şükela:  tümü | bugün
  • türk sanat musikisinin yenilmez neferi. güzel insan, vefalı dost, kötü organizatör. doğan apartmanında oturmaktadır.
  • güzel bi abimizdir. sanat musikisinden ve çiçeklerden hoşlanır.
  • (bkz: muhsin bey)
  • hayranı olduğu eski bir ses sanatçısını, kaldığı huzurevinde elinde çiçeğiyle düzenli olarak ziyarete giden bir adamdır bu. krem rengi pardösü giyer. yalnız yaşar. rakı içer. çiçeklerini suni gübre, potas ve muhabbet ile besler. beyoğlu'nda ermeni bir kadının dairesinde kalır. miadını doldurmuş bir prodüktördür.
    bir gün bir işe girişir. bir hayale ortak -hatta öncü- olur. ama iş sarpa sarar. bir süre, acımasız hayata onun öngördüğü kurallarla direnmeye çalışır. beceremez. dürüsttür. üçkağıdı eline yüzüne bulaştırır... teslim olur.

    - nereye?
    - teslim oluyorum.
    - yo!
    - ne kadar sürer ki bu kaçış, yoruldum artık. bu işin bedelini ödemek lazım. (...)
    - gitme..
    - ha.. bi de çiçeklerimi sula e mi? sularken konuş onlarla. seni duyarlar.... sevda hanım....

    :'(

    http://www.youtube.com/watch?v=r700fo_woti

    edit: link ölmüş yenisini koyayım.

    final part1: http://www.youtube.com/watch?v=u1y8-epdi9k&nr=1
    final part2: http://www.youtube.com/…3l92djfvm78&feature=related
  • kanadıkırık organizasyon'un sahibi, istanbullu müzik organizatörü.

    doğan apartımanında kiracıdır. elinde rakı kadehi, penceresinin önünde yetiştirdiği çiçekleriyle konuşur, onlara türk müziği dinletir. yıllardır ağrıyan bir azı dişinden mustariptir ama dişçiden korktuğu için bir türlü kurtulamaz bu dertten. (dişçiden korkmasa bizim kirkor atamyan bir saniyede çeker halbuki) rüyasında müzeyyen senar'ı görür, müzeyyen ablası ''ağlamakla inlemekle ömrüm gelip geçiyor'' şarkısını okumaktadır sisler içinde. 1980'lerin ikinci yarısında hızla değişen zamana ayak uyduramaz, aslında buna bilinçle karşı çıkmaktadır. elinde arabesk okuyan şarkıcı bulundurmadığı için borçları birikmiş, yazıhanesinden kovulmuş, neredeyse beş parasız kalmıştır. kıytırık bir gazinonun sahibi olan abuzer ile bir ocakbaşı sohbetini aktaralım muhsin beyimizin:

    abuzer ve muhsin beyin yardımcısı osman cavcı, kebap dumanları arasında kendi yaptıkları dürümlere yumuluyor, muhsin bey ise kuru kuruya rakısını demleniyordur...

    abuzer: şiş ye!
    muhsin bey: yok...
    abuzer: o zaman sana bi adana söyliyim?
    muhsin bey: ülserim var, midem kaldırmıyor... abuzer, bu mediha şenay işi ne olacak?
    abuzer: ben o karıyı gazinomda çalıştırmam. mıy mıy bi karı. şarkıları bi antika. bacak açmaz, masası yok... neymiş, iyi söylermiş...
    muhsin bey: iyi okur ağbi, gerçekten... üstelik söz verdik!
    abuzer: vazgeeeeç... avans vermedik ya, söz verdik. sen bana şöyle hesaplı bi arabeskçi bulman mı?
    osman cavcı: ayıb ettin abuzer ağbi, buluruz!
    muhsin bey: hayır bulamaz! bizde arabeskçi yok. sen bir şakir'le görüş...

    böyledir muhsin bey işte.. arabeskçi arayan gazinocuyu, rakibi olan ve kendisine yok yere düşmanlık etmiş olduğunu sonradan anlayacağımız hin oğlu hin ve kötü yürekli organizatör şakir'e yönlendirir. para için ilkelerini satmaz. ama cebinde kalan azıcık parasıyla huzur evine düşmüş yaşlı bir sanatçıya çiçek almayı ve her akşam bir kadeh rakı parlatmayı da ihmal etmez. ağrıyan dişinden kurtulmak için, apartıman komşusu türk rambosundan (bkz: sönmez yıkılmaz), dişine sıkı bir yumruk atmasını isteyecek kadar delikanlıdır. güneri içoğlu'nun gönül adamı musıkişinas yekta bey'dir sanki o. yine komşusu olan uvertür şarkıcısı (sen ağlama, dayanamam'ı güzel söyler ama haa) dul sevda hanım'a tutkundur. o çok sevdiği çiçeklerinin morlu mavili en güzeline onun ismini takmıştır. ev sahibi aç gözlü madam agani'ye saygıyla yaklaşır hep. tüm umutlarını yitirmeye başladığı anda karşısına çıkan urfalı türkücü ali nazik'e tutunur. yeniden bir heyecana kapılmıştır: tanınmayan bir türkücüyü piyasaya lanse etmek. bu dikenli yolda; kaybolup giden değerler resmi geçidinden kesitler sunan muhsin kanadıkırık'ın başına gelen trajikomik olayları kah gülümseyerek, kah yüreğimiz burkularak izleriz.. muhsin beyi en son, yatağında karısı sevda hanım, kızı ve gülümseyen yüzü ile uyurken görürüz: müzeyyen ablasını dinlemektedir rüyasında..

    (bkz: muhsin bey)
    (bkz: ağlamakla inlemekle ömrüm gelip geçiyor)
  • sevda hanım'a sevdalı bir güzel adam.
  • muhsin kanadırık çiçeklerle, haşmet asilkan kaplumbağa ile konuşur. ikisi de yalnızlığın dilinden anlar, gönül adamıdır ve rakı içerler. karacaahmet mezarlığında yan yana uyuyorlar şimdi belki de.
  • 33. yılımın cefasını çektiğim bu tek kullanımlık dünyada artık iyiden iyiye anlamaya başladığımı hissettiğim adam. sabah yataktan istemeyerek, güçlükle kalktıktan ve gidip çiçeklerle konuşmaya başladıktan sonra fark ettim.

    sonra da aklıma geldi zaten, açtım tekrar baktım. şöyle diyor:

    "çiçekler ölmüş. hepsi. eskiden bir yer ayarlardın, güneşi iyiyse, yerini de sevdiyse ne biçim açardı. şimdi... güneş aynı, ışık aynı, yer aynı... suni gübre istiyorlar. bir iki gram potas koyunca bir coşuyor namussuzlar. ama sonra, ölüyorlar."