şükela:  tümü | bugün
  • anarko kapitalizm'in fikir babası ve benim de özellikle fractional reserve banking konusunda 25 sene önce tespit ettikleri nedeniyle saygı duyduğum ekonomist.

    bankacılık krizi hususunda çok sık kaynak rica eden mesajlar almaktayım, bu mesajlara da toplu bir cevap olsun. murray rothbard'ın 1983 yılında yazdığı the mystery of banking kitabını aşağıdaki linkten ücretsiz indirip, okuyabilirsiniz. bu konu hakkında bu kitaptan daha baba bir kaynak da bilmiyorum.

    http://mises.org/books/mysteryofbanking.pdf

    açıkçası bu konu ile ilgilenenlerin zeitgeist the movie gibi bilimsel hiç bir tarafı olmayan kolajları izlemelerindense bu kitabı okumalarını tavsiye ederim.
  • ludwig von mises institute'un kurucularından ve önemli akademisyenlerinden.
  • bir anarko-kapitalist olarak, kendisinin cogu fikrini begensem de ahlak teorisinde ciddi tutarsizliklar barindiran iktisatci. neyse ki ben inceledim kendisini, aciklarini kapatiyorum.
  • ''insanları birbirini öldürmek için eğitmek, insanın kutsallığını ihlal etmektir'' diyen üst insandır. hani vatanı korumak için askere gidilir ve savaşılır ya. neyi, kimden korumak? neden savaşlar için manipülasyonlar, donanımlar, yatırımlar yapılsın. barış için orduya ihtiyaç yok. bugüne kadar kahramanlar ve savaş öyküleri değil de bilinç düzeyi yüksek, bütünlüğün barışla sağlanacağına yürekten inanan insanların öyküleri anlatılsaydı. savaşmak yerine, kendini geliştirmek ve doğayı korumak minvalli çalışmalara ağırlık verilseydi. sınırları doğal yaşam belirleseydi de aslında sınır kalmasaydı. sadece insanların böyle bir iddiası var. hükmetmek, yönetmek. aslında tüm var oluş , yaşamak üzeredir. ama savaş, en basit tanımıyla ölümleri doğurur ve de yaşamın, insanlığın kutsallığına ihanet eder.
  • liberteryenizm denen akıl hastalığından muzdarip bir gariban:

    "but when are we to say that this parental trustee jurisdiction over children shall come to an end? surely any particular age (21,18, or whatever) can only be completely arbitrary. the clue to the solution of this thorny question lies in the parental property rights in their home. for the child has his full rights of self-ownership when he demonstrates that he has them in nature—in short, when he leaves or “runs away” from home. regardless of his age, we must grant to every child the absolute right to runaway and to find new foster parents who will voluntarily adopt him, or to try to exist on his own. parents may try to persuade the runaway child to return, but it is totally impermissible enslavement and an aggression upon his right of self-ownership for them to use force to compel him to return. the absolute right to run away is the child’s ultimate expression of his right of self-ownership, regardless of age.

    now if a parent may own his child (within the framework of non-aggression and runaway-freedom), then he may also transfer that ownership to someone else. he may give the child out for adoption, or he may sell the rights to the child in a voluntary contract. in short, we must face the fact that the purely free society will have a flourishing free market in children. superficially, this sounds monstrous and inhuman. but closer thought will reveal the superior humanism of such a market. for we must realize that there is a market for children now, but that since the government prohibits sale of children at a price, the parents may now only give their children away to a licensed adoption agency free of charge.[12] this means that we now indeed have a child-market, but that the government enforces a maximum price control of zero, and restricts the market to a few privileged and therefore monopolistic agencies. the result has been a typical market where the price of the commodity is held by government far below the free-market price: an enormous “shortage” of the good. the demand for babies and children is usually far greater than the supply, and hence we see daily tragedies of adults denied the joys of adopting children by prying and tyrannical adoption agencies. in fact, we find a large unsatisfied demand by adults and couples for children, along with a large number of surplus and unwanted babies neglected or maltreated by their parents. allowing a free market in children would eliminate this imbalance, and would allow for an allocation of babies and children away from parents who dislike or do not care for their children, and toward foster parents who deeply desire such children. everyone involved: the natural parents, the children, and the foster parents purchasing the children, would be better off in this sort of society.[13]

    in the libertarian society, then, the mother would have the absolute right to her own body and therefore to perform an abortion; and would have the trustee-ownership of her children, an ownership limited only by the illegality of aggressing against their persons and by their absolute right to run away or to leave home at any time. parents would be able to sell their trustee-rights in children to anyone who wished to buy them at any mutually agreed price.

