şükela:  tümü | bugün
  • dolmu$ ve taksi'ler icin arabanin yolcu indirmesi yapmak icin durabilecegi uygun mekanlara verilen isim..

    (bkz: musait bir yerde inecek var)
  • üniversite sınavını 3. girişinde de kazanamamıştı. çünkü diğer çocuklar gibi dersaneye de gidememişti. artık bir meslek sahibi olması gerekiyordu ve elindeki tek olanak da baba mesleği olan dolmuş şoförlüğü gibi görünmekteydi. zaten bir kaç yıl önce ehliyetini de almıştı. üç kez sınava girdikten sonra da olsa. onca iyi kalpli ve duyarlı bir insan olmasına karşın şansı hiç yaver gitmemişti bugüne değin. o gün ilk defa babasının yerine o hatta dolmuş şoförlüğü yapacaktı.

    sabahın ilk saatleriyle diğer dolmuşçuların girdiği sıraya o da girdi. beklerken adettendir diyerek iki bardak çay bi de sigara içti. marlboro uzun. nihayet sıra ona gelmişti. itinayla kapı açma düğmesine basıp yolcuları beklemeye koyuldu. serçe parmağına torpido gözündeki
    kalın taşlı yüzüğü takmış, henüz yolcular gelmeden de tek harekette "klik" "krilak" şeklinde sesler çıkaran vites değiştirme operasyonlarını çalışmıştı. gereken görüntü tamam gibiydi. oysa hiç istememişti dolmuş şoförü olmayı. o okuyacaktı. mühendis, doktor ya da öğretmen olacaktı. 851 sinem'i istetecek, evlenecekti. eee tabi adam mühendis olacak kızı da verirledi artık. pırlanta gibi de kalbi var. karıncayı incitmezdi. o sırada uzatılan parayla daldığı hayallerden sıyrıldı. dolmuşta yer kalmamıştı ve artık hareket etmesi gerekiyordu. süspansiyonsuz magirus dolmuş hırıltıyla hareket etti. gerçi onun koltuğu yaylıydı. tüm yolcular zangır zungur sallanırken o hafif hafif yaylanıyordu ama yine de bozuk zeminleri ve çukurları hissediyordu. arada bir bu meslekten keyif almaya çalıştı vites değiştirir ve direksiyon çevirirken. ancak bu işi herkes yapar diye de düşünmekten kendini alamıyordu. ya sinem? ahh sinem! nolacaktı? hangi yüzle onu isteyecekti? düşünceler beyninde bir yumak halinde seyrederken gözlerindeki ifade giderek boşalmaya başladı. yol çizgi çizgi olmuş arabalar yassılmıştı sanki. iki boyutlu bir dünyada üç boyutlu bir dolmuştaydı o.

    arkadan bir ses yükseldi "müssaaaiiit bi yerde incekk..." gibisinden. müsait bir yer? aynadan gördüğü takım elbiseli kimse müsait bir yerde inmek istiyordu. müsait bir yer! aman allahım müsait bir yer bulmalıydı. en müsait yer neresiydi acaba. bilmiyordu. kararsızdı. alnında boncuk boncuk terler birikmeye başladı. sağda kasap dükkanı vardı. orası mıydı en müsait yer? yoksa ilerdeki cami mi? neresi? "kardeşim durur musunuz?" diyen sesi duymuyordu bile. hatta "hüooopp birader incek var yaa!" şeklinde haykıran adamı hiç duymadı. gittikçe gaza basıyordu. müsait yeri bulmalıydı. nerdeydi bu müsait yer? başı çatlayacak gibiydi. yol bir yeşil bir pembe oluyordu. sağındaki yerlerse hep kırmızıydı, müsait değildi? ya da neydi? aman allahım! aman allahım! arkadan "la godumun oğlu dursanaaaaa!" diye bağıran kabadayı kılıklı adamın sesini bastırırcasına bir çığlık koptu ağzından "müsaaaaiiiiit yeeeeaaaaarrrrrrrrrrrr! müsaaaiiiiiiiiieeeeeeetttttt!" bir yandan bağırıyor bir yandan da gaza sonuna kadar basıyordu. dolmuştaki bütün yolcular korkuyla arka koltuğa doğru yığılmış bu çığlıklar atan şoförün bir an önce durması için feryat figan ediyor dualar okuyorlardı. oysa ses tellerini sonsuza kadar kullanılmayacak hale getirecek bir paralanmayla
    "müsaaaaiiiiit yeeeeeeeerrrrr!!!!!!!!" diye bağırmaya ve gaza basmaya devam ediyordu. şehrin kilometrelerce dışında benzin bitince dolmuş durdu. hala müsait yeri bulamamıştı. gözleri kan çanağıydı. arkadaki yolcular çıkmaya çalışırlarken o sol yanında duran levyeyi kaptığı
    gibi "müsait bir yerde inecek" olan yolcuya saldırdı. levyeyi kafaya göze nereye gelirse vuruyordu. bağrışmalarla diğer yolcular kaçışırken o dolmuştaki kravatlı yolcuyu kan gölü halinde dolmuşun içine sıvamıştı. bitap düşünce parçalanmış ses tellerinden hırıltıyla şu ses çıktı:

    "parasını veremeyen üzerini alamayan var mı?"

    (bkz: cinnet hikayeleri)
  • utopiktir; surekli varilmak istenen, asla varilamayandir.
  • kimi zaman isiklara gelmeden, kimi zaman kopruyu gecince olan, kimi zaman ise sadece musait bir yer olarak kalan mekan.
  • musait bir momentum ile ayni anda bilinmesi mumkun olmayan yer. (bkz: belirsizlik ilkesi)
  • diğer versiyonu olan münasip bir yeri de duymak bakidir.
  • (bkz: utopya)
  • elverişli, koşulların uygun olduğu bir yer.
  • dün gece minibüsten indiğim yer.