şükela:  tümü | bugün
  • en yakın ve en sevdiğim arkadaşlarımdan birisiydi. oldukça esprili ve neşeli bir insandı. seni özlüyoruz...

    (bkz: kahrolsun faşizm)
  • kendisi, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerinin, f tipi hücre sistemine geçişi engellemek amacıyla, 20 ekim'de başlattıkları açlık grevlerini, 19 kasım tarihinde ölüm orucuna dönüştürmeleri üzerine, 19 aralık 2000 tarihinde, 20 cezaevine birden yapılan, 2'si asker 30'u tutuklu 32 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı, yaklaşık 10000 güvenlik görevlisi tarafından gerçekleştirilen hayata dönüs operasyonunda aclik grevi ve ölüm orucuna katlmadigi halde sirtindan, yüksek ve uzak bir mesafeden vurularak öldürülmüs tkep/l davasi tutuklularindandi.

    en aci ve hazmedilmez olan ise otopsi raporuna gore mahmut murat ordekci’nin yarasinin cevresi bicakla oyularak genisletilmistir. ustelik adli tip doktorlarina gore bu islem olumden ya hemen once ya da hemen sonra gerceklestirilmistir. abisi mehmet ördekci'ye göre yaranin genisletilmesi konusunda iki aciklama mevcuttur:

    1) ya suc mahkumlarin uzerine yikilmak istenmistir. zira hem mermi cekirdegi cikarilip hem de yara genisletilince atis mesafesinin daha yakin oldugu dusunulecektir...

    2) ya da kullanılan mermi yasaların ve uluslararası anlaşmaların izin vermediği (en azından kapalı ortam ya da iç çatışmalar için izin verilmeyen) bir mermi olup bunun cekirdegi ve cevreye yayilan kimyasal izleri yok edilmek istenmis olabilir.

    her ikisi de aldigi yaranin sonradan daha da tahrp edildigi gercegini degistirmez ama insanin icindeki anarsist duygulari kabartir lanet ettirir.

    ailesi adalet ve icisler bakanligina dava acti. ve dava sonuclandi. istanbul 2.idare mahkemesi 2001/1788 esas, 2003/1612 karar ve 10.12.2003 tarihli kararı ile tutuklu bulunduğu cezaevinde "hayata dönüş" operasyonu sırasında mahmut murat ördekçi'nin ölümünü "yaşam hakkının ihlali" olarak değerlendirdi. ve ailesine 109 milyar tazminat ödeme karari aldi. buna dahi "teröriste ödül" degerlendirmesi yapanlar oldu.

    kendisinin ardindan, iki sey sikca terennüm ediliyor: terörist ya da devrim sehidi. aile kesinlikle ikisi de olmadigini düsünüyor. mahmut murat ördekci'nin fikir ve elestiri hakki hürriyetinin olmadigi bir ülkede düzenle olan sorununu kendi bildigi sekilde gidermek isterken suclu, terörist ilan edildigini söylüyor.
  • kardeşi öldürüldüğünde kendisi de hapiste olan aynı ağabeyin (bkz: mehmet ördekçi), hakkında radikal sol grupların yayınlarında yazılanlara 2006 yılında öfkeli bir tepki vermesiyle de hatırlanması gereken "hayata dönüş" katliamı kurbanı:

    murat'ın anısı nekrofillerin* malı değil!

    ceset ticareti anonim zihniyeti'nin çeşitli internet sitelerinde kardeşim mahmut murat ördekçi hakkında yazdıklarını ciddiye almayınız. kötü bir niyetleri yok! insanları ölmeye (ve öldürmeye) davet eden her fanatizmin daha önce bu daveti kabul etmiş ölüleri mitleştirmeye ihtiyacı vardır.

    yedi yıldır cezaevinde olan murat, kitap sayfalarında durduğu gibi durmayan devrim serabının hakikî ve somut duvarına çarpmıştı ve öldüğünde devrimci bile değildi. bunu bile bile, şimdi onun cesedinden psikopat bir heykel yontmaya çalışıyorlar. yıllarca koğuşta "misafir ağırlama sorumlusu" adı altında garsonluk yaptırdıkları kardeşim meğer "büyük komutan murat yoldaş"mış! o kadar "proleter"miş ki bu murat yoldaş, "yol yapım işlerinden şoförlüğe, çelik-pres işçiliğine kadar pek çok işte" çalışmış, bizden gizli! oysa biz benimle birlikte eniştemizin elektrik malzemeleri üreten atölyesinde ve bir de nişantaşı'ndaki motta pastanesi'nde çalıştığını biliyorduk. sonradan içeride başına yönetici olan yiğitler şubede bülbül kesilip adını verdiği için 21'inde kaçak, 22'sinden itibaren mahpustu zaten; 18'ine kadar da öğrenciydi...

