şükela:  tümü | bugün
  • gucu olan.
  • allah'in 99 isminden biri.
    'en gucluden bile guclu' anlamina gelir.
    (bkz: allahin 99 ismi)
  • bülent somay ın "because he can" şeklinde açıkladığı kelime.
  • muktedir iktidar sahibi demektir. özal'a aldırmayın siz, iktidar'ı terim, muktedir'i kelime anlamı ile kullanıp kelime oyunu yapmış o.
  • (bkz: 13 nisan 2014 grup yorum bakırköy halk konseri) alanında sinevizyonda ara ara dönen, uzun adama yazılmıs ve dillendirilmiş aşırı aşırı güzel parça. bağımlılık yapıyor. çok güzel olmus lan dinleyin.

    müktedir

    müktedir konser alanında ki çekim

    sözleri de şöyle efenim;

    vay müktedir müktedir

    varlığı bir nüktedir

    yine çıkmış kürsüye

    bir sürü insan önünde

    binbir yalan söylemektedir

    oy müktedir müktedir

    sinsi planlar denemektedir

    ceplerim dolsun diye

    yandaşlar gülsün diye

    güzel ülkem bölünmektedir

    bangır bangır meydanlarda

    fısır fısır telefonlarda

    çevirdiği dolapları kayıtlarda

    sanal alemde beklenmektedir.

    oy müktedir müktedir

    her haltları bilinmektedir

    doğruyu yazanlara keyfini bozanlara

    var gücüyle yüklenmektedir

    vay müktedir müktedir

    aklı fikri malda mülktedir

    bak yine çıktı kürsüye

    bir sürü insan önünde

    hala yalan söylemektedir

    gözyaşları hep hazır ol'da

    dostunu bırakır yarı yolda

    kulakları var her duvarda

    şuan bizi dinlemektedir
  • yüzyılımızdaki anlamı, iktidar uğruna her şeyi göze alan demek olsa gerektir.
    kendi evlatlarını bombalayan, hapislerde çürüten, kanser eden, öldüren bir devlet de gayet muktedirdir bu anlam itibariyle.

    ve daha acı olan da şudur ki; kayıplara sizden bizden deyip acıları bile ayıranlar var artık bu topraklarda.
    özdil
  • ne acıdır, iktidarı paylaşmayı bilmeyen adamın kaderi.
    ne yazıktır, gücü dağıttıkça arttıracağını unutan adamın akıbeti.

    ne zavallıdır, elde ettiğini mezara götürmek isteyenin gözü kör şehveti.
    ne büyük felakettir, duyguyla iktidarı alıp da, akılla yönetmeyi bilmeyenin taht sevdası.

    o adam taş devrinde de yaşadı, tarıma başlayan şehirlerin tepesinde de.
    o adam roma'nın saraylarında da bulundu, bir kabilenin başında da.
    o adamı orta çağ kalelerinde de gördüler, kalabalıklara seslenen mikrofonların başında da.
    o adam bazen bir aile reisiydi, bazen tırnaklarıyla kurduğu bir şirketin sahibi.
    o adam bugün de yaşıyor, yarın da geri gelecek.

    o adam ki, kendini savunmak isterken insanı düşman belledi.
    o adam ki, hakkını ararken hak yedi.
    o adam ki, dostundan korktu, yoldaşını öldürdü.
    o adam ki, hiç kimsenin yaptığını beğenmedi, her şeyi kendi yapmak istedi.
    o adam ki, aklı olan hiç kimseye güvenemedi, kullanıp atmayı tek çare bildi.

    ne korkunçtur, o adamın gün be gün artan tek başınalığı. tek başına kaldıkça korku salar insanoğluna, korkularından kaçmak için.

    ne ızdıraptır, o adamın kendine baktığında bir anlığına hissettiği büyük suçluluk. pişman oldukça daha büyük cürüm işler, pişmanlığını unutmak için.

    ne ağırdır, o adamın gerçekle yüzleştiğinde duyduğu utanç. utandıkça akıldan kaçar, gerçeği bir daha görmemek için.

    her şeyin en iyisini kendim bilirim sandı, her şeyin en alasını ben yaparım dedi. şimdi yanında bir tek sadık köpekleriyle, hırsız ve arsız maymunlar var.

    o adam bir zaman hakikat uğruna yalanı araç yapardı, şimdi yalandan başkasını bilmez oldu.

    o adam bir zaman mağdurdu, ne kolay oldu mağdurdan mağrura, mağrurdan zalime dönmesi.

    o adam hizmetkar olarak yukarı çıktı, ne hızlı oldu hizmetkardan efendiye geçmesi.

    o adam ne çok sevmişti yukarı çıkmayı, orada kalmak için o kadar günah işledi ki, oradan inmenin felaketi olacağı şimdi tek gerçeği.

    şimdi kendi canını kurtarmak için, ne çok ister halkını ateşe atmayı!

    kendini içinde bulduğu çıkılmaz çukuru bir kendi anlar sanıyor gafil, halbuki herkes biliyor. sen ilk defa yaşamadın ki!

    o adam bazen dostunun hançeriyle öldü, bazen gücünü aldığı kalabalığın yumruklarıyla.
    o adam bazen düşmanının kılıcıyla öldü, bazen yemeğindeki bir zehirle.
    o adamı bazen oğlu boğazladı, bazen eceliyle öldü.
    o adamı bazen kendi askeri kurşuna dizdi, bazen de darağacında öldü.
    bazen kendini öldürdü o, bazen zihnindeki hastalık vücudunu çürüttü.

    ama o adam, her defasında tepedeyken öldü, ölmeden tepeden nasıl ineceğini bilemedi.

    hiç iyi hatırlanmadı o, hiçbir iyiliği hatırlanmadı.

    ne berbat şey, o adam olmak.
  • herşeye herşeyden çok gücü yeten, kadir olan.