şükela:  tümü | bugün
  • kimse sevmediği halde sevilen şeylerdendir kendisi.
    şimdi sözlük popülasyonu seri eksiye geçer diye, "hee ya, ben de gıcık oluyorum manyaa" kostümüne girmenin alemi yok.
    sevdik dinledik, bi yerlere geldi bu adam. üstelik sadece 90 dönemi gençleriyle değil, ben görüyorum hala seveni var.
    biz büyüdük artık müzik zevkimiz değişti deyin bari.
    ben de dinledim, yetmedi tüm diğer kızlar gibi defterime şarkılarının sözlerini bile yazdım. artık beğenmiyor olmam eskiden de beğenmediğim anlamına gelmiyor. türk müziğinin en kabız dönemlerinde bu adamı baş tacı ettiniz şimdi manyak oldu he mi?
    adam olun iki dakika ya, hasta etmeyin insanı.
  • 4-5 dakikalık normal uzunlukta olan her hangi bir şarkısını konserlerinde 15 dakikaya yayabilen bir yetenek. bazen ritm değişiyor, bitti galiba diğer şarkıya geçti diye düşünüyorsunuz, sonra birden aynı şarkıda buluyorsunuz kendinizi. ''yeter la'' diyorsunuz artık, uzattıkça uzatıyor.

    bir konserinde kan revan şarkısını söylerken su istemişti adam.

    kan revan içindeyim,
    su getirirseniz teşekkür ederim,
    cennetin izindeyim
    kurtar ne olur.
  • kırık yelken albümünün iç kapağında (2000 çıkışlı bir albümdür) '' manevi dostum ve ortağım murat çelik'le paylaştığımız ve paylaşacağımız tüm zamanlar adına tanrıya şükrediyorum'' diyen ancak bir süre sonra murat çelik'in müziği bıraktığını; 1 ay sonra da müziğe döndüğünü ve tekrar kendisiyle birlikte çalışmak istediğini açıklaması üzerine bu isteği, 'manevi dostu'nu 've ortağı'nı reddeden; düş sokağı sakinleri ismini sahiplenip kendi kendisine bir misyon yükleyerek tek başına yoluna devam eden, albüm çıkaran, konserler veren; 'yaman çelişki'ler insanı…

    peki murat çelik'siz bir düş sokagi sakinleri olur muydu ve murat yilmazyildirim'in amaci neydi?

    'kent ozanlari 1' albümünde murat yilmazyildirim tanitilirken ''düş sokagi sakinleri grubunun tekili. murat çelik'le beraber düş sokagi sakinleri olarak….. albümlerini yaptı.'' ibaresi geçer. murat çelik'le beraber düş sokağı sakinleri, sonradan murat çelik'siz nasıl düş sokağı sakinleri olabiliyor?

    murat yılmazyıldırım, nonserviam'ın 1999 mayısındaki 10.sayısında özgür ögöz'ün kendisine sorduğu:

    ''kent ozanları albümüne bir şarkı verdin, solo albümünü tamamladın, yakında da düş sokağı sakinleri'nin 3.albümü çıkacak. projelerinin arasındaki farklar nedir?'' sorusuna;

    ''bizi (dss) tanıyan kişiler bizi ayrı kefelere koymak zorundalar. biz bir grup değiliz, iki farklı yapıda insanız; yedikleri içtikleri ayrı giden, biri kara derken biri beyaz diyen. ortak noktamız, farklı unsurlarla süregelen iki müziğin, herkesin kendi şarkılarını koymasıyla albüme dönüştüğü bir süreç. solo albümümde kanalize olduğum alan ise tamamen bana ait. solo albüm yapmanın keyfi başka oluyor; hesap vereceğin kimse yok, kendi kavgan kendinle.

    bizi dss olarak dinlerken my* ve mç* olarak dinlemek durumundalar. biz, mç&my olarak simon&garfunkel* gibi de çıkabilirdik. dss sadece bu birlikteliğin keyifli bir sözcüğüdür. düşün içine bir gizemli sokak katıp kendimizi de bu sokağın sakinleri olarak görmek olaylara keyifli bir anlam kazandırdı.''

