şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bu entry girilene kadar sozlukte arattığınızda"yok boyle bi$ii???" ibaresini görerek sizi gülümsetebilecek bir kelime öbeğidir; zira proudhon da "mülkiyet nedir?" sorusuna karşılık yazdığı aynı adlı kitabının (qu'est-ce que la propriete?) 4. bölümünü mülkiyetin olanaksızlığını açıklamaya ayırır ve "dünyayı sayılar yönetir" anlamına gelen "mundum regurt numeri" önermesini olumlar önce.ardından liseden kalma bir kimya kitabımın periyodik tablosunun üstünde de yazan "gott hat alles nach zahl, maß und gewichte geordnet"(tanrı her şeyi sayıyla, ağırlıkla ve ölçüyle yarattı) önermesinin tek ve yalın gerçeği imlediğini de doğrular ve ama şöyle devam eder proudhon:
    "[...]tutkuların körlüğünden ve inadından söz açıldığında, matematiğin gerçeklerini bir yana itmekte insanın bir çıkarı olsaydı, gerçeği zayıflatmanın yolunu bulacaktı dendi; bu ilginç denemeyi yapmanın sırası işte. ben mülkiyete yalnız kendi meselleriyle de değil, kara cümleyle saldırıyorum üstelik[...]

    mülkiyetin imkansızlığı üzerine ortaya attığı 10 önerme şöyledir proudhon'un:

    tanıtlama:mülkiyet fizik olarak ve matematik olarak olanaksızdır: mülkiyet mülk sahibinin kendince imzasını taşıyan bir mal üzerinde kendisine mal ettiği beklenmedik kazanç hakkıdır

    -mülkiyet olanaksızdır, çünkü yoktan bir şey ister
    -mülkiyet olanaksızdır, çünkü kendisinin olmadığı yerde üretim etmediğinden pahalıya çıkar
    -belli ana mala göre, üretim mülkiyetten dolayı değil, çalışmadan dolayı olduğundan, mülkiyet olanaksızdır
    -insan öldürücü olduğundan mülkiyet olanaksızdır
    -kendisiyle toplum yıkıldığı için, mülkiyet olanaksızdır
    -mülkiyet olanaksızdır, çünkü zorbalığın anasıdır
    -mülkiyet olanaksızdır, çünkü aldığını tüketirken yitirir, aldığını ucun ucun bir yana atarken bozar, aldığını biriktirirken mülkiyete çevirir
    -mülkiyet olanaksızdır, çünkü biriktirme gücü sonsuzdur ve bu güç ancak sınırsız niceliklere göre kendini gösterir
    -mülkiyet mülkiyet karşısında güçsüz olduğundan olanaksızdır
    -eşitsizliğin yatsıması olduğundan mülkiyet olanaksızdır

    bütün bu önermeleri çürütmek için- yani matematiğin huzurlu dünyasına geri dönmek için-belki de tek yapılması gereken elinizi cebinize atıp paranızın cebinizdeki varlığını hissetmek olabilir, fakat proudhon'un, kökenini işgale ve hırsızlığa-ve tarihsel oalrak roma yasalarına- dayandırdığı mülkiyetin imkansızlığı öncelikle, öğelerini cebrinkine özdeş tuttuğu hukukun mülkiyete referans veren yapısının apriorik olarak adalet dağıttığı savını olumsuzlamaktır. kısacası evet adalet mülkün temelidir vefakat mülkiyet hırsızlıktır der proudhon. marx proudhon'u küçük burjuva diye nitelerken bir yandan da burjuva mülkiyetine eşitlediği özel mülkiyetin imhasını insanın insanca bir dünyayı elleriyle yeniden yaratabilmesinin tek ve kaçınılmaz koşulu olarak sunar. yani temelde her ikisi de mülkiyete saldırır ama marxın ekonomi-politik ve tarih bilgisiyle indiği derinliklere proudhon ancak suyun yüzeyinden bakabilmiştir (hatta çoğu zaman ideanın düşünsel pınarı praxisin tek kurtuluş olduğu dibe doğru değil tekil ideanın ipi kaçmış bir uçurtma hafifliğinde salındığı gökyüzüne doğru, yani yanlış bir yöne baktığı dahi söylenebilir).bu açıdan evet marxın dediği gibi "o, yaşayan bir, çelişkidir" ama gerçeği daha önce hiç olmadığı kadar yalın bir şekilde sunabilen bu materyalistle gerçeğe daha önce hiç olmadığı kadar yalın bir şekilde saldıran bu kök-anarşistin "kara cümleleri"nin çoğu zaman çarpışıp renk verdiği bazen de birleşip daha da karardığı da gözden kaçmaması gereken bir gerçektir.

