şükela:  tümü | bugün
  • özcan deniz parçası değil, anonim bir türküdür. sabahat akkirazdan dinlemek farzdır. dağlar kardeşimi geri verin albümünde yer alır, o isimle de anıldığından aynı zamanda albüme adını veren parçadır.
  • mercan dagları olarak adı degiştirilmiştir
  • erzincan'ın kemaliye yöresine ait bir türküdür.

    sözleri :

    munzur dağı silelenmiş gar inen
    aram açık ela gözlü yar inen
    eller bayram eder nazlı yarinen
    benim ömrüm geçer ahu zar inen

    selvinin dalına yaslanmayasın
    yağan yağmur ile ıslanmayasın
    el kızı dediğin azrail dostu
    yalan sözlerine aldanmayasın
  • erzincan havaalanının karşısına konuçlanmış yaz-kış karlı zirveye sahip dağdır.
  • cengiz özkan'ın bergüzar programındaki canlı performansı için:

    http://www.youtube.com/watch?v=jsesx5r-q7s
  • sözleri hasan hüseyin korkmazgil'e ağıt bir grup yorum şarkısı

    25. yıl konserinde rock versiyonunu söylemişlerdi. güzeldi.
    http://www.youtube.com/watch?v=9dmipohcbio

    bir uzun havadır şu munzur dağı
    mor bir katar gibi dizilir gider
    saz çalınır akşamları cem olur
    gönlüm terazisi bozulur gider

    koca fırat vura vura başını
    benim anam döve döve döşünü
    aşar çığlıkları anacıkların
    ağıtlar yükselir munzur’a doğru

    ben de silah çattım şu munzurlar’da
    yıldızlara uludum yalnızlığı
    başı duman duman dağlara doğru
    yönelmiş gidiyor yörük kervanı
  • sabahat akkiraz'ın müthiş söylediği, her duyduğum anda gözyaşlarına boğulmama neden olan türkü. ara ara dinleyesim gelir ama genelde duyduğum yerden kaçarım.

    bu linkte '90lar ortasından kalma bir ibo show kayıdı var sabahat akkiraz'ın söylediği. albüm versiyonu kadar etkili vallaha.
  • cengiz özkan' dan dinlendiğinde büyük içsel yıkımlar yaratabilecek olan türkü.
  • cengiz özkan'dan dinlenmeli, eşlik ederken "el kızı dediğin azrail dostu, yalan sözlerine aldanmayasın" bölümü "el oğlu..." diye değiştirilmelidir. :/
  • sonbaharın bitme zamanlarıydı. üzerimde kötü, partal ceketim, altında kırış gömleğim bekliyordum. beklerken dost kitabevinde yeni çıkan tüm dergilere aşina oldum. hava soğuktu, gözlüklerim buğulanıyordu ama hangisinde kimler yazmış ezberleridm. dakikam saat geçiyordu, saatim gün. sonra bekleme faslını sonlandırdı o, seherim. geldi, dudaklarında kıpkırmızı rujuyla; dost kitabevini saran insan eti ve kağıt kokusu arasında dalga dalga yayılan taze bahar kokusuyla geldi. nokta kadar bir damla ırmakta, engin deniz gibidir, dedim kendi kendime. seherim o zerreydi işte. ben ona baktım, o sağa sola baktı. istedim ki şeker, şerbet diyeyim; ağzımdan garip uğultular çıktı. her zamankinden değil, yeniydi uğultularım. anlamadı. güldüm. telefonunu şarj etmesi gerekliydi, büfenin birinden şarj otomatına yollandık. telefon şarj olurken, başında bekledik, içimiz titredi soğuktan. üşüyünce gittik, yepisyeni, gıcır defterlere baktık. ben çok sevdim kimisini, istedim ki seher de sevsin. öğrenim kredim yatmıştı, ha seher, dedim, var mı beğendiğin? tersledi biraz, sana hediyem olsun, dedim, doğumgünün yaklaşıyor hem. yok, mok dedi, geçiştirdi. kızılayın bütün ışıkları söndü durdu, o anı acıtsın diye her şey.

    sonra çıktık dışarı, telefonunu aldık. gözü hep ekrandaydı. sıkıldı sandım, istersen seni bırakayım evine, dedim. yok, oturup bir şeyler içelim, dedi. saçma sapan bir barda, saçma sapan bir masa bulduk. yıllar sonra bara gitmek için iyi bir zamandı benim için, çünkü yanımda seher vardı.ben bira içtim, o çay. sonra ben çay içtim o bira. hiç denk gelemedik, birayı da sevmiyordu -elli kere söyledi sanırım. ilerlemeyen sohbet, saatim gün geçti. allahtan telefonu çaldı, beklediği aradı, şimdi bal olur dili. her zaman kalkıp dışarda konuşurdu, gitmedi bu defa. gel, dedi telefondakine, beraber geçeriz. oh, dedim, şimdi muhabbeti açacak biri gelir, o gidince neler ssöylerim seher'e...

    kaskatı bir on dakika sonra kapı açıldı. kapının açıldığını duyuordum, neden, çünkü kapının dibinde sırtım kapıya dönük oturuyordum. seher gülümsedi, gözlerinin içi güldü. kalktı sarıldı. elemanın biri elini uzattı, selam yakup, dedi. ben onu tanımıyordum, cismen kim olduğunu biliyordum. yüzüne baktım, sehere baktım, yüzüme baktım. evet, şifzofren olduğumu düşündüm, sonra vazgeçtim. ben gideyim artık, dedim. hem sizi de baş başa bırakmış olurum, gülümsediler. o saçma sapan ceketin içinde tir tir titrememin sebebi, benden daha fazla şebelek bir adamın seher'le buluşması içinmiş, öğrendim. el kızı işte, dedim çıkarken dışarı. filmlerdeki gibi kapının önünde durdum, son defa arkama baktım, yokuşa verdim kendimi. tin tin indim.

    yokuşun sonunda bir iki arkadaşıma rastladım, tam kendi kendime mırıldanıyordum, munzur dağı silelenmiş gar ilen... ikisi de süzdü beni, içim titriyordu, galiba biraz zorlasa biri ağlayacaktım. sordular, biri mi öldü; yok ya, dedim, kış gelsin istiyorum artık, çok bunaldım. anlamadılar. sonra da kendimi anlatmaktan vazgeçtim zaten.

    ama ne zaman serinlese hava, sonbahar havasına çalsa; yağmura teşne olsa gökyüzü hep bu türkü düşüyor aklıma.

    selvinin dalına yaslanmayasın
    yağan yağmur ile ıslanmayasın
    el kızı dediğin azrail dostu
    yalan sözlerine aldanmayasın