şükela:  tümü | bugün
  • evdeki bireylerden biri haline gelen bir dostunuzun ölmesi insana gerçekten çok acı veriyor. on yaşındaki muhabbet kuşumun iki ay içerisinde mutfaktaki ocağın üstüne konup , yavaş yavaş ayaklarını yakması sonucunda kangrene benzer bir şekilde tek tek tırnakları dökülmüştü ve ayakları kanıyordu . o gün acıdan ayakta duramıyordu zavallı kuş. normalde kafesi benim odamda dururdu. uykusu geldiği zaman gagasıyla elbisemi çekiştirir , odaya gidelim diye beni dürterdi. ben de onu alır odanın ışığını açar kafesine götürürdüm. o gün daha önce olmadığı kadar yorgun bir halde omzumda duruyordu , tüylerini kabartmış gözleri yarı kısık uykulu bir halde bütün gün beraber oturduk. akşam olduğunda da gitmek istemedi. sonra ayağının kanadığını farkettim, tutup yıkadağımızda tırnakları elimizde kalmıştı kanıyordu. aceleyle veterinere götürdük suyuna damlatmamız için bir damla ve ayakları için bir de krem verdi , eve gelince gagasına damlayı damlatıp ,kremi sürdük fakat kafesine götürdüğümde tüneğin üstünde duracak hali kalmamıştı, her zaman uyuduğu salıncağında durmak istiyor ama dengesini de sağlayamadığı için düşüyordu. o her düştüğünde benden bir parça kopuyor gibi hissediyordum ve gerçekten acı veriyordu. onu ilk aldığımızda sekiz yaşındaydım , dokuz yıl boyunca aynı odayı paylaştığım kardeşim gibiydi resmen, şimdi ise gözlerimin önünde eriyordu zavallıcık. sabah olduğunda kalktım kafesinin yanına koştum, kafesinin tabanında uyuyordu ,ben de giyinip okula gittim. giderken aklımda o vardı gerçi , ne oldu acaba ?... düzelmiştir herhalde ya, tabi canım nolcak zaten bütün gün uyuyamadı yorgunluktan kafesinde uyur artık deyip kendi kendimi telkin ediyordum. akşama doğru eve geldiğimde kapıyı annem açtı, donuk bir surat ifadesi ile bana bakıyordu. hiçbir şey söylemedi ben de ona hiçbir şey sormadan odama gittim. kuşum kafesin tabanında boylu boyunca uzanıyordu . kafesin kapısını açıp elime aldım , seslendim , salladım ,uyanır belki diye ama gözleri kapalıydı uyanmadı uykusundan. sonra annem geldi: "bu sabah onbirde elimize aldık kan kaybetmiş çok üşüyordu dedi , onbirbuçuğa kadar elimde öylece durdu sonra hafifçe inlemeye başladı. ben gidiyorum der gibi yüzünü bana çevirdi ve gözlerini kapattı." dedi. ben inanamadım uyansın diye hafiçe salladım, kalbi atıyor mu diye kulağımı gövdesine dayadım . sonra orada öylece kalakaldım annem mutfağa gitti ben kafesine tekrar geri koydum sonra hıçkırarak ağlamaya başladım insan inanmak istemiyordu. uzun yıllar herhangi bir hayvan beslememiş bir insan anlamayacaktır bunun ne demek olduğunu , belki düşüneceklerdir o kadar insan ölüyor her gün bu alt tarafı bir kuş ama işte değildi on yıl boyunca çaktırmadan bir parçamız olmuş kerata.. ertesi gün , o zamanlar oturduğumuz eski evin bahçesine gömdük onu. tüyleri sarı renkliydi, sapsarıydı. kanaryaya benzetirlerdi çoğunlukla. bahçeye gömüp mezarının üstüne de sarı bir menekşe diktik. bazen yolum eski evimizin oraya düştüğünde ,evin önünden geçerken gider bakarım , her ne kadar artık orada olmadığını bilsemde o sarı menekşeyi arar gözlerim ....
  • akabinde hemen, bir kedi almak acıları hafifletir kediyi mıncırıp sevdikçe yanınıza gelip yatışı sizinle oyunları... korkmadan mıncırılabilcek bir yaratık olması içinizi rahatlatacaktır... her ne kadar kuşunuz ile duygusal bağlantı kurmuş olsanız da, hatta baya kelime haznesi olan bir kuş olsa bile kuşluğunu yapıp ölmüştür toprağı bol olsun(dur) demek, tekrardan aynı hataya düşmemek lazımdır....
  • evde çok büyük bir bo$luğun olu$masıdır. can sıkıntısında sata$ılan, yaptığı saçma hareketlerle güldüren, cak cak cak diye bağırıp uykunun içine eden hayvan gitmi$tir. mutlaka kafesinin her zaman bulunduğu yere göz takılır. "hatırlıyor musun $öyle yapardı, böyle ederdi..." muhabbetleri yapılır.
    yeni bir ku$un eskisinin yerini doldurması biraz zaman alır. çünkü bu hayvanların da kendilerine göre bir karakteri var, hepsi aynı olmuyor. bir de eskisi iyice evcille$tiği için, yabani olanına hemen ısınılamıyor ama ısındıktan sonra onu kaybetme korkusu ba$lıyor.
  • ben ve kız kardeşimin başına 5 kez gelmiş olan olaydır. bu ölümlerin hepsi bir yıl içinde gerçekleşmişti. lanetli olduğumuzu düşünüyorduk ve öylesine üzülüyorduk ki annemden ölüm haberini aldığımızda ya da zavallıcığı kafesinde yerde yatarken gördüğümüzde büyükler gibi sessiz ağlamayı da bilmediğimizden sanki düşüp dizimiz kanamış gibi bağıra bağıra ağlıyorduk. cenaze törenleri anne baba tarafından engellendi hep. gömdüklerini söylediler ama sanırım doğal besin zincirinin birer halkası oldular. beşinci ölümden sonra onları hatırlatacak her şey ortadan kalktı konu hakkında da konuşulmadı. yıllar sonra babam sokakta bulduğu bir muhabbet kuşunu getirdi eve geldiğinde ölmek üzere gibiydi. hatta bir kaç gün kafes bile almadık kutunun içinde yaşadı. 7 yıl oldu hala bizimle.
  • istanbulda sonbahar çalarken olup beni daha da çok üzen olay,birkaç gün intiharı bile düşündüren bir parçanızın eksildiğini hissettiğiniz acıların çocuğu bakışıyla dolaşılan korkunç zamanlara neden olan kayıp..
    24 temmuz 2003 perşembe günüydü (one last goodbye çalsın lütfen.)
    zaten uçamayan kuşum ayakta da duramıyordu tülüne takılıp kalmıştı kurtardık onu ordan kafesine koyduk ama dengede durmakta zorlanıyordu.
    annem salondaki arkadaşını uğurladı ve birden evde ses olmadığını farkettim
    çünkü boncuk gerçekten çenesi düşük bir kuştu
    (kabul ediyorum bu huyu bana benziyordu)
    ben televizyonda istanbulda sonbahar'ın klibini seyredip hüzünlenirken(orada da çocukların dedeleri ölüyordu)annem yüzünde hayırlı olmayacağı belli hüzünlü bir ifadeyle geldi ve boncuk dedi..
    bir an zamanın neden durmadığını merak ettim.gidip kafesine baktım ölmüştü beni annemden kıskanıp hepimizi sağır eden türlü türlü işkenceler yaptığım(t-shirtüme sarmak ve başı dönene kadar sallamak gibi) ama çok sevdiğim muhabbet kuşum ölmüştü..
    bütün gün annemle birbirimize göstermeden ağladık, garipti. ev kararmıştı sanki ve bir parçam eksilmiş gibiydi ... sona babam eve geldi onu kavanoza koyduk üstüne boncuk yazan bir etiket yapıştırıp kavanozun kapağını deldik.. babam gidip apartmanın bahçesine gömdü..
    (bkz: allah kimseye vermesin)
  • hala hatırlamak istemediğim içimi burkan bir anı. gerçekten bir hayvanı sevmemiş bir insan için çok da önemsenecek bir konu değil nihayetinde. kuş kadar canı var, ölür ne olmuş dersin, öküzlüğe vurup dalga da geçersin, ama iç yüzü öyle tebessüm ettirecek cinsten değil. içi acıyor insanın, balığı için yaprak dökümü dizi müzikleri eşliğinde ağlayan arkadaşlarım bile var <selam dost ehe >
    o zamana kadar annemin titizliği yüzünden evde hiç hayvan besleyememiştim. komşularımızda tavşan, su kaplumbağası, papağan, kedi, ördek bile besleyen vardı. fekat annem balık bile aldırmıyordu eve, alma durumumuzda yapacağı çingeneliklerden bahsedip gözdağı veriyordu.