    son söz olarak, sözlükte henüz hakkında entry girilmemiş potansiyel her başlığın altında görülmesi mümkün olan "yok boyle bi$ii???" ünlemini "mülkiyet nedir" başlığının altında görmek oldukça anlamlı, sözlük değil de anarres mübarek diyesi geliyor insanın.
  • mustakbel cocuguma okutmak istedigim kitaplarin basinda yer almaktadir. keske butun dunya halklari bu kitabi okusa ne guzel olurdu her sey...

    "bir toplumda insanin insan uzerindeki yetkesi, o toplumun ulastigi entellektuel gelismislikle ters orantilidir ve bu yetkenin omru de asagi yukari dogru hukumet icin, yani bilimsel hukumet icin duyulan genel arzuyla olculebilir. guclunun ve kurnazin hakkinin adaletin surekli ilerleyisi karsisinda geri cekilmesi ve en nihayetinde esitlik tarafindan yok edilecek olmasi gibi, iradenin egemenligi de aklin egemenligine boyun egecek ve en nihayetinde bilimsel bir sosyalizm icerisinde tarihe karisacaktir. mulkiyet ve krallik, dunyanin basindan beri cokus icerisindedir; insanin adalet ve esitlik pesinde kosmasi gibi toplum da duzeni anarside arar.
    anarsi, efendilerden, egemenlerden kurtulmaktir.
  • bir pierre joseph proudhon eseri. şu kısmını çok beğendim ve paylaşmak istedim.

    --- spoiler ---

    cicero toprağı geniş bir tiyatroya benzetir:

    quemadmodum theatrum cum commune sit, recte tamen dici potest
    ejus esse eum locum quem quisque occuparit.
    işte antik felsefenin mülkiyetin kökeniyle ilgili söyleyebildiği en filozofça lakırdı budur. tiyatro diyor cicero, herkesin ortak malıdır, ama herkesin kaptığı yer kendisine aittir.yani açıktır ki birileri o yeri sahiplenmiştir, ama mülkiyetine
    geçirmemiştir. bu kıyas, mülkiyeti iptal ediyor; üstelik eşitliği de içeriyor. bir tiyatroda aynı anda hem parterde, hem locada, hem de balkonda yer tutabilir miyim? geryon gibi üç
    bedenim olmadığı sürece veya rivayete göre büyücü apollonius’un yaptığı gibi aynı anda birden çok yerde olamadığım sürece bunu yapamam.cicero’ya göre, kimsenin ihtiyacı olanın ötesinde hakkı yoktur. işte cicero’nun meşhur -suum quidque cuiusque sit:
    herkese kendisine ait olan kadar- vecizesinin sadık yorumu budur; ancak bu vecize şimdiye kadar çok tuhaf şekillerde uygulanmıştır. kişiye ait olan, onun sahip olabileceği şey değil, sahiplenmeye hakkı olduğu şeydir. ama neye sahip olmaya hakkımız var? çalışmak ve tüketmek için gereksindiğimiz şeylere. cicero’nun tiyatro benzetmesi bunu kanıtlıyor.buna uygun olarak herkes kendi yerine yerleşebilir, eğer yapabiliyorsa orayı güzelleştirip ıslah etmesinde sakınca yoktur: fakat bu faaliyeti başkasıyla arasındaki sınırları ihlal et-
    memelidir. cicero’nun öğretisi doğrudan eşitlikle sonuçlanır; çünkü ihraz tam bir müsaade olduğundan, eğer müsaade karşılıklıysa -ki başka türlü olamaz- sahip olunan şeyler de eşit olacaktır.

    --- spoiler ---