şükela:  tümü | bugün
2970 entry daha
  • "sınanmamış ahlak övgüye değer değildir" diye başlayıp birtakım şeyler söylemek istiyorum.
    zira bu başlığa yazdığım ilk ve tek entry sebebiyle ciddi ciddi laf yedim bir sürü. enteresan.
    entry burada: (bkz: #96353251)

    palu ailesi olayında olduğu gibi ana akım haber kaynaklarına düştükçe dikkatimi çekiyor bu programda olanlar.
    yazdığım entry sebebiyle bana laf yetiştiren, iyi niyetli olduğunu düşündüğüm arkadaşlar kadar sıkı takipçisi değilim bu programın.

    neyse konuya gelecek olursak; neden durduk yere rabia naz olayıyla ilgili bir eleştiri getiriyorum?
    ne demiştik: "sınanmamış ahlak övgüye değer değildir."

    müge anlı gerçekten iyi bir şeyler yapmaya çalışan bir kadın olabilir. bu program vasıtasıyla büyük işler başarmış olabilir, ülkenin aksayan adalet sistemine bir ayna tutmuş olabilir veyahut adaletin kılıcı rolünü üstlenmiş de olabilir.
    tüm bunlar da zaten ciddi eleştiriler getirilebilecek şeyler ama geçiyorum.
    bilemiyorum belki de düşündüğünüz gibi müge anlı söylediğiniz kadar iyi niyetli bir insan da olabilir.
    peki ben neden o zaman o entry'i giriyorum?

    rabia naz meselesi aslında bu konunun dışında. bu olay benim için sıradan kriminal bir vakadan çok daha fazlası olmuştur. açıkçası ülke gerçekleri açısından ciddiye aldığım sınırlarımdan bir tanesidir. ama konu bu değildi.

    rabia naz olayını zamanında "burası onların ülkesi" mottosuyla yazmıştım zaten: (bkz: #88792890)
    orada da müge anlı'nın ismini zikretmiştim ama bu başlığa taşıma gereği görmemiştim. çünkü bu olay tabii ki müge anlı'yı fersah fersah aşan bir olaydı. meseleyi gündüz kuşağı programlarına malzeme etmemiştim, etmeyecektim. yanlış anlaşılmış.

    asıl meselem başka benim. müge anlı haricinde gerçek hayatımın tamamında, sokakta, evde, okulda, işte, belediyede, dernekte, televizyonda, sosyal medyada çok ama çok rahatsız olduğum bir mesele var:
    insanların iki yüzlü oluşu. dahası "iyi insan" tanımını çok hafife almaları, kötülüğün ne'liği hakkında zerre fikir sahibi olmamaları, iş konuşmaya gelince en yüksek perdeden konuşmaktan asla çekinmemeleri, söylemlerinde bulduğum tezatlıkları...
    özetle riyakar insan modeli tahammül sınırlarımı zorlayan bir mesele.

    şimdi olayı müge anlı'nın ya da herhangi bir x şahsının gözünden görmeyi bırakın artık. olayları gözünüzün önünde canlandırırken konunun içerisine bir hayalet gibi sızıp sadece izleyin.
    anladığım kadarıyla müge anlı eli maşalı, cebbar, cevval bir kadın modeli. eyvallah.
    göründüğü kadarıyla da iyi niyetli olmaya çalışan, iyi şeyler yapmaya çalışan bir insan.
    yıllar içerisinde de kendini geliştirmiş, ilgili olayların kurdu olmuş bir kadın. bunların hepsine eyvallah.

    müge anlı rabia naz vakası hakkında yapılan başvuruyu kabul etmiş mi? evet.
    programın saha ekibi eynesil ilçesine ekipmanlarıyla gidip konuyla alakalı ilgili kişilerle röportajlar yapmış mı? evet.
    müge anlı konuyu haliyle yayın takvimine almış mı? evet.

