şükela:  tümü | bugün
  • "mu" kismi kagit uzerinde "mustakil"in, fiilen ise "musluman"in kisaltmasidir.
  • müslüman tusiad...
  • müslüman iş adamları derneği. en büyük rakipleri gkiad dır (gavur ve kafir iş adamları derneği)
  • musluman sanayici ve isadamlari dernegi
  • gerçek adı müstakil iş adamları derneği imiş. insanları angut yerine koyan bir oluşum işte. niye resmi adınızı da müslüman iş adamları derneği yapmıyorsunuz diye sorarlar adama bu kadar takıyye bu kadar ikiyüzlülük. tiksinç.
  • baştaki "mü"yü müteşebbis yapsalarmış biraz daha anlamlı bir yalana benzeyecek olan kısaltma, bana sorsalar söylerdim.
  • üye sayısı tüsiad'a kıyasla çok fazla olan.daha çok kobilerin üye olduğu muhafazakar iş adamları organizasyonu .
  • yeşil sermayenin önemli kısmını oluşturan topluluk. türkiye'de her din sömürüsü üzerinden her çıkar sağlayanın yaptığı gibi takiyyenin kralını yaparlar. şu an başta olan müstakil(!) başbakan sayesinde de servetlerine servet katmaktadırlar..
  • (bkz: genç musiad)
  • türkiye'deki islami düsüncenin ekonomik örgütlenmesi. 5 mayis 1990'da istanbul'da kuruldu. 1998 verilerine göre sayisi 3000i asan üyeleri gsmh'nin yüzde onunu üretmekte ve 600.000 calisan istihdam etmektedir. tüsiad'in tersine üyelerinin büyük bir cogunlugu istanbul'da yogunlasmamakta, aksine bursa'dan gaziantep'e kadar bir alana dagilmaktadir. üye kabul ederken oldukca secici davranan müsiad, üye olmak isteyen adaydan öncelikle müslüman olmasini, üc üyesinin tavsiyesini ve de güclü bir imana ve iyi ahlaka sahip olmasini talep etmektedir. baskani ömer bolat'a göre güclü bir iman ve iyi ahlaktan anlasilan isadaminin kimseyi dolandirmamasi, borc ve vergilerine sadik olmasi, güclü bir imana sahip olmasi ve bunu özel hayatinda tatbik etmesidir. örgütlülük icinde karsilikli denetim ilkesi gecerlidir. gene bolat'a göre bir üyenin cemiyet hayatinda icki icmesi veya kumar oynamasi dernekten atilmasiyla sonuclanabilir. müsiad'in türkiye cözümlemesi asagida gibidir:

    müsiad'a göre türk toplumunun büyük cogunlugu kemalist cagdaslasma projesinden kemalist devletin sadece kücük bir azinligin cikarlarini koruyan elitist tutumu ve batiya odaklanmis büyük sirketleri kollamasi sebebiyle yararlanamamistir. devlet, anadolu'daki kücük ve orta boy isletmeleri bunlari ülkenin cagdaslasmasinda verimsiz gördügü icin ihmal etmis, bu nedenle de ülkenin ekonomik gelismisliginde yöreler arasi ucurum ortaya cikmistir. oysa ki müsiad "istanbul kapitalist sinifinin" ihmal ettigi bölgelerde kendini feda ederek vatanseverce calismakta ve o bölgelerin iktisadi kalkinmasini saglamaktaymis. eski baskanlarindan erol yarar, müsiad'in bati kapitalizmine bakisini da söyle özetler: "sözde rasyonalist descartes felsefesi ölcülemeyecek ve hesaplanamayacak deger ve varliklari reddetmek suretiyle ferdin ve cemiyetin hayatina kaos getirdi. dini degerlerin cöküsü ve onlarin dünyevi bir ahlak anlayisiyla ikamesi homo sapiens'i homo brutalitas'a dönüstürdü." (aslinda asagida bir güzel elestirecegim ama, öncelikle descartes gayet inancli bir filozoftur, felsefesinin özü tanrinin varligini ispata dayanir bu bir, ikincisi de homo brutalitas degil homo brutalis olacak ve gramer hatali latince tamlama kurmak yerine "düsünen insani acimasiz insana cevirdi" denseydi latince bilgisine vakif olmayanlar da ne demek istendigini anlarlardi, bu da üc.)
