aynı isimde "müslüm" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün
1307 entry daha
  • ayla gibi yine bir filmi balon yapmıyorlardır umarım diye düşünerek gittim filme ve evet yapmamışlar. ben çok başarılı buldum filmi. dramı oldukça dengeli, sahneler gerçekçi. dengeli olmasının sebebi de gerçekçi olması muhtemelen. kesinlikle "ajitasyon" yok.

    ben izlerken baya baya malum sahnede o çaresizliği içimde hissettim... ağlayanlardan değilim ama ağlamamak için kendini zor tutanlardanım.
  • ajitasyon kelimesinin anlamını bilmeden sağlı sollu atıp tutanların yorum yapmaması gereken film.
  • dün itibariyle gitmiş olduğum filmdir. müslüm gürses' in acı dolu hayat hikayesi. aralarda onun sesinden de şarkı duymak isterdim. timuçin esen çok iyi bir şekilde bu yükün altından kalkmış, kendisini tebrik ediyorum. ödül alınası bir oyun.
  • olusan bu hype nedir anlamadim. bu da mi moda? yani arabesk ya da sadece müslüm gürses? ortamlarda dinliyorum demek?

    arabeskten nefret ederim. müslüm gürses´in iki sarkisini dinlemisligim var; biri hangimiz sevmedik - ki onu da bes kardes isimli dizide dinlemis cok begenmistim. digeri de nilüfer. kendisine saygim büyük. iyi bir insanmis. cok cekmis. ona ragmen iyi kalabilmis. bu kismi cok önemli. ama yaptigi müzik ve tarzi bana hic hitap etmiyor. hitap etmedigini düsündügüm onca insanin filmine akin akin gitmesi, gidip de ilk kendisi kesfetmiscesine paylasmasina bir anlam veremiyorum. sadece paylasmak da degil. bir sevgi seli olustu adeta.

    illa ki bir yerde bir sey kacirmisimdir. hangi ara, neden bu kadar popüler oldu müslüm gürses ve arabesk; vardir elbet bir sebebi.
  • içini parça pincik eden iyi filmlerden birisidir. bu kadar ağır travmayı yaşayıp ender ayakta durabilen bir sanatçıyı bu denli bağrına basan kitleye alkış tutmayıp zamanında arabeks mi hıh diyen tiplere şaşmamak elde değil..

    (bkz: baba büyüksün)
  • ilk yarısı gerçekten epikti. ikinci yarısı ise nedense klasik bir hollywood filmine bağlamıştı. ilk yarısına on üzerinden dokuz vermek işten bile değil. ikinci yarısı ise timuçin esen’in devam eden iyi performansına rağmen vasattı. bir de muhterem nur rolündeki zerrin tekindor olmamıştı. çok fazla hikayesi olan bir kadın bu kadar silik yansıtılmamalı. yine de izlenmeye değer bir yapım. şiddetle tavsiye ederim.
  • sonunda yurt dışında da gösterilmeye başladığı için bugün benim de bakabildiğim film. özellikle yalnız ve öğle gösterisine gittim ki hiç sağıma soluma bakmadan rahatça filmi hissedebileyim diye.
    baştan sona kadar ağladım. belki son günlerde zaten biraz duygusal olduğumdan mıdır nedir bilmiyorum ama hala etkisinden kurtulamadığım ve devam ağlamak istediğim bir filmdi.

    --- spoiler ---

    müslüm gürses’in kendi sesini dinleyememiz zaten gayet normal. timuçin esen’in sesini duyuyoruz sürekli ve şarkı söylemeye başladığında birden bire sesinin değişmesi saçma olurdu. ayrıca böyle de sanki müslüm babanın yerini kimse alamaz gibi bir hava yarattı. muhterem nur ile tanıştıklarının ilk bir kaç senesi şiddet ve alkolle geçmiş, keşke öyle geçmeseymiş ama