    şimdi siz diyorsunuz ki devletin en saygın kurumlarının bile manipüle edildiği bir olayda kıytırık bir program mı sorunları halledecekti?
    hala müge anlı'nın penceresinden bakıyorsunuz olaylara. ben ise rabia naz'ı geçtim müge anlı'yı sorguluyorum.

    rabia naz olayında ters giden çok ciddi şeyler olduğunu görememek bırakın vicdanı, en temel düzeyde akli sorumluluklara ters bir durumdur.
    müge anlı gibi birisinin burada herhangi bir problem görmemiş olması düşünülemez sanırım. müge anlı'yı savunanlar da bu şekilde savunmuyor zaten.
    halbuki konu ele alınmış. peki neden vazgeçilmiş?
    burada makul şüphe; müge anlı'nın bu dosyayı yayına almasının bir şekilde engellendiği şeklindedir.
    müge anlı gibi bu işlerin kurdu olmuş bir insan siyasi birtakım hesaplar gerekçesiyle bu olayın örtpas edilmeye çalışıldığını anlamamış olması kadının kendisine hakaret.

    şimdi biz burada rabianaz olayı hakkında atıp tutuyoruz, bir sürü fikir geliştiriyoruz, kendimizi yiyip bitiriyoruz falan.
    ama birebir müdahaleyi hiç hissetmedik.
    şimdi bir telefon gelse ve bu entryi yazmamam istense nasıl bir şey düşünürdüm acaba?
    bundan öncesine kadar söylediğim, düşündüğüm hemen her şey zandan ibaretken bana bir telefon gelip bu entry'i yazma deseler zandan fazlasını elde etmiş olurdum.
    mevcut örtpas çabasına bizzat şahit olmuş olurdum.
    aradaki farkı anlayabiliyor musunuz?

    eğer makul bir şekilde yürüttüğümüz akıl yürütmeler gerçekse müge anlı düşündüğümüz hukuksuzluğu, ahlaksızlığı, vicdansızlığı, adaletsizliği, küçücük bir kız çocuğunun cesedinin istismar edildiğini falan bizzat hissetmiş hatta belgelemiş olmalı.
    eleştirel akıl yürütme bu sonuca çıkarır bizi.

    ve bu duruma karşı gösterdiği tepki tamamen sessizlik. sessizlikten de fazlası görmezden gelme.

    şimdi insanlar diyor ki bu program elinden geldiği kadarıyla adaletin yerini bulmasını sağlıyor, çok büyük işlere imza atıyor, duyarlılık sağlıyor, büyük başarılara imza atıyor.

    bana ne?

    programın ve sunucunun başarıları ve yaptıklarını övmeye devam edebilirsiniz.
    hakkınızdır.
    ama müge anlı'nın bile isteye bir cinayeti görmezden geldiği gerçeğini değiştirmez bu durum. üzgünüm sevgili fanlar.

    diyebilirsiniz ki -zaten diyorsunuz- müge anlı rabia naz yüzünden birilerini karşısına alsaydı programın yayından kaldırılmasına sebep olabilirdi ve gelecekte yapılacak iyi işlerin önünü kesmiş olurdu. uzun vadede iktidarla iyi geçinmek daha büyük hayırlara vesile olabilir.
    hmm. peki.
    cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir diye boşuna dememişler.

    bu yaklaşım aslında şu demek; bu program hakim otorite açısından zararsız işler yapabilir, izin verildiği ölçüde adaleti sağlayabilir.
    eğer bir gün kötülerin, gerçek kötülerin ayağına basmaya kalkarsa o ayağı yerinden sökeriz.
    ya hu bunun neresi iyi?
    bununla kendinizi teskin etmek uzun vadede "kötü" bir davranıştır.
    buradaki kötülüğü, pasifize iyiliğin sınırlı süreli duygusal tatmin aracına dönüştürülmesini gerçekten göremiyor musunuz?
    sizleri daha zararsız ve itaatkar hale getirecek olan propagandanın farkında değil misiniz cidden?

    yazının en başına dönersek, riyakar insan modeli diyorduk.
    müge anlı'nın kendi programında gayet kendinden emin bir şekilde "valla her doğru her yerde söylenir, doğruysa doğrudur. neden doğru her yerde söylenemezmiş?" diyerek politik davranmanın kendisine göre yanlış olduğunu en üst perdeden dile getirmesi, riyakarlıktır.
    insanlara kendisini altını dolduramadığı bir söylem ile pazarlama çalışmasıdır.
    halbuki başka başka meziyetleriyle kendisini yine pazarlayabilir. böyle altında ezileceği laflara ihtiyacı yoktur. ama yine de dayanamamış riyakar davranmıştır.

