şükela:  tümü | bugün
  • muhallebi ve sütlü tatlılar yapan dükkan
  • (bkz: muallebi)
  • genellikle sevgililere yakistirilan tatlici. nedeni tatli yiyelim tatli konusalim temennisi olsa gerek
  • masum buluşmaların mekanı... en azından bizim gençliğimizde öyleydi, cafe mafe yoktu ki o zamanlar.
    (bkz: 80s)
    (bkz: nostalji)
  • (bkz: kadir topbaş)
  • fast food demezdik.

    muhallebici derdik.

    sütlü tatlılar kadar hafiften öğünü geçiştirebileceğin kayıntılar olurdu.

    sahandan tereyağlı yumurta, menemen, tavuk suyuna çorba, tavuklu pilav...

    sütlü tatlıların ise envai çeşidi...

    frenchasing ile çoğalan içi katkı maddeli fabrikasyon tatlılar değil, genellikle arnavut ustaların ellerinden çıkmış, sütleri genellikle çatalca'dan gelen tatlıların yapıldığı muhallebiciler artık yok. olanlar ya büyük zincir ya da ölmek üzere küçük esnaf...

    (bkz: barbaros yoğurtçusu)
    (bkz: balakar muhallebicisi)
  • "o yıllarda istanbul’un dört bir yanı muhallebici dolu; genç kızlar, genç erkekler, muhallebicilerde buluşuyor. gıpta ile onları seyrediyorum.

    (...)

    o yıllarda istanbul’un dört bir yanı muhallebici dolu. istanbul, muhallebi kokuyor. istanbul, süt kokuyor. yazları, hafta sonlarım büyükdere beyazpark’ta geçiyor. tatavla’nın (kurtuluş) akşamları bir alem. laterna’nın sesine gazinodan çınlayan despina’nın, fotika’nın, aristo’nun, yanaki’nin ve diğerlerinin kahkahaları karışıyor. gece yarısı çoktan geçmiştir. birazdan kahkahalar, çocuk sesleri susacak, buji’nin, yasemin’in ışıkları birer birer sönecektir."

    avak turaç

    http://www.kronikmuhalif.com/…ho��akal gen�li�im...
  • tarihin en boktan "çıkma" tekliflerinden birisine sahne olmuş dükkan tipi. istanbulda okuyorum o sıralar, eda diye bir kıza feci yanığım, kaynak makinası ile adını kafatasıma yakmışlar gibi. eda kızıl, eda küt saçlı, eda harika bir hatun. öyle iki muhabbet ediyoruz, hoşumsu geliyor. hoş o sırada "tuğlayım tuğlasın tuğlalar" diye şahıs çekimi yapsa bertolt brecht'mişçesine dinleyeceğim o derece dağılmış haldeyim.

    neysemney zaman geçiyor bir gün bunu her daim yanında olan ekürisi hande'den ayırıyorum bir punduna getirip. üniversite yakınlarındaki bir muhallebiciye gitme teklifimi sunuyorum, kabul ediliyor. sevinç içerisindeyim. heyecan içerisindeyim. gerginlik basıyor beni malum tatlıcıya yaklaştıkça. cape canevaraldaki uçuş kontrol ekibi gibiyim tam olarak. oturuyoruz, oturuşuyoruz. iki muhallebi iki çay isteniyor... geliyor çaylar ve tatlılar.

    öyle üç beş bilmemne konuşurken benim kafadaki esas uçuşkontrolörü "lift off!" diyor ve ben dan diye
    "ya.. eda ben senden hoşlanıyorum..."
    demiş bulunuyorum. lakin gelen tepki challenger mekiğinin patlaması gibi bir hissiyat yaratıyor.
    "darksoul beni korkutuyorsun..." diye başlayan tirad "ama ben işte ilişkiye hazır değilim" diye bitiyor. bombok oluyorum, hesabı nasıl ödeyip eve nasıl gittiğimi kaydadüşmemiş.

    ertesi hafta "ilişkiye hazır olmayan" eda'nın bizim sınıftan başkasıyla "çıktığını" öğreniyorum. hani o bombokluk var ya, o bombokluk değilmiş onu net bir biçimde öğreniyorum.