şükela:  tümü | bugün soru sor
  • beş yıllık hocalığımı yapmış ve geliştirdiği ilginç yaklaşımlarla öğrenim hayatıma damgasını vurmuş profesör. sınavları zeka testini andırır. ayrıca her kuram sınavı öncesi kağıtları koyun damgalar gibi damgalar. kopya paranoyası had safhadadır. tam bir estettir. çok kızmış olsak da çoğu zaman severiz murat hocayı.
  • ezbetcilikten nefret eden, cevap yanlış bile olsa yoruma ve savunuya göre not veren, sınavlardaki en kısa sorusu yarım sayfa olan ve ilk yarım saat ne sordugunu anlamamızla gecirmemize sebep olan, en sonunda dayanamayıp 10 sayfadan fazla kagıt vermeyi yasaklayan saygıdeger tiyatro adamı.
  • sınav kağıtlarını damgalayıp kopyanın önüne geçen, bu işlem bittikten sonra "damgalanmayan var mı?" şeklinde kuru bir espri yapan ve öğrencilerinin alışkanlıktan ötürü bu espriye kuru bir kahkahayla karşılık verdiği söylenen bir nevi urban legend konusu bir adam.
  • hala okulu bitiremiyenlerin hocası.
  • sahne sanatlarının demirbaşı olup, öğrenclieride demirbaş eyleyen hoca...
  • şekerim şimdi...
    diye başlayan cümleleri tehlike arz edebilir.
  • _toplumsal ve düşünsel ortamda meydana gelen değişimlerden yola çikarak "otorite" kavraminin renaissance ve 17.yüzyil seyircisi için... içerdiği farkli anlamlari tartişiniz.
    neoklasik kurallarin temel ilkeleri bu kavramla nasil bir ilişki içindedir? anlatiniz.
    racine tragedyalarini shakespeare tragedyalarindan ayiran başlica özellikleri kisaca belirterek shakespeare’in 17.yüzyil neoklasik beğenisi ile bağdaşmayan yanlarini eserlerinden örnekler vererek ve nedenlerini göstererek açiklayinız.

    (bkz: oha)
  • facebook profilinde geçen gün şöyle bir şeyle karşılaşılan dokuz eylül ünüversitesi güzel sanatlar fakültesi sahne sanatları bölüm başkanı :

    a aa böyle bir bacak gördüm
  • benim gibi ortaçağ tiyatro, edebiyat atmosferine ilgisi olan kişilere ilaç gibi gelmesini umduğum ortaçağ tiyatrosu isimli deneme kitabı içine iki tane de ortaçağ oyun çevirisini katarak yazan yazar.
  • dünyanın en ince ruhlu adamıdır.

    dokuz eylül üniversitesi güzel sanatlar fakültesinin sahne sanatları bölümüne adımınızı attığınız anda ilk onun ve verdiği dersin ismini duyarsınız. bina girişinde adeta "kuramdan korkun! kuramdan sakının! kuram ağzınıza sıçacak! murat hoca ananızı belleyecek!" sesleri asılı durur. hatta giriş kapısının karşısında, üzerinde "milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz ama sanatkar olamazsınız" sözüyle sizi karşılayan atatürk büstünün üzerinde görünmez harflerle "he, bi de kuramdan geçemezsiniz" yazar. gözünüzde severus snape gibi bir murat hoca canlanır. oysa hiç öyle değildir.

    eğer onun sınıfında gerçekten tiyatro tarihi ve kuramlarını ve tiyatroya ve hayata dair bir yığın şeyi öğrenmek üzere bulunduğunuzu biliyorsa gözünüzün içine bakar. her gün size ne kadar güzel ve özel olduğunuzu - bazen gözleriyle, çok zaman sözleriyle - anlatır. canınızın sıkkın olduğunu bir bakışta anlar. derdinizi sorar. çözüm bulmaya çalışır. ona açılmak, derdinizi anlatmak istemezseniz anlar ve öyle güzel bir şey söyler ki bilmeden derde derman olur; havanızı değiştirir.

    murat tuncay, dünyanın en naif, en ince ruhlu adamlarından biridir. kendince güzel bulduğu her şeyi incelikle sevmesini bilen adamlardandır. hala, her doğum günümde bir şiir yollar bana. her doğum günümde kilometrelerce uzaktan yüzümü güldürür. bazıları onun tavırlarını "zamparalık" olarak adlandırıyorlar. öyle değil. neredeyse orta yaşlı bir kadın olarak söylüyorum; öyle değil. çok güzel bir "insan" murat hoca. bunu izmir'den bir bavulla yola çıkıp istanbul'a geldiğinizde; sözde sanat yapan, beş para etmez, ruhsuz, kaba, hayvan adamların her türlü tacizine maruz kaldığınızda anlayacaksınız. o zaman murat tuncay'ın size güzel olduğunuzu söylediğinde sadece memelerinizden bahsetmediğini de anlayacaksınız.

    kendisi bu satırları okuyacak olursa diye bir ipucu da bırakacağım elbet: merhaba hocam, ben hep karalar giyen maşa'yım. çünkü hayatımın yasını tutuyorum. ve sizi çok özledim.