    the present state of juvenile law in the united states, it might be pointed out, is in many ways nearly the reverse of our desired libertarian model. in the current situation, both the rights of parents and children are systematically violated by the state.[14]"
  • zamanında pat buchanan'a desteğini sunmuştur. bunda şaşırtıcı bişi yok, amarigalarda "old right" denen çökmüş bi akımı anarko-kapitalizm gibi gaydırıguppak distopya ile allanıp pullaması ile meşhurdur rothbard. yalnız şu var; eski ku klux klan lideri david duke'u da louisiana valiliği için desteklemekten hiç de çekinmemiştir. yalanına sokuyumculara, stormfront komünitesinden ve reason mecmuasından gelsin;

    (bkz: murray rothbard (jew) defending david duke)
    (bkz: gene epstein: murray rothbard's mixed legacy)

    bilerek ve isteyerek doğrudan birincil kaynaklardan sitem ve sitayişle bahseden ikincil kaynaklardan yararlandım. çok çakalım.
  • devletin anatomisi isimli makalesi oldukça ilginçtir.

    http://www.liberal.org.tr/…urray-n-rothbard,249.php
  • kendisini ilk okumaya başladığımda (8-9 sene kadar önceydi sanırım) fikirlerini çok hızlı benimsemiştim. bugün baktığımda bazı konularda problemli olduğunu düşünüyorum.

    özellikle sosyal yardımlarla ilgili makalelerinde sürekli siyah-beyaz ayrımı yapması rahatsızlık verici gelmeye başladı. siyahlarla ilgili konularda olayları neden-sonuç ilişkisi ile incelemek yerine sadece sonuca odaklanması bende şüphe uyandırmaya başladı ve ciddi ciddi ırkçı olduğunu düşünmeye başladım. örnek bir makalesini aşağıda inceleyeceğim.

    1991 haziranında yayınladığı "bebek ölüm oranları krizi" isimli makalesinin orijinal halini şurada bulabilirsiniz. daha anlaşılır olması için (sözlükte de ingilizce bilen oranı ciddi biçimde düşük, kimse bilmek zorunda da değil ayrıca) ben türkçe çevirisi üzerinden incelememi yapacağım. eleştirdiğim başka noktalar da var tabii, onları da yazacağım.

    makalede eleştirdiği şey devletin bebek ölüm oranları ile ilgili olması gerekenden yüksek bütçe ayırıp parayı "çarçur" etmesi. giriş kısmında bir takım istatistikler verdikten sonra şu cümleleri kullanmış:

    "görünüşe göre problem bazı ülkelerin bebek ölümlerini daha hızlı şekilde azaltmasıdır. bu nedenle şu anda abd bebek ölümünde 22. sırada yer almaktadır. japonya ve iskandinavya'daki oranlar abd'dekinin yarısından daha azdır".

    bence de daha hızlı azaltma şeklinde kıyaslama yapmak doğru değil, başlangıç noktasındaki oran önemli çünkü. %90 bebek ölüm oranı ile başlayan x ülkesi ile %3 bebek ölüm oranı ile başlayan y ülkesinin bunu azaltma hızları elbette eşit olmayacaktır. ancak abd gibi bir ülkenin 22. sırada olması da kabul edilemez. her ne kadar devlet sistemine tamamen karşı olsam da eğer devlet varsa ve insanlardan vergi toplanıyorsa, yol yapmak yahut yöneticilerin cebini doldurmak yerine bebek ölümlerine harcanmasını tercih ederim.

    "ekonomi istatistiklerinde olduğu gibi açılıma bakmak daha kolay anlamamızı sağlar. böylece görürüz ki siyah bebeklerin ölüm oranları beyazlardan çok daha yüksektir. özellikle 1985 oranları siyahlarda 17,6, beyazlarda ise 8,5'ti".

    ilk bakışta zararsız bir veri gibi görünse de aslında ırkçılığa giriş. daha sağlıklı bir veri sunmak isteseydi bize bölgelere göre oran verirdi. siyah bebekler sırf kendilerinin ya da ailelerinin ten rengi nedeniyle ölmüyorlar. bunu rothbard da çok iyi biliyor, yazının devamı neredeyse tamamen bu cümle üzerine kurgulanmış durumda.