    2007 kış ortasında çok buhranlı günler geçiriyordum, bir yandan alttan çok dersim olduğu için okulu bitirmekte zorlanıyor, bunun stresi altında eziliyorken, bu stresle biraz olsun baş etmemi sağlayan o zamanlar candır canandır dediğim kişinin anlamsız triplerine bir ilişki kurban etmiştim. yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı:( daha derde deva olur bir şeylere ihtiyacım vardı. zaman bir şekilde akmalıydı. ders çıkışı gittim eminönü’ne, o kadar kuşun arasında bir mavi kuş ilişti gözüme. sanki diğerlerinden daha tombul, daha sevimliydi. bir de kafes aldım.
    eve götürünce annem aralarında nefes payı bile olmayan kelimeleri peş peşe diziyordu. hiç oralı olmadım, kuşu kafese soktum, yemini ve suyunu doldurdum. birbirimize alışmamız için zamana ihtiyacımız vardı, ben onu sevmek istiyordum da o benden ürküyordu. hiç kanatlarını kapatacak şekilde avucumda tutmaya çalışmadım. waltz of butterfly dinletiyordum, o kadar ahenkle uçuyordu ki, hiç koreografi çalışmamıştık, bu yetenek allah vergisiydi.
    sanırım o dönem biraz da oyuncağım olmuştu, bir günlüğe, bir kitaba, aklı olmasa bile canlı olması özelliği kendisini tercih edilebilir kılıyordu.
    bir gün eve geldiğimde öylece kafesin dibinde kafasını yemliğin altına sokmuş gördüm, yaşıyordu da sanki bişeye küsmüş gibi bir hali vardı. kuşlar ölmeye yakın böyle kafalarını karanlığa sokup yalnız kalmaya çalışırlarmış, maalesef o vakit öğrendim. o akşam hiçbir şeye tepki vermedi, salıncağına bindirip haldır haldır salladım, gözlerini bile açmadı. sadece uyuyordu.
    alttaki komşumuzun çok kuşu vardı anlıyordu bunların hastalıklarından, onlara götürdüm, sen eve git, ben bizim veteriner dayı var ona göstereyim dedi.
    üç gün boyunca veterinerden sağlam dönmesi umudumu sıcak bir ekmek gibi taşıdım göğsümde. meğerse onlara götürdüğüm akşam zaten ölmüş, bana söylememişler. tevekkeli değil her “nasıl?” diye sorduğumda iyi değilmiş, zaten hastaymış, altı üstü kuş ne kadar canı olacak ki, boşver başka alırsın gibi şeyler söylüyorlardı.
    pazar günü artık tak etmişti canıma, getirin lan hayvanı dedim, annem öldü o dedi. nee dedim fatih öldü mü? olamaz olamaz.
    parlak mavi tüyleri günlerce gitmedi gözümün önünden, boş kalan çerçeve gibi kaldı kafesi. hülya koçyiğit gibi hıçkırsaydım, “artık hiç kimseyi sevmiycim hiç ama hiç kimseye inanmıycim”, ya da hüseyin efendi gibi “benim yüzümdeeeen” diye bağıraydım, getme diyeydim, getmez miydi ki?
  • 99 yılının ilk baharında aldığımız kuşumuzu 12.5 yaşında falanken 30 aralık 2011 tarihinde kaybederek 2011 yılının uzatma dakikalarında bir gol yemiş oldum.

