şükela:  tümü | bugün
  • her zaman söylediğimiz şeyi münir baba da 30 yıl önceki röportajında anlatmış. önceden inkarcıyken allah'a iman etmeye başlamış, allah varsa hayat var, huzur var diyor kısaca:

    "...hatta bunlara benzer şeyler, daha sonra inkar ettiğim zamanlarda da oldu. neyi inkar ediyorsun zaten… işte, saçmalık ve çocukça bir kafa.

    ben o dönemlerden sonrasını bir karanlık olarak nitelendiriyorum. içkiler, bunalımlar ve hayatım kapkaranlık… hiçbir ışık ve ümit yok… ne şöhret, ne para ne diğer zevkler hiçbiri beni ilgilendirmiyordu. ulaştığım hiçbir şey, huzur ve doyum vermiyordu. psikolojik ve şahsi etkenlerin de rolü olmakla beraber, hep devam eden bir kapkaranlık bunalım devresi… ve müthiş bir boşluk..."

    okurken tüylerim ürperdi. gerçekten allah'ı ve gerçek dini bulan rahatlıyor...

    allah, iyiye ve güzele götürmek istediğinin göğsünü islam'a açar. saptırmak dilediğinin de göğsünü öylesine daraltıp tıkar ki, o, göğe yükseliyormuş gibi olur. allah, iman etmeyenler üzerine pisliği işte böyle atıverir. enam suresi, 125

    edit: islam, allah'a teslim olmaktır. burada bahsettiğim konu da evvela allah'ı bulmaktır. ahiretten söz eden her din sizi tatmin edemez. kuran'ın islamı gibi "tutarlı" olması gerekir. ne mutlu rabbini bulup da, o'nun istediği gibi bir yaşam sürenlere...

    edit: ölünce mi kıymetli oldu diyenlere gelsin, yıllar önce hakkında şunu yazmıştım:(bkz: #49038893)
  • tepkisellik.

    islamla da alakası olmayan bir şey.

    homo sapiensin hayatta kalma adaptasyonu soyut düşünüş ve devamlılık algısıdır. yok olacağını kabul edemez. kabul etmek de mümkün değil zaten.

    bu yüzden tanrı inanışı bir tepki ve adaptasyondur.

    islamla hiçbir alakası yok. "ölümden sonra yaşam" sunan tüm dini inanışlar aynı şeyi sağlar. hatta reenkarnasyon bile aynı motivasyonu sağlar. devamlılığı olmayan bir bilinç kabul edilemez.
  • hayatta iken umursanmayan aktörün öldükten sonra "işlamı buldu" diye iplenmesi olayıdır.

    tipik müslüman vefası örneğidir.
  • bir arkadasimiz "homo sapiensin hayatta kalma adaptasyonu soyut düşünüş ve devamlılık algısıdır. yok olacağını kabul edemez. kabul etmek de mümkün değil zaten." seklinde bir yorumda bulunmus. ben de bu yoruma katkida bulunmak isterim:

    zaten var olan birseyin tamamiyle yok olmasi, hiclige dönüsmesi mantik disi ve cilginca düsünce. bunun inancla hic bir ilgisi yok. ya hic var olmadik ya da variz ve hep var olacagiz.
  • allah mekanını cennet eylesin.
  • eminim ateistlerin büyük bir bölümü artık imana gelecektir.
  • hayır; bizi ilgilendiren kısmı neresi?

    adam kendisi müslüman ya, üstüne vazife sanıyor artık ölü olan birinin teizmini, ateizmini. şahsi bir şey olan sevaplara sen nail olmayacaksın, biliyor musun? sınav puanını sadece seninkiler etkileyecek.
  • einstein da ölürken kelime-i şahadet getirmişti. yersen yani.
  • ateist olduğu bir iddia olduğundan, vazgeçmiş olması da boşlukta kalmış bir iddia.
    kafası karışık olmak, ateist olmak demek değildir.
    ateist olmak, materyalist ve diyalektik bir düşünce sistematiğine sahip olmaktır.
    insanın kendi varlığını bir yaratıcıya dayandırarak ve ona sığınarak huzur bulması, psikolojisini ve kişiliğini dengeliyorsa, onu huzura kavuşturuyorsa, bunun kimseye zararı olmaz.
    keşke islam dünyasında müslümanım diyenler, müslüman geçinenler de bu huzura kavuşsalar da hepimiz rahat etsek.
    coğrafyaya bakınca, dünyanın en huzursuz insanları islam coğrafyasında, o yüzden şey ettim.
  • tamamen psikolojik sebeplere dayandığı görülmektedir.

    mutsuzluk, bir şeye ait olma düşüncesi vb sebepler rahmetliyi dine yönlendirmiş. türkiye'de doğduğu için de heralde islam'ı seçmiştir. bir ingiliz olsa bu kez hristiyan olarak iç huzuru yakalamaya çalışacaktı.

    son zamanlarda üzülerek görüyorum ki insanlar mutluluğu dinde arıyor. varlığın sonsuzluğu mümkünmüdür tartışması bizi direkt dine yöneltmez. bütünlüğümüzü kaybetsek de parçalar halinde varlık devam ediyor olabilir. bu tamamen doğal bir süreç. bir balığın insan tarafından sindirilmesi gibi doğa da bizi sindirecektir. ancak yoktan var oluyorsak vardan da yok olabiliriz. işin bu kısmı bence önemli değil.

    asıl problem mutsuzluktan kurtulmak için sığındığımız limanların çoğunlukla en kötü sonuçlara sebep olmasıdır. bir tv kanalında şişman insanları konu eden bir program var. hepsi tek bir şey diyor mutsuzdum ve sorunlarımdan yemekle uzaklaşıyordum. tabi bu onları daha kötü bir ortama sürüklüyor. oysa sorunlarımızdan, iç savaşımızdan bir şeylere sığınarak sıyrılmaya çalışırsak problemlerimizi belki düşünmeyi bırakabiliriz ama onlar orada, tam içimizde pusuda yatmaya devam ediyor olacaktır.

    hayatın anlamı var ya da yok. cevap ne olursa olsun bizi mutsuz edecek olan bir sorun değil bu. siz elinizdeki hayatın hakkını verebiliyor musunuz? epikürcülerin dediği gibi " siz varken ölüm yok, ölüm varken siz yoksunuz" ne bu telaş.