    "liberal sol dünya görüşüne göre her sosyal problem federal harcamayla çözülebilir. bu nedenle hükümet siyah bebekler arasındaki düşük doğum ağırlığının yoksulluktan kaynaklanan kötü beslenme nedeniyle olduğunu varsaymıştır. bu nedenle wic fakir amerikalı kadınlara büyük miktarda süt, yumurta, peynir, mısır gevreği ve fıstık ezmesi sağlıyor. wic bu desteği sekiz milyon hamile kadın, bebek, anne ve hak sahibi olan çocukların yarısına sağlıyor. aile gelirinin resmi yoksulluk çizgisinin %185 altında olması ve ailenin resmi olarak beslenme riskinde olması gerekir.

    öyleyse federal olarak desteklenen tüm bu gıdaları almasına rağmen yoksul anneler bu yirmi yılda düşük doğum ağırlığının veya ölüm oranlarının düştüğünü neden görmüyor? wic'in tek başarısı neden süt ve yer fıstığı üreticilerine yoğun sübvansiyonlar sağlamak olmuştur? (fakir siyahlar arasındaki artan obezite ve kolesterol oranlarını bir tarafa bırakırsak.)".

    wic: kadınlar, bebekler ve çocuklar için özel takviye gıda programı.

    "aslında prematüre doğumların sebebi besinsel değil, davranışsaldır. yani hamile annenin davranışı ile ilgilidir. özellikle sigara ve uyuşturucu kullanımı, önceki kürtajlar ve rahim enfeksiyonları ve çoğu kere rastgele cinsel ilişkilere girmenin bir sonucu olarak fetüsü çevreleyen membranlardaki enfeksiyonlardan dolayı bu problemler ortaya çıkmaktadır".

    rothbard bunları yazarken zaten siyahların yazdığı şeyleri yaptığı ön kabulü ile yola çıkmış. şu an yaşıyor olsa ve kendisine bunu sorsak muhtemelen bize istatistiki verileri gösterip, "al işte, siyahlar beyazlardan bilmem kaç kat daha fazla uyuşturucu kullanıyor" diyecek. peki ya işin aslı öyle değilse?

    bir araştırma yaparken tüm etkenleri dikkate almamız gerekir. siyahlar ile beyazlar arasındaki suç oranlarını inceleyeceksek eğer, kolluk kuvvetlerinin bu iki ayrı ırka davranışlarını da incelememiz gerekir. kendisi kayıt altına alınmış suçlar üzerinden konuşuyor çünkü. o şekilde bakacak olursak isveç bugün dünyada en yüksek taciz/tecavüz oranına sahip ülkelerden birisi. türkiye'den daha yüksek oranı. peki, sizce bu istatistik gerçekleri yansıtıyor mu? elbette hayır. türkiye'de bu olaylar kayıt altına alınmıyor. bazen kurban polise gitmiyor, bazen polis görevini yapmıyor. sonuç olarak da bu saçma veriler karşımıza çıkıyor.

    devletin yaptığı bir şeyi eleştirmenin yolu konuyu bütünüyle ele alıp direkt devlete saldırmaktır. fakat rothbard bu makalesinde açık biçimde siyah insanları hedef alıp, onlar üzerinden devleti eleştiriyor. elinde bulunan kısıtlı ve gerçeği yansıtmayan veriler ile bunu yapması ise tek kelimeyle komik. üstelik bunu yaptığı tek makalesi de bu değil, karşıma o kadar çok buna benzer şey çıktı ki aralarından birini seçip buraya koyabildim sadece.

    ku klux klan kurucusu olan david duke'a verdiği desteği de hepimiz biliyoruz. her ne kadar kendimi liberteryen olarak tanımlasam da rothbard'ın bazı hareketlerini gerçekten rezilce buluyorum. o yüzden saygım azalıyor kendisine.

    ha tabii adam ölüp gitmiş, benim saygı duyup duymamam pek umrunda olmaz ama olsun.