    ailemden ayrı yaşayan ve kuşu son yıllarda ancak ayda 4-5 gün görebilen beni bile duyduğumda bayağı üzdü. 10 yaşımdan beri vardı.. şu ana kadarki hayatımın %50'sinden fazlasına tekabül eder, bilinçli olan kısmın ise çok daha fazlasına. dışarıdan bakınca "kuş işte ne olacak, beyinsiz bir hayvan vs." gibi şeyler söyleyebilirsiniz ancak sandığınızdan daha bilinçli bir hayvan. bir kere ev halkından olanları tanıyor, hatta evdeki herkesi de basamaklara yerleştirmiş resmen kafasında. en çok kardeşimi severdi, ortaya koyduğumuzda 4 kişi içinden direkt onun çağrısına giderdi. kardeşim ve benim dışımda kimsenin kafesine parmağını sokmasına izin vermezdi. bizim parmağımızla ise oyun oynardı, boynunu kaşıtırdı. evdeki enerjiyi hissedip ona göre davranırdı. evde bir hüzün, gerilim vs. varsa hiç ötmez sadece kıpırdamadan izlerdi. ama evde neşe muhabbet vs. olduğunda o da mutlaka öterek bize katılırdı.

    sırtında gagalayıp kaşıyarak küçük bir bölgeyi yara yapmıştı 1-2 ay önce, farkedince hemen müdahale ettik. boyunluk taktık, kaşıntı ilacı ve yarası için de krem aldık. düzeliyordu.. ama 30 aralık günü kafesinin dibinde otururken bulmuş annem kuşu, geceleyin ölmüş yani :(.

    ana kız ağlamışlar sonra :(

    işte bu yüzden hayvan beslemekten hep korkarım, çünkü sizden önce öleceği kesin. (papağan, kaplumbağa, karga gibi uzun ömürlü olan nadir hayvanları düşünmezseniz)
  • vicdan azabı çektirir. aylardır sevmeye üşendiğin sırtı, öpmekten vazgeçtiğin kafası içinde yaradır artık. kocaman bir pişmanlıktır.
  • (bkz: andropoz)