    müge anlı yıllar içinde kendisini beslemiş, yetiştirmiş ve kendi ismini büyük bir markaya dönüştürmüş bir tv şovmenidir. elde ettiği her şey hakkıdır. eyvallah.
    bu marka değeri ile "legal" olarak ciddi bir devlet desteği de alıyordur yaptığı iş gerekçesiyle. devletle iyi geçinmek zorunda hissetmesi yaptığı iş gereği olabilir. buna da eyvallah.

    haksızlık yapmayalım: resmi olmayan açıklamalarına inanıp dosyayı "intihar konusunun özendirici olması" sebebiyle reddettiği fikrine de inanabilirsiniz.
    kendi akli ve vicdani gelişmişliğinize bırakıyorum.

    bugün onun yerinde ben olsam belki de rabia naz meselesini ben de görmezden gelebilirdim.
    ama bunu asla bilemeyiz.
    belki de dik durur, karşı gelir gerekirse bağımsız medya kuruluşlarında denerdim şansımı. benim özelimde göstereceğim tepkinin ne olacağını asla bilemeyeceğiz.

    ancak müge anlı'nın tepkisini ne olduğunu biliyoruz. müge anlı yaptığı ve yapacağı tüm iyi işlerin yanında rabia naz dosyasını görmezden gelmiştir.
    diğer bütün ahlaki yüceliklerinin hakkını saklı tutuyorum.
    sınanmamış ahlak övgüye değer değildir.
    müge anlı'nın bu konu özelinde ahlaki sınırları sınanmıştır.
    bırakın da bu kadar aleni bir veri varken elimizde kendisinin iyi niyetini sorgulayabilelim.

    ve şunu hatırlatarak bitirmek istiyorum: insanların kaybedecek şeyleri çoğaldıkça ahlaki çizgileri de dejenere olur.
  • şu anda karaciğerini verdiği eşi tarafından aldatıldığını söyleyen bir kadın var. karaciğeri geri istiyor. istiyorsunuz ki birine iyilik yapınca sonsuza kadar size minnet duysun. istiyorsunuz ki ilk fırsatta elinizde yüze vuracak malzeme bulunsun. herkes de şaşırıyor nasıl aldatır diye? belli ki bitti bir şeyler. birine iyilik yaptınız diye sonsuza kadar sizinle birlikte olmak zorunda değil. adam bitirmek istediğinde bitir işte. gencecik, ne güzel kadınsın. değer mi ya?

    hakaret etmeden derdini anlatamayan arkadaşlara not: kimseyi savunmuyorum. aldatmayı falan da onaylamıyorum. zamanı geldiğinde insanların ayrılabilmesini savunuyorum. biri artık beni sevmediği halde sırf minnet duyduğu için benimle olsa hiç mutlu olmazdım. kimse olmaz. gitmek isteyeni bırakmadığınız zaman daha beter üzülüyorsunuz, örneği de burada.
  • kendisini aldatan eşinden, daha öncesinde nakil ile verdiği karaciğeri geri isteyen bir kadın var şu an ekranda.

    netflix yap anlaşmanı şu programla en az 10 sezonluk dizi çıkar yemin ediyorum.20 senarist gelse böylesini yazması imkansız.*
  • iki çocuğunun annesi olan, kendisi ölüm döşeğindeyken ciğerini veren kadını terk edip metresinden çocuk yapan engelli maaşı alan vatandaşı haklı nedenlerle eleştiriyorlar kimse kusura bakmasın annen baban kardeşin değilse sana bu kadar büyük bir iyiliği yapan kişi illa ki bir bedel karşılığında yapmıştır bu iyiliği sana. sen bu iyiliği kabul ettiysen bazı şeyleri baştan kabul etmiş sayılırsın. ciğerini veren kadın sevgisi için onunla ömür boyu beraber olabilmek için vermiştir. ciğer vermek kolay mı? polyanna olmaya gerek yok kazan kazan durumu var demek ki. ciğerini aldığın kişiye vefa hissetmiyorsan, makyevelist yaklaşıyorsan o bedeli ödetirler evladım sana.

