şükela:  tümü | bugün soru sor
  • şair.
    epitaf diye bir de şekilli kitabı vardı.
    şimdilerde kapalı devre büyük boy bir edebiyat dergisi kotarıyormuş ama ismini unuttum.
  • bir sair.
    bir suredir bir kac arkadasi ile beraber bir nokta isimli buyuk boy bir dergi cikariyor. dort sayfadan mutesekkil...
  • bu gunler de gececek
    zamani donduran zemheri
    bahara birakacak yerini

    hergun birer birer tukendikce basamak
    carpip zamanin sivri koselerine
    kirilip kalacak avare kasnak

    duyulmamis bir soz
    katip onune surukleyecek calceneyi
    soz o zaman soz olacak

    dillerinde zilleri dolu bir cengi
    dokulunce sabahin sularina
    yerine gelecek kusluk ahengi

    yirtilinca karanligin cadiri
    devrilecek boyaci kupu
    kirilacak paskalya yumurtalari

    yokus ne kadar kaldirirsa kaldirsin basini
    tunellerden geciyor
    yol da o kadar aciyor ayaklarini

    diye bir siir yazmis. adini da umutkan koymus...
  • çıkarmış oldukları istanbul bir nokta dergisinde

    cüzler, göz aydınlığı, epitaf, tütün küfesi, güvercin ağacı, külçe adlı şiir kitapları ile dar vakit günleri ve su terazisi adlı deneme kitaplarının ortasında duruyor, ayakta, elinde “yüz akı” var. yazmaktansa yazmamayı, konuşmaktansa susmayı seviyor, ama ne çare?

    diye tanıtılan büyük insan.
    edebi kişiliğinin yanında kendisi meslektaşımdır. beko ve istikbal bayisi olan bu yüce şahsiyet mağazasına beyaz eşyacı yazılı kocaman bir tabela yaptırmış, gidip birşeyler danıştığınızda * güzelce yaşam koçluğunuzu yapar en olur yönden olması gerekenleri söyler birde sıkıntıdan patlayan ruhunuzun bütün negatifliğini alır sonrada "beyfendi ben bir kenar mahalle esnafıyım fazla anlamam bu işlerden der". ona sarılmak anlatılamaz sanırım...
  • içinde bolca ibrahim geçen bir şiiri olan şair..hatırlayamadım şimdi şiiri.
  • örnek mahallesinde beyaz eşya dükkani vardir. o kadar beyaz eşyanin arasinda nasil şiir yazdığı merak konusudur...
  • dün istanbul bir nokta edebiyat dergisi toplantısında "belki de allah, o sesi çıkarmak için bu kadar geriyor teli ama biz mızraba dokunmuyoruz" minvalinde bir sözüyle beni bir daha benden almıştır.
  • mürsel sönmez bu videoda kendisini görebileceğimiz şair.
  • tanıştığım ilk şair. zaten başka da yok. o yüzden, şair dedin mi, etli kemikli bu adamı hatırlayabiliyorum bir tek. adam dediysek, uzak olsun diye değil; yakın olsun diye söylenmiştir. güzel bir sesi var; tüm şairlerin öyle midir bilmiyorum. kendisinin beyaz eşya dükkanında; bulaşık makinası ile buzdolabının arasında tanıştık ilk. münzevi bir adam beklemiştim şair deyince, dolayısı ile biraz da şaşırmadım değil. hayatın içinden bir adammış, samimi, aktif; tüm şairler öyle midir bilmiyorum.

    ikinci görüşmemizde zaman bana fethi gemuhluoğlu'nun dostluk üzerine yaptığı konuşmasının cep boyunu hediye etti. kendisine sokulup dedim ki;

    "abi elimde bu kitabın çook eski bir baskısı var; ilk sayfasında da sizin elyazınızla yazılmış bir şiir...".

    "şşş, amman diyeyim, unut sen onu unut gitsin" dedi. ve güldü. güzel gülüyor.

    bende saklı bir şiiri ve şiiri kadar güzel bir de hikayesi var, yıllar öncesine ait. tüm şairlerin böyle güzel hikayeleri var mıdır, bilmiyorum.
  • geldi gel

    çiçek açasım geldi gel

    dağlardan ovalara akasım geldi

    bir de şöyle yan bir profilden

    üzümün şaraplaştığı yerden bakasım

    gülücüğünle uyanasım geldi bu karanlık uykudan

    doya doya yüzüne bakasım geldi gel

    hala eski zaman sözleriyle sesleniyorum sana

    ipeğin ipek olduğu kozanın koza dutun dut olduğu zamanın

    feraceden saçılan ışığın gurubu kızıl gül bahçesi ettiği

    bir imanın yettiği zamanın sözleriyle

    sen her zamanda aynı güzelliksin

    aynı bülbüller çiler senin için

    aynı göğüsler kanar

    gel

    kim nerede nasıl yanarsa yansın

    orda mutlaka sen varsın

    gel bakasım geldi yeni kızaran nar gibi

    titreyen titreyen ve sonsuzdan sonsuza akan

    o renge bakasım geldi gel

    hicabından al al gül damlayan dudaklarına

    kısarak belki de gözlerimi

    tüm varlığımla kamaşasım geldi gel

    uzaktan çok uzaktan derinlerden çok derinlerden

    sesin doğduğu yerden gelen duru damlacıklarını

    silesim geldi gözlerinden gel

    bir gülün bittiği yerden yenisi açan o sonsuz güzellikte

    elini elime alasım sana gelesim geldi gel

    üşüdüm seni sarınıp ısınasım geldi gel

    acıktım bakışlarınla doyasım geldi gel

    yittim kendimi sende bulasım geldi gel

    çıplağım seninle örtünesim geldi gel

    yalnızım seninle kalabalıklaşasım geldi gel

    bir güvercin göğsüne yaslanasım geldi gel

    kanatlarının arasına saklanasım geldi gel

    bahar kapısından girip zamanı baharlaştırasım geldi gel

    ölümün defterini düresim geldi gel

    denizinde serinleyesim nefesinde boğulasım geldi gel

    haydi gel

    parçalarımı topla mekanın kuyusundan çıkart beni

    loş bir aralıktayım

    ağart

    haydi gel

    bu yangından da çıkart beni