakiler yarılmış, bir de müezzinin şerefine içmişler.

    daha sonra müezzin açığa alınır.