    cevabını vermiştir ancak sonraki konuşmalarından birisinde grubun isminin murat yılmazyıldırım ve murat çelik'den çok daha popüler olmasını pek de hazmedemediğini anlıyoruz; zira tarık zafer tunaya kültür merkezi'ndeki söyleşide solo albümlerinin, düş sokağı sakinleri albümlerinden az satmasından yakınmıştır dinleyicilere. sonrasında ise bu konuya kendince bir çözüm yolu geliştirmiştir; solo albümlerini de düş sokağı sakinleri adı altında çıkarmak (bkz: cennet)

    murat çelik müziği bıraktıktan 1 ay sonra murat yılmazyıldırım'a gelerek tekrar müzik yapmak istediğini belirtmiştir ancak murat yılmazyıldırım bu dönüşü kabul etmemiş ve murat çelik'i gruba almamıştır; murat çelik'in, bu isteğini birkaç kez tekrarlaması da murat yılmazyıldırım'ın fikrini değiştirmeye yetmemiştir. çünkü o* düş sokağı sakinleri ismini tek başına kullanmayı, murat çelik'e de gerek olmadığını düşündü; bu düşüncesini cennet albümünü düş sokağı sakinleri adı altında çıkararak pratiğe de döktü.

    burada dikkat edilmesi gereken şudur: düş sokağı sakinleri sadece iki kişiden oluşmaktadır; yani grubu var eden iki kişidir: murat yılmazyıldırım ve murat çelik. bu kişilerden murat çelik; düş sokağı sakinleri ismini bulan, düş sokağı sakinleri'nin piccatura'dan ilk albümünü çıkarmasına aracılık eden, herkesin bildiği düş sokağı sakinleri parçalarına imza atan, grubun kitlelerce tanınmasını sağlayan kişidir. yani yaşanan şey tam anlamıyla sahiplenmeden ibarettir. ortak yapılan bir şeyi, zaman ve gelişen olaylar dahilinde bencil ve ticari kaygılar gözeterek kendine çekmedir. yani düş sokağı sakinleri ismi altında para kazanmak, bir de bu grubun tanınmasındaki en büyük etkeni murat çelik'i yok saymaktır.

    murat çelik'i gruba kabul etmeyen murat yılmazyıldırım; murat çelik'e sormadan, hatta haber bile vermeden düş sokağı sakinleri adı altında murat çelik'siz cennet albümünü çıkartır. (murat çelik, murat yılmazyıldırım'ın düş sokağı sakinleri ismiyle devam edeceğini deniz durukan'ın kendisiyle yaptığı röportaj sırasında öğrenir) murat yılmazyıldırım'a göre problem yoktur düş sokağı sakinleri ismini kullanmakta; 'düş devam ediyor'dur.

    düş sokağı sakinleri = murat yılmazyıldırım + murat çelik ise nasıl olur da murat yılmazyıldırım düş sokağı sakinleri adı altında tek başına albüm çıkartabilir. madem ki murat çelik olmadan düş sokağı sakinleri ismini kullanıp albüm yapmak mümkündü, yelkenin gözyaşları ve kırık yelken albümalbümleri neden düş sokağı sakinleri adı altında çıkmadı? cennet'in, murat yılmazyıldırım'ın diğer solo albümlerinden farkı nedir?

    grupdan birisi solo albüm çıkardığında albümün kapağına yapıştırılan bir stickerla, albümü çıkaran kişinin grubunun ismi de yazılarak, albümün daha büyük kitlelere ulaşması sağlanır genellikle; sayısız örneği vardır bunun: liv kristine (tot) ve mark knopfler (dire straits) sadece iki örnek. murat yılmazyıldırım ise çok daha güzel bir yol bulmuştur kendisine; grubu sahiplenmek, böylelikle de 10 yıllık grubu ve 20 yıllık dostluğu sona erdirmek.

    aslında biz bu haksızlık karşısında murat çelik'in de solo albümünü düş sokağı sakinleri adı altında çıkarmasını bekledik ama murat çelik her zamanki sessizliğiyle ve tevazusuyla seyyah'ı çıkarttı. bir tarafta yalancı cennet'ler, diğer tarafta kendine göçen seyyah'lar; sakinler seçimlerini yapmışlardı.

    sonrasında murat yılmazyıldırım'ın 'düş devam ediyor' sloganıyla düş sokağı sakinleri adı altında verdiği konserler gelir; bu konserlere murat çelik'in grupta olmadığından habersiz gelen insanları ilginç şeyler bekler: murat yılmazyıldırım'ın 'seni tanımayan yok bu şehirde' parçasını söylerken 'çek git güneşimden murat' diyerek eski dosta vefakarlık göstermesi ve diyojen'liğe soyunması; 'albüm çıktı, kasetimi alın, cdyi alın, hatta cdplayerınız bile yoksa alın; arşiv olur' demesi, dinleyicisini meta yerine koyması gibi şeyler.

    yine olayların içyüzünü bilmeden 'cennet' albümünü alanlar, albümdeki murat çelik için yapılmış parçaları dinleyince; 'ne vefalı insan şu murat yılmazyıldırım, murat çelik için şarkı bile yapmış... hem neden ayrılmış ki murat çelik gruptan' gibisinden sözler sarf ederler. parçalarda ise 'akla kara gibiydik seninle' , 'belki değil mutlak hayatı paylaşırdık, birdenbire ayrılıklar girmeseydi aramıza' gibi özlü sözler vardır. oluşturulan hava şudur: ''farklı insanlardık, çok şey paylaştık ama 'ayrılık' geldi, sen gittin, üzgünüm'' sanki murat çelik gruba dönmemek için ayak diremiştir ve murat yılmazyıldırım bundan çok üzüntü duymaktadır.

