şükela:  tümü | bugün
  • şu ülkede musevilere reva görülen zulmün milyonda biri batı ülkelerinden birinde islamcılara yönelik gerçekleştirilse dünya ayağa kalkardı.

    adamların ibadethanesi belirli aralıklarla bombalanıyor. eli kanlı alperenler, ağzı köpüklü ismailağacılar her hafta musevilerin ibadethanesine saldırı yürüyüşleri gerçekleştiriyor.

    musevilere yönelik tehdit ve nefret söyleminde bulunmak artık bir ritüele dönüşmüş.

    belki de türkiye'yi darü'l-harb ilan edip tecavüz, katliam gibi işlere girişmedikleri için bütün bunlar başlarına geliyor.

    --- alıntı ---

    museviler tedirgin: 'illa bizden de bir hrant mı vurulmalı?'

    şalom gazetesi yazarı, turizmci mois gabay, musevi cemaatinden pek çok kişinin ülkeyi terk ettiğini, pek çoğunun da sırada olduğunu söylüyor. gabay, "her gün saldırı, taciz ve tehdit altındayız. artık umut azalıyor. iktidarın, muhalefetin, sivil toplumun, komşularımızın, hukukçuların bunu görmesi için illa bizden de bir hrant mı vurulmalı?" diye soruyor.

    açıldığından beri 1986, 1992 ve 2003'te üç kez bombalanan neve şalom sinagogu'na yönelik önce "yıkılacak mekan" yazılı bir pankart asıldı, ardından alperen ocakları üyeleri yürümek istedi. bunlar sadece 15 günde gerçekleşen iki fiili saldırı. son bir yılda yapılanlar eklendiğinde upuzun bir liste çıkıyor...

    ne var ki, bu saldırılar gündemin tozu dumanı içinde 'küçük haberler ' arasında kaybolup gidiyor. oysa o unutulup giden haberler beraberinde yüzlerce yıldır bu topraklarda yaşayan bir cemaatin üyelerini de parça parça götürüyor.

    'bir zamanlar yahudi komşumuz vardı' dememek için...

    bir çoğumuzun orada burada duyduğu "museviler gidiyor" malumatı, geçen hafta şalom gazetesinde mois gabay'ın yazdığı, "türk yahudileri gidiyor mu?" başlıklı yazıyla teyit edildi bir bakıma.

    zaten gabay da "artık bu sorunu görün" diyerek son çare olarak cemaat dışındakilere seslenmek zorunda kalmış: "sevgili kardeşim, şimdi sana anlatacaklarımı dikkatle dinle. bundan 20 yıl sonrasının istanbul ’unda 'bir zamanlar yüzde 64’ümüz pek istemese de yahudi komşularımız vardı' dememek için şimdinin cemaat gençlerinin sessiz çığlığına kulak ver."

    gabay ile yazısı üzerine hemen buluştuk. henüz selamlaşır selamlaşmaz da elindeki telefonu uzattı. "bak" dedi, twitter, facebook ve mail üzerinden kendisine yağan onlarca tehdit mesajını göstererek. "bu iş hemen hergün böyle. ne zaman birileri israil'e kızsa ya da türkiye 'de açıklayamadığı bir durum olsa sosyal medyada gördüğü ilk yahudi ismine saydırıyor."

    (daha önce 1986 ve 1992'de saldırı düzenlenen neve şalom'a 2003'te de bombalı saldırı düzenlenmiş, 24 kişi yaşamını yitirmişti.)

    'ülkeyi terk eden gençlerin sayısı hızla artıyor'

    peki gerçekten musevi vatandaşlar ülkeyi ciddi boyutta terk ediyor mu? kendi ağzından dinleyelim:

    "bu yıl cemaat genelinde lise mezunlarının yüzde 37’si bu yıl eğitimine yurtdışındaki üniversitelerde devam etmeyi seçti. yüzde 37’lik oranın yüzde 24’ü kanada ve amerika’da eğitimi seçti. daha önceki yıllara göre bu sayı neredeyse iki misli arttı. bu gençlerin kaçı geri gelecek, bunu da zaman gösterir. gelelim benim yaştakilere... hani şu genç profesyoneller dedikleri ister holdingde, ister patron şirketinde çalışan geleceğin ebeveynlerine… geçtiğimiz hafta iki ayrı ortamda yakın dostumla muhabbet ederken konu dönüp dolaştı ileride yaşamaya yönelik farklı ülke arayışlarına geldi. yani bizim kuşağın da aklına artık terk etme fikri düştü."