    dolayisiyla müsiad her ne kadar kapitalizmin kendisini, seksenlerdeki özal liberalizmiyle keseleri doldurduklarindan, redded(e)mese de bati tipi kapitalizmi yadsimakta ve de yerine model olarak yayinlarinda bir cok kez vurguladigi üzere uzakdogu kalkinma stratejisini koymaktadir. buna göre türkiye de, ayni uzakdogudaki gibi geleneksel degerlerini yitirmeden batidan sadece teknik bilgi alacak "ailevi degerler, orta capli isletmeler ve kar amaci gütmeyen hayir kurumlari" saglam kalacak, hep beraber lay lay lom güzel günlere kosulacakmis. yarar tespitlerinde hayli cüretkar davranarak asya ülkelerinin yukarida sayilan özelliklerinden ve temiz bir devlet yapisina sahip olmalarindan dolayi bu yüzyilda küresel ekonominin merkezine oturacaklarini, bati ekonomisinin ise cökecegini iddia etmektedir. alternatif modellerinde türkiye'de her seyden önce devletin yeniden yapilanmasini savunan müsiad, devletin hemen her seyden elini etegini cekmesini, devlet isletmelerinin hepsinin özellestirilmesini, fakat bunlarin istanbul'daki büyük isletmelere degil, anadolu'daki kücük isletmelere verilmesini önermektedir. ancak isine geldiginde devlete "yatirimlarin tesviki, vergi indirimleri, is piyasasinin liberallestirilmesi" (gene dayanamiyacagim, avrupa pazarina denk bir fiyat ortalamasina sahip bir ülkede 350 ytl asgari ücretle calisanlarin daha nesini liberallestireceksin benim mü'min kardesim, hangi ayette, hangi hadiste var bu?) gibi ödevler yüklemektedir. devaminda müslüman girisimcilere de sorumluluklar yükleyen müsiad, onlarin sadece kendilerinin degil, toplumun da cikarlarini kollamalari gerektigini söylemekte, buradan amerika'yi yeniden kesfedip püritan protestanligina göz kirparak "zenginligin ancak, eger müslüman sermayeyi kendi cikari icin degil, islamin ve toplumun cikarina biriktirirse mesru olabilecegini" savunmaktadir. buna göre zenginlik batidaki gibi bir amac degil, hakiki islami düzenin yaratilmasi icin bir arac olacakmis (benim mü'min kapitalistim, batida da ayni senin düsündügün gibi basladi kalvinistler, ama sonu, belki senin de bir kac kurusunun oldugu isvicre bankalarina cikti.).