    sonuçta murat yılmazyıldırım konserleri hala 'düş devam ediyor' sloganıyla devam etmekte. bu konserleri kaçırmayın ve 'düşlerin büyüsü de birgün dağılır' diyen düş sokağı sakini'ne eşlik edin; buna ihtiyacı var.
  • kral çıplak programında şu an yaptıklarını görünce diyorum ki ulan arkadaş bir kere de şu hayatın anlamını brad pitt gibi bir adam çözsün. böyle feylozofik laflar etsin. yok ama tip hep default.
  • çok uzun cümleler kuran adam. "aşkın uyuduğu ağacın bedenimde çürümesinden hiçbir vapurun çığlığı sorumlu olmasa mıydı diye sordum bir gün yeni doğan günün alacakaranlık ürpertisine" benzeri cümleleri, şarkıda yürüyen kulağın ayağını kaydırabiliyor sesiz bir ürperti çerçevesinde duran solgun müzik zevkimizin göbeğinde*.
  • an itibariyle kanal d'deki ''garip sesler çıkarma yarışması''nda birinciliği cem adrian'ın elinden bir çırpıda çekip almış olandır.
  • saatlerce bu sesi dinleyerek bütün bir lise hayatını nasıl gecirmis olabilir bir insan ben bunun cevabini veremiyorum sahsen bugun. bir insan da degil ustelik, tanidigim ne kadar kendi yaslarimda insan varsa ayni soruyu kendilerine sorup ayni cevapsizlik icinde dudaklarini asagi kivirip kafalarini saga sola salliyolarsa, 'genclik iste' diyolarsa bi de utanmadan, hakkaten cevabi yok demek ki bu sorunun. aynı soruyu o donemi benle ayni ev ve araba icinde gecirmek talihsizligini yasamis ev halkina sorunca ise 'herseyi anlaman bu kadar uzun surucekse boku yemisiz ki nasi yemisiz' bakisi gorebiliyorum suratlarinda alenen. yaslandıgını sık sık hisseden, sirkette işe yeni baslayan insan gorunce 'colugu cocugu doldurdular buraya, nasi olucak bu isler' diyip soylenen, yerli dizi izlerken hırka giyip kollarini onunde kavusturmak suretiyle ordaki insanlari gercek sanicak kadar teyzeye baglamis, gecen gun ingiltere'de yasayan bi arkadasinin kurdugu bi cumle üstüne 'beheyy, batıdan ala ala bunu mu aldık, batının ilimini irfanını almak lazım' diyebilicek kadar emeklilik yasi gelmis bi insan olarak, sevdan bir ateş'i her daim tenzih ederim ama, bu ses dinleyerek uyunmazmis arkadasim, el insaf. 15 yasinda duysaydim bunu birinden, nasi bi 'beni kimse anlamiyo' modeli, nasi bi kolpa isyanlar, nasi bi ergenlik hezeyanlari yasanabilirdi simdi bunu dusunuce, genclere sozum şudur ki, ergenlik gecer, herkes sizi anlar, yakın gel gülen mor yel manalı bir sarki sozu degildir ısrarcı olmayın bu konuda.
  • kesin bu adamın eski model wolksvogen bi karana gibi bişeyi vardır. arada gidip beykoz taraflarında tek başına gitar çalıyordur. hayatın ne kadar boş olduğunu falan düşünüyordur.

    bana öyle geliyor yani.
  • onca şey söyledi savaşla ilgili.. canavar dedi.. şu dedi bu dedi.. sonra kalktı kendini tutamadı sesi titredi sinirden ve''iyi müzik yapmasını bilmiyosan yapmayacaksın'', "sevgi nedir öğrenin" diye buyurdu.. işte savaşlar da hep böyle ulvi değerleri takıntı yapmış, bu değerleri etrafındakilere dayatmaya çalışan adamlar yüzünden çıktı zaten..

    anlamıyorum vallahi anlamıyorum nasıl bi egodur bu ki "bütün insanlar benim gibi olsa yeryüzünde hiç savaş olmazdı dünya cennet olurdu" edalarında olursun.. savaşların özünde zaten bu ego yok mu.. gına geldi çıkıp dünya düzeniyle ilgili ahkam kesen adamlardan..
  • budizmle yola çıkıp kendi deyimiyle muhammet ümmetinden bir kemalist olmuştur. enteresan bir yolculuk olmuş olmalı!