    'pek çok musevi esnaf dükkanını kapattı'

    hadi eğitim için dışarısının tercih edilmesini, cemaat dışındaki kesimlerin bir sorun olarak algılaması zor. fakat gabay'ın asıl dikkat çekmeye çalıştığı şey gündelik yaşamlarındaki çemberin hızlıca daralması. bir çırpıda kendi çevresinden son dönemde yaşanan bir kaç örneği sıralıyor:

    "böyle bir ortamda hele ticaret yapıyorsanız, adınızı değiştiriyorsunuz. mois’ler çoktan musa, cefi’ler cem, meri’ler ise peri oluverirdi. geçen gün bir arkadaşım, kimliğimizi saklamak zorundayken, dayatılan bu yeni hayat tarzında çocuğunu büyütmek istemediğini ve kanada, panama, avustralya gibi alternatifleri araştırmaya başladığını anlattı. bir sonraki gün, bu kez tekstil ile uğraşan başka bir dostumun yanına uğradım. unkapanı’nda iki yahudi esnaf kalmışlardı. duyduklarım daha da içimi ürpertti. dükkânlarının hemen yanındaki mescitten her cuma namazı sonrası imam efendi tarafından verilen vaazı anlattı. 'yahudiler mikser gibi tüm dünyayı karıştırırlar' tarzı antisemit açıklamaları ile tanıdığımız cübbeli ahmet hoca’nın müritlerinden olan imam cuma namazı sonrası alenen halka 'yahudi-hristiyan ile dostluk yapmayın' çağrısını boğazı düğümlenerek dinletiyormuş."

    bir ara boykot listesine alınan mario levi'nin söylediği, "günün birinde bu ülkeyi terk edebilirim” sözünün hiçbiri için artık uzak bir ihtimal olmadığını belirtiyor, gabay. belki de bu ülkeyi en son terkedecek kişilerden birinin kendisi olduğunu ısrarla vurgulamasına rağmen, çoğu kez sokakta, takside “siyonist” kılıfı altında yahudi’ye hakareti reva gören pek çok muhabbete şimdilik kulaklarını tıkasa da umudunun hızla tükendiğini de sözlerine ekliyor.

    'bize kalkan olun'

    gabay'a bu ortamı siyasi iktidarın söylemlerinin mi yarattığını soruyorum. yanıtı tam ifadesiyle "havet." yani iktidarın siyasi söylemi bu yolu açıyor, kışkırtıyor ve daha geniş kitlelere yayıyor. fakat mesele çok daha derinlerde. önyargıların eskiden de olduğunu ve bunların kendilerinin de bildiğini ifade ediyor. ancak özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla saldırıların ve nefret söyleminin çok hızlı yayıldığını ve arttığına dikkat çekiyor. çünkü eskiden 'görünmeyen' musevi, şimdi ulaşılabilir oldu. gabay'a göre iş bu noktaya gelince sorunu yetkililerin duyarlılık açıklamaları çözmüyor. devreye nefret söylemini tavizsiz şekilde suç sayacak bir hukuk aklının girmesi şart:

    "yasalar değişti. nefret söylemi suç ama bize yönelik hangi hakarete, tehdite dava açıldı şimdiye kadar. burada iktidarı da tek başına suçlamıyorum. muhalefeti, sivil toplumu, sendikası, demokrat kamuoyu da bize kalkan olmalı. bu işin takipçiliğini yapmalı. bizden de bir hrant'ın vurulması mı bekleniyor? biz kendimizi savunduğumuz zaman tehditler katlanarak büyüyor. ama bizimle ortak bir kamuoyu oluşursa en azından güvenimiz ve umudumuz artar. yazımda da dediğim gibi, siz sahip çıktığınız ölçüde, bu topraklar farklı renkleriyle yeşerecektir!"

    gabay'ın son sözleri gerçekten önemli. bu ülkedeki museviler ile empati yapmak, sorunlarını görmek için illa onlardan da bir hrant dink'in yitirilmesi mi lazım?

    http://www.radikal.com.tr/…ant_mi_vurulmali-1250591

    --- alıntı ---

    ...

    edit: şu şekilde noktaladım konuyu; (bkz: #47714527)
  • isabetli olandır. gittikleri her yerde ekonomiyi felç eden ve sadece kendilerini insan olarak gören kavim için isabetli karardır. putin bile bunlara karşı savaş açmış durumda. musevi=yahudi
  • yaklaşık 500 yıldır bu topraklarda yaşayan bu vatandaşların ülkeyi terk etmesini "isabetli" olarak değerlendirenler de kendilerini osmanlı torunu , memleketin gercek sahibi sanarlar ya ben de asıl ona yanarım.
  • (bkz: putin bile)
  • 50 yaş üstü yahudilerin çoğunu tenzih ederim ama genç yahudilerin çoğu sahip oldukları ego ve ukalalıkla değil amerika uzaya doğru roket hızıyla uzaklaşabilirler bu ülkeden.

    çoğunda bilgi, görgü, efendilik yerlerde sürünüyor kalkmış önüne gelene atar yapıyor. yapsa ne olacak, onun atarı bizim hayatlarımıza olsa olsa renk katıyor.

    tekrar vurgulamak lazım, bu tipler babalarından, annelerinden, dedelerinden ve diğer büyüklerinden keşke bir şeyler öğrenebilselerdi. yazık.