    buraya kadar müsiad'in dünya görüsünü kendi savunulariyla özetledim. simdi bir de onu bir de mercek altina alalim, ayarla mikroskobu ugurcugum:
    müsiad, daha dogrusu bu dernegi olusturanlar seksenlerin hizli liberallesmesinin yürü ya kulum dedigi yagiz anadolu delikanlilaridir. bunlarin cogu kücük capli isletmelerle ise baslamislar, kücüklügün getirdigi en büyük avantaj olan esnek yapilari ve anadolu'nun yüzyillardir sunmaktan bikmadigi ucuz emek sayesinde günümüzde isleri hayli büyütmüsler, 98 rakamlariyla 20 milyar $'lik bir üretim hacmine varmislardir. finansman sorunlari özellikle, seksen sonrasi liberallesen türk finans piyasasina giren din kardesleri arap sermayesi ve kombassan örneginde oldugu gibi mümin alamanci paralariyla giderilen anadolu'nun mutaassip kaplanlari, refah partisi ile siyasi düzleme acilan türkiye'deki islamci akimin ekonomik belkemigidir. ekonomik görüsleri yeni muhafazakar iktisadi anlayisin islam soslu ve kalvinizme hafif bandirilmis curcunasindan ibarettir. devlete isine gelmedigi her alanda el cektirmekte, isine geldiginde de onu "is piyasasinin liberallesmesinde" seytan iscileri taslatmakta kullandirmakta, isci haklarindan pek söz etmese de, anlasildigi kadariyla bu alanda ne idügü belirsiz bir müslüman sorumluluguyla yetinmektedir. pek bayildiklari uzakdogu modelinin devlet öncülügünde kurulan yogun emek sömürüsüne dayali bir endüstrilesme hamlesi oldugunu görmezden gelerek kamu isletmelerinin hepsini özellestirilmesini savunmakta, ve gene uzakdogu modeli devletinin toplumun her alanina sizan ceberrut yapisini görmezden gelerek islami hayat tarzini özgürce uygulayabilmek icin dogasi geregi devletin toplumsal yasamdan el cekmesi gerektigini savunmaktadir. kemalizm'i ise sadece ekonomik bir kalkinma programina indirgemekte, onun aslinda türk toplumu icin tarihi bir yön degistirme ve kültürel kabuk atma operasyonu oldugunu, ve bu nedenle de ancien regime'e daha yakin olan anadolu'daki esrafa mesafeli durdugunu gene isine gelmediginden gözardi etmekte, deyim yerindeyse, yeni rejim icin bir vakitler hayirli evlat olup olmadigini sormadan, üvey evlat muammelesi gördügünü iddia etmektedir.

    isin özü: müsiad özal kapitalizmiyle voliyi vurmus genc anadolu burjuvazisinin yasli istanbul burjuvazisine ufaktan rakip olmaya baslamasiyla ortaya cikmis, her toplumsal zümrenin kendini tanimlarken kullandigi görüngülerden kendisine en kolay geleni, bagrindan ciktigi islami toplum yapisini secmis, bunu da yurtdisinda kendi finansmanini saglamakta basariyla kullanmistir. müsiad ayni zamanda kendi tabirleri olan "istanbul burjuvazisi" gibi devlet eliyle degil, tam da olmasi gerektigi gibi kendi kendine gelismis ve gelismeye devam etmekte ve bu yönüyle de avrupa burjuvazisinin olusum süreciyle, belli anakronizmler gözardi edilecek olunursa, büyük paralellikler tasimaktadir. ayni zamanda müsiad'in refah gibi gerektiginde ayagi kaydirilacak bir olusum olmaktan ciktigi, 28 subat sürecinden sonra eski baskanlari yarar'a ertelenen bir yillik bir hapis cezasi verilmesi, ordunun islami yayinlar yapan ve düsünceler yayan isletmelerle artik is yapmayacagini aciklamasi ve yesil sermayeye karsi acilan bir kac ayaklari havada davayla sinirli kalan güdük bir tepkiyle de aciga vurmaktadir. bu iki sermaye birikimcisinden hangisinin ileriki yillarda türk ekonomisine damgasini vuracagi, ayni zamanda türkiye'nin siyasi yönelimini de derinden etkileyecektir. bunca laftan sonra:
    el sual: e, simdi tüsiad'i mi desteklemek lazim gelir, yoksa müsiad'mi caizdir?
    el cevab: iscisin sen, isci kal, giy derim tulumlari...

    dipnot: bu entarinin dokunmasinda, elestiri kismi haric, judith hoffmann'in "aufstieg und wandel des politischen islam in der türkei" (türkiye'de siyasi islamin yükselis ve dönüsümü) adli kumasindan da yararlanilmistir.