    karısı olan hanımın öfkesini ve boşanmam demesini anlıyorum süründürmek istiyor, insani bir tepki ama bence boşayıp kendi hayatını yaşaması lazım. adam zaten şeyinin peşine düşmüş gününü gün ediyor. git yaşa hayatını daha 30 yaşındasın, karşına neler çıkar ya. zaten bu kadar vefasız olan biri gittiği yere ne huzur ne mutluluk verebilir. ağlaya ağlaya bu kadının kapısına dönecek şuraya da yazıyorum.
  • müge anlı kimi zaman büyük pot kırıyor, belki samimi düşüncesi değil o anın getirdiği ruh hali ile böyle sözler sarf ediyor ancak söyledikleri farklı yerlere çekilebilir. şu an programda bir kadın karaciğerini verdiği eşi tarafından aldatıldığını bu yüzden karaciğerini geri istediğini söyledi olay başlı başına enteresan zaten ama adam programa bağlanınca odak noktasını kaydırmak adına eşine : "ben en azından çocukları banyoda dövmüyorum senin gibi" dedi. bu sefer müge anlı da: "eee sen kadının sinirleni laçka edersen o da annelik görevini yerine getiremez, yeterince şefkat gösteremez çocuklarına" minvalinde bir söz söyledi. bahsi geçen kadın kötü bir anne değildir belki, kimbilir çocuklara sistematik şiddet uygulamıyordur da anlık bir sinirle vurmuş olabilir. genelde kadınlar tarafından izlenen bir sabah kuşağı programında müge anlı gibi eğitimli, birçok insanın güvenini kazanan, belli bir itibarı olan bir kişinin bir annenin çocuğuna şiddet göstermesine mantıklı sebepler getirmeye çalışması doğru değil. çocuklar sizin stres topunuz değil, annesi bile olsanız yanlış kararlarınızın sonuçlarının acısını onlardan çıkaramazsınız. medeni bir ülkede böyle durumlarda zaten çocuklar aileden alınırdı. bizde böyle bir sistem yok en azından canlı yayında şiddete bahane bulmayın.
  • karaciğerini nakil verdiği eşi canlı yayına bağlandı. adam bende merhamet, vicdan, vefa var diyor. bu raddeye geleceğini bilemezdim, şeytanın aklına uydum diyor. merhamet falan var da bunlar oluyor maazallah olmasa neler yaparlar adama cidden merak ediyorum.
    (bkz: bilene)
  • gene çıktı ağlak
    ilk defa müge anlıyı izlerken kanal değiştirdim amk
    valla adamın babası haklı bu tipi red etmekten
    ben tv de dayanamıyorum düşünsene 24 saat aynı evdesin bu tiple
    (bkz: evlerden ırak)
  • eşin sana karaciğerini vermemiş olsa çoktan ölüp gidecektin, sen eşinin yaptığı fedakarlığa karşılık aldatıyorsun kadını. burdaki beyinsizin biri de kadını eleştiriyor, aldatılmayi niye hoş görmüyor diye.
  • bazı kadınların inadına hayran kalmamak elde değil. doğurganlık gibi yaratıcı bir özellikleri olmasından mı kaynaklanıyor bu bitmeyen "bir gün düzelir" umudu, anlamak mümkün değil.

    kadın, üniversiteyi bırakıp adama kaçmış. adamın tacizden hırsızlığa davaları var. yetmemiş buna ciğerini vermiş, bir de üstüne aldatılmış. hala daha boşanmıyorum diyor.

    bir adamdan vazgeçmek için daha ne olması gerekiyor acaba? burdan adamı onayladığım gibi abuk bir anlam da çıkmasın ama bir kadının bir erkekten vazgeç(eme)me eşiği, benim daha fazla ilgimi çekti.
  • rabia naz olayını işlememekte haklıdır. çünkü babanın anlattıkları akla uygun değil: birisi arabayla kıza çarpacak öldürecek, ölüsünü alıp virane bir evde temizleyecek sonra da götürüp evinin önüne bırakacak ve kaçacak???? kaçacak olan insan neden bu kadar uğraşsın??
133 entry daha