şükela:  tümü | bugün soru sor
  • nasıl bir türkiye diye merak ettiğim ülkedir. nasıl biri olursak sizler iç huzura erersiniz.

    mesala sadece içki içmesem,yabancı bir kadınla sevişmesem,karım başı kapalı olsa veya kızım ayrı oğlum ayrı okulda okusa, internet'ten porno seyretmesem bu size yeter mi.

    bunlar sizin ahlakınızı bozuyorsa,sizde nasıl bir ahlak var ki hemen bozuluyor.

    edit: başlığı akp olarak açacaktım ama akp gelip geçici olduğu için açmadım.muhafazakar yazmak daha mantıklı geldi. gelmiş geçmiş bütün siyasi partiler muhafazakarların oyunu almak türlü türlü şekillere girmişlerdir zaten ama bahsettiğim şey bu yaşam tarzını talep eden milyonlarca insan var ve bizden ne istiyorlar.

    muhafazakar yaşam tarzı beni açıkçası rahatsız etmiyor ama onları ben neden rahatsız ediyorum. nihai amaç,ulvi amaç ne.
  • ülkeyi din ile yönetmek istiyor muhafazakarlar. şimdi din ile yönetilen ülkelere bakalım: mısır, suriye, afganistan, pakistan, iran, ırak... çatışmadan, katliamdan geçilmiyor bu ülkelerde. laiklik işte bizim bu bataklığa düşmememiz için muhakkak gerekli muhafazakar kardeşlerim. kadınlara seçme ve seçilme hakkı da öyle. o yüzden din ile yönetilen değil, birbirimize saygı duyduğumuz ve inançlarımızı da özgürce yaşayabildiğimiz bir türkiye hayal edin, hayal edelim.

    edit: bir suser'dan şu mesaj geldi: "iran istisna. gerçi kısa bi zaman önceye kadar suriye de istisnaydı"

    şöyle şeyler var iran'la ilgili de:

    (bkz: iran'da babaların üvey kızlarıyla evlenebilmesi)
    (bkz: lol'un kadın karakterleri iran'da yasaklandı)

    neticede şeriatla, dinle yönetilen ülkelerde ve/veya içerisinde dini hesaplaşma bulunan ülkelerde hep bir başkasının hayatına (özellikle de kadınlara) müdahale vardır. kendi yaşamını dayatma vardır. bu bugün alkol yasağıyla başlar, ardından kızlı-erkekli her şeyi ayırmak isterler, ardından sevgiyi bile tü kaka gösterirler, derken ahlak zabıtaları, mahalle baskıları, baskılar, baskınlar, cinayetler...

    "kendinden olmayana, ses çıkarana ölüm"e kadar gider bu baskılar. ve öldürülenin zerre değeri yoktur, neticede mezhepler, inanışlar devlette kutuplaştırılmıştır. insanlar nezdinde de bu kimi ölümler haklı görülür ve bazıları ellerine silah alıp örgüt kurarlar, sonra gelsin katliamlar.

    ne demiş şair:

    "mescid hak meyhane haram mı dersin
    hak olan mescide meyhane neyler"

    kişi, inancına sahip çıkıp kendini biliyorsa başkasının neye inanıp inanmayacağı onu ilgilendirmemeli. hele hele ülke yönetimine bunu sokup halk kutuplaştırılmamalıdır.

    "muhafazakar" addedilen yobaz kesim (hepsi yobaz değil tabi) kendi inancından korktuğu için başkasına saldırmaktadır.

    madem inanıyorsun hepimizi yaratan bir; ne demiş yunus:

    "yaradılanı severim yaradandan ötürü"

    ayrıca;

    (bkz: dinci ile dindar arasındaki fark)
  • zamanında uykusuz dergisinin kapağında resmedilmiştir.
  • aslında sorunun muhatabı ben değilim ama gölgenin aslını temsil etmek bakımından cevaplayayım: öncelikle yepyeni bir dünya görüşü ve onu doğuran ruhi nispet, irfan, marifet sahibi olmayı hayal ediyorum...

    bu dünya görüşü aklı ve imanı birleştirmiş ve ikisini patlayıcı bir bileşim haline getirmiş, böylelikle tıpkı sahabede olduğu gibi yakıcı kavurucu bir ateş halinde yeryüzüne yayılan...

    bilgilendikçe allah'tan uzaklaşan değil bilakis bilgilendikçe, allah'a olan marifeti ve yakınlığı artan...

    bilim ve teknolojide batıyı aşan... çünkü her dünya görüşü ayrı bir hassasiyet belirtir ve farklı meyveler verir...

    dünya hayatında mutlu, müreffeh ve gelişmiş bir toplum...

    asgari geçim standardının altında kimsenin olmadığı...

    müreffeh ve mutlu bir hayatın yanında, ahiret için gerekli çalışmaları yapan ve gerekli bilince sahip...

    vecd halinde, yanan ve yakan bir toplum...

    senin içkin, ilişkin vs. ise umrumda bile değil...ben doğruyu ortaya koyayım da isteyen istediği yoldan gitsin, kim ne eder kendine eder...

    not: bahsettiğim şeyler "büyük doğu" idealinden küçük bir nümunedir. bir "büyük doğucu" asla muhafazakar değil bir devrimcidir. sürekli devrim ideali... zira "bir günü bir gününe eş olan aldanmıştır" ölçüsü onun temel düsturudur.
  • tek mimari anlayışı camiden ibaret olan ülkedir.
  • çemkirecekleri, hizaya dizecekleri kimse kalmayacak. zamanla radikalleşecek birbirlerini yiyecekler. biz de dışardan bir yerlerden memleket hasretiyle izliyor oluruz bu tükenişi herhalde.
  • o gün geldiğinde muhtemelen kendilerinin de yaşamak istemeyeceği ülkedir.
  • (bkz: yozgat) (bkz: sivas) (bkz: trabzon)