    örgüt yöneticilerinden ve kaşar yoldaşlardan tiksindiği, içindeki insan sevgisini ancak hep yeni gelen gençlerle ahbaplık ederek koruyabildiği o koğuşta zaman zaman zihnine üşüşen intihar düşüncesini kovsun diye kaç mektup dolusu dil döktüğümü unuttuğum kardeşim, meğer 7 gün 24 saat devrimi ve partisini düşünen bir otomatmış! ölürken bile yoldaşlarını soruyormuş. oysa bana insandan çok hayvan görebileceği ıssız bir çiftlikte yaşamayı hayal ettiğini yazarken, insan diye koğuşundakilere göndermede bulunuyordu. bana ve anneme yazdığı bütün mektuplar duruyor, gerekirse burada kendi el yazısıyla, fotoğraf formatında yayınlarım.

    murat'ı yaşama bağlayan, ölümünden iki yıl önce, kendi adını taşıyan yeğeninin dünyaya gelmesi oldu. başta annesi ve yeğeni olmak üzere, ailesi dışında kimseyi düşünmezdi. bunu onlar benden daha iyi biliyorlar aslında ama devrim için her şey mübah; adam ölmüş, parlatıp kullanmak lazım! devrimci menkıbe yazarı, fedakâr "muhalif koyunlar" yetiştirmek için yazdığından, murat'ı okuyucuya ideal bir "serdengeçti" olarak gösterme gayretiyle uçtukça uçmuş! bu boku ben yemedim mi zamanında, yedim. bile bile yalan söylemedim, ama bana iki laf söylendiyse ölmüş biri hakkında, kuşku duymadan, sorgulamadan o iki lafı süslü on iki laf yapıp yazdım. şimdi buraya bu notu yazıyor olmam da "insan talihinin zalim imkânları"ndan (tanpınar) olmalı.

    murat'ın devrimci olmadığını vurgulamak, arabesk bir masumiyet propagandası olarak anlaşılabilecek bir şey olduğu gibi, onun katillerinin dört duvar arasındaki silahsız bir insanı tarayarak öldürmeye sanki o insan devrimciyse hakları varmış anlamına gelebileceği için, "politik doğruculuk" açısından, bundan söz etmek istemiyordum. ama normalde benzerlerini anlatılan benim kardeşim olduğu halde -rastladıkça- başlıklarına bakıp okumadan geçtiğim bir yazıyı okuyup kardeşimi orada tanınmaz halde görünce kendimi tutamadım; pişman değilim. murat'ın anısı onların yeni murat'lar tavlayabilmek için tepe tepe kullanabilecekleri "malları" değil!

    blogumda onunla ilgili sayfalar arttıkça, murat'ın bir afiş değil, tıpkı devletin ve devrimcilerin katlettiği diğer on binlerce insan gibi, birilerinin oğlu ve kardeşi, ve de toprak altında yatan genç bir ölü olduğu görülecek. ama önceliğimin oğullarının ölümünden sonra artık çok daha yaşlı insanlar olan annemin ve babamın hoşuna gidecek, onların gözünü dolduracak (gözüne görünecek anlamında) şeylerde olduğunu belirteyim hemen. okuması kıt bu insanlar için murat hakkında yazılan hangi saçmalığın onun hangi mektubuyla ya da görüş yerinde başbaşa kalabildikleri nadir zamanlarda söylediği hangi sözlerle çürütülebildiğinin bir önemi yok. ve ayrıca zaten bu blogun konuları ve hedef kitlesi arasında, 21. yüzyılın sadece asayiş tarihinde sadece kanlı bir dipnot olmaya yazgılı "türkiye devrimci hareketi" de bulunmuyor. polemik meraklıları bu notla yetinip bir daha bu bloga uğramayabilirler...

    *nekrofili, ölü sevicilik demek. ölülere tecavüz eden insan görünümlü yaratıkların sapkınlığı. ama ben erich fromm'un psikiyatrist gözüyle totaliter fanatik ideolojilere bakarken kullandığı anlamıyla kullanıyorum. yazdıklarımdan da görülebileceği gibi, onlar da ölmüşlere başka anlamda bayılıyorlar.
  • sadece hayata dönüş operasyonu ile ilgili sonuçlanan ilk davaya ve benzer davalarda aihm'e gitmeden karara bağlanan en yüksek tazminata değil, aynı zamanda yurdum mahkemelerinden çıkmasına maalesef alışık olmadığımız bir gerekçeli karara da vesile olmuş genç bir ölüdür kendisi:

    t.c. istanbul 2. idare mahkemesi'nin 10 aralık 2003 tarih ve 2003/1612 sayılı kararından:

    “davalı idarelerce, kamu güvenliğinin ve kamu düzeninin korunması amacıyla gerçekleştirilen operasyonun yasal dayanağının yukarıda belirtilen yönetmelik olduğu ve idari işlem ve eylemlerin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. ancak, tüm tutuklu ve hükümlüler bedensel ve mekansal anlamda idarenin elinde olduklarından 'hayata dönüş' olarak adlandırılan operasyonun insan yaşamını tehlikeye düşürmeyecek şekilde planlanması ve uygulanması gerekirken olayın 12 kişinin ölmesi ve 77 kişinin yaralanmasıyla sonuçlandırılması dolayısıyla operasyonun iyi planlanmadığı ve uygulanmadığı, ölçülük kuralına uyulmadığı, orantılı güç kullanılmadığı kanaatına varılmıştır.

