şükela:  tümü | bugün
  • "evde kalmis azgin teyze" tiplemesi ile zihinlere kazinmis , gerçek sanatçi.
  • sevimli cadaloz tiplemeleri oynayan eski turk filmlerinin vazgecilmez oyuncularindandir. gorenlerin anlattigina gore akcay da aysecik filmlerinden biri cekilirken sabah cok erken saatte denize girdigini ve surekli daldigini goren cevre sakinleri sormuslar ne yaptigini. o da sabah erken saatlerde denizin dibi duru oldugu icin bir gun onceden dusurulen bilezik kolye gibi seylerin daha kolay goruldugunu soylemis.
  • özellikle neseli günler 'de sidika hanim rolüyle (hatirlayamayanlar icin tursucu münir özkul'la nisanlanan ve kafasina bir tencere sarma, adile hanim tarafindan boca edilen teyze:) adile nasit'in karsisinda adeta döktüren, bunun yaninda bir cok filmde rum ya da ermeni aksaniyla yetenegini konusturmus yesilcam emeklilerindendir. tombik vücudu, seker yüzü ve yetenegi ile yesilcam'in unutulmazlari arasina girmistir.
  • saç saça baş başa kavgalarda annemizin (bkz: adile naşit/#6927559) karşısında, diğer köşede, boks eldivenlerini giymiş, maçı kazanmak için mücadele veren biraz çirkef, çokca dedikoducu, "ayy şekerim ben böyle şeyleri hiç sevmem ama"dan sonra gelen taşlarıyla mahallenin top kesen, acımasız, sevimsiz teyzesi.

    tatlı, komik bir görmemişlik tabanı ile şehirli hayatı ruhunda özümsemiş, duygu fakiri bir kent hanımıdır. çok bilmiş, "benden duymuş olma ama" ile başlayan cümleleri ile ara bozucu katalizör görevini başarıyla yerine getiren, kurnaz, kocasını idare etmekte, "parmakta adam oynatma" takımı kaptanı, kendinden başka herkesi cahil olarak tanımladığı bakış açısı içinde, en görgülü kadın kıyafetini hep kendine giydiren karakter.

    dikkat edilirse bu sanatçıların (korkmadan "sanatçı" yazabiliyoruz ohh be) gerçek kişiliklerinden haberdar değiliz. çünkü onların özünde, ruhunda televole kültürü değil, türk kültürü var. meslekleri, başarıları ile anılıyorlar...
  • annelerimizin günlerine gelen dedikoducu çöpçatan dul teyzelere benzeyen, her filmde bir kere gözleri dolup iyiylik yapan ve böbrek yetmezliğinden ölen, 1919-1983 yılları arasında buradan* geçen tonton
  • piyango bileti satarak yaşamaya çalışmıştı. ne de olsa bir zamanlar dünyalar kazanılmıyordu bu dünyada...
  • filmlerini seyrederken annanemin 80 kere söylediği, ve her seferinde yeni birşey anlatıyormuş gibi dillendirdiği hikayeye göre, mürüvvet hanım ile annanemin vakti zamanında mahalleden ahbaplıkları varmış, bizimkisi terzilik yapıyor evden, eş-dost, gelen-giden çok. muhabbeti bol olan bu yarı ev yarı terzi atölyesine o sıralar film sektörüne yeni atılmış olan mürrüvet hanım'da sık sık damlıyor, hem bizimkilere boyalı sektör haberlerini geçiyor, hem de bir kaç kelime ermenice, rumca kapıyor, diyalektiğini geliştiriyormuş. sonra almış yürümüş tabii mürüvvet hanım, muhit falan değişmiş, atölyeye uğramaz olmuş.
    zaten, tek kelimelik ömürleri olan gayri müslüm karakterleri için haddi zatında uzun bir staj dönemi gibi de değerlendirebiliriz.
  • iyi oyuncu olmasının yanı sıra tam bir sanatçı ismine sahiptir. (mürüvvet sim; söylenirken dile çok hoş yansıyor.)
  • ilk olarak kollarını dirsekten kırıp, birine ufak çantasını takıp kıvırtarak yürüyüşü aklıma gelen aktrist.
    camda gizlice sigara içerken ya da sevgilinle dolaşırken görse, hemen anana babana yetiştirecek tehlikeli bir komşu tiplidir, nur içinde yatsındır.
  • türk sinemasının en önemli karakter oyuncularından biri.
    aşmış bir performansı erol büyükburç'un şarkısı olan öp beni'yi sadri alışık ile söyledikleri sahnedir.
    (bkz: darıldın mı cicim bana)