    "olayda davalı idareler, yasa hükümlerine göre kamu gücünü kullanarak özgürlüğünden yoksun bıraktıkları, gözetimleri altında bulunan ve ulusal hukuk hükümlerindeki ve türkiye cumhuriyeti devletinin imzaladığı uluslararası sözleşmelerdeki yükümlülükler dolayısıyla yasam hakkını korumak zorunda oldukları mahmut murat ördekçi'nin yaşam hakkını ihlal etmişlerdir.

    "dava dosyasında bulunan belge ve bilgiler mahmut murat ördekçi'nin cezaevinin içinde bulunduğu ortama rağmen açlık grevine, ölüm orucuna katılmadığı gibi davalı idarelerin bu boyutta bir operasyon yapmasını etkileyecek bir katkısı bulunmadığından olayda kendisine yüklenebilecek bir kusurunun olmadığını, idarelerin ise olayda hizmetin iyi işletilmemesinden kaynaklanan hizmet kusurunun bulunduğunu göstermektedir. bu durumda, gerek iç hukuk hükümlerine, gerekse uluslararası sözleşmelerde öngörülen kurallara göre idarenin hukuki sorumluluğunun bulunduğu olayda davalı idareler hizmetin iyi yürütülmemesinden doğan zararı tazmin etmekle yükümlüdür.”

    “doğada canlıların en değerli varlıkları; kanlannı ve genlerini vererek dünyaya getirdikleri, yaşamını sağlıklı olarak sürdürmeleri için gerekli ortamı hazırladıkları, bunu temin etmek uğruna her türlü fedakarlığa katlandıkları, kuramsal olarak kendi yaşam sürelerinden daha fazla süre yaşamalarını bekledikleri (bütün canlılar için genel ifadeyle) yavrularıdır. bu bağlamda insanların da şüphesiz en değerli varlığı olan çocuklarının doğal olmayan nedenlerle ölümünden duydukları üzüntü ve acının hiçbir surette giderilmesi mümkün bulunmamaktadır. ancak, maddi ve manevi tazminat davalarıyla idarenin hukuki sorumluluğu bulunan olaylardan doğan zararların bir ölçüde giderilmesi amaçlanmaktadır. bu durum anayasanın başlangıç bölümünde topluca türk vatandaşlarının nimet ve külfetlerde, millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu belirlemesinin gereği olarak zarar gören bireyin maddi kayıplarının karşılanmasıyla ve duyduğu acı ve üzüntünün de toplumu oluşturan diğer kişilerce paylaşıldığını gösteren manevi tazminat ödenmesiyle sağlanabilecektir.”
  • bugün vefat yıldönümü olan eski tkep/l üyesi.
  • bugün doğum günü olan, terör kurbanı kardeşim. mezarına gidemedik. hava muhalefeti nedeniyle erteledik. 19 aralık'ta, ölüm yıldönümünde yanındaydık zaten. artık yalnız da değil hem. babacığıyla koyun koyuna uyuyor.

    geçen doğum gününden bugünküne önemli bir fark var: henüz adları tespit edilemese de, dış kapının mandalı isimler öne sürülerek korunsalar da, artık katillerine en azından dava açılmış durumda. bakırköy adliyesinde. biz de ailece müdahil olduk.

    tesellim, artık paşaların, eski genelkurmay başkanlarının bile kodese tıkılabildiği günlerin gelmiş olması. bayrampaşa hapishanesinin çatısından ateş edip onu sırtından (belinden) vuran herifin adı henüz mahkeme dosyasına girmediyse bile birçokları gibi uykusuz geceler geçirdiğine eminim.

    yaşasa kırkına basacaktı bugün. ben en son 20'sinde görmüştüm. 28'inde katledildi. şimdi bir yerlerden izliyor mudur acaba? hani diyorum, ergenekon davalarına bakıp "ülkenin ordusunu tasfiye ediyolllaaaaaar! genelkurmay başkanını bile tutukluyor bunlaaaaaarrr!" diye bağırmak istiyor mudur?

    http://www.facebook.com/…2171167357973&l=cfa34724db

    not: ikimiz de hapiste ve farklı hapishanelerde olduğumuz için son 8 yılında hiç yüz yüze görüşemedik. mektuplaştık. on iki yıldır hiç açıp bakamadım o mektuplarına, okul öncesinde öğrenmesinde katkım olan minik minik harflerine, güzel el yazısına.
  • dün doğum günüydü. ondan 25 gün önce de ölüm günü. yıllardır fotoğraflarıyla hatırladık, andık. artık bir de video görüntüleri var. bayrampaşa'da, bir açık görüş günü koğuşa aldıkları yeğeniyle oynarken çekilmiş görüntüleri yıllar sonra izledik, kesip biçtik, nete koyduk:

    https://www.facebook.com/…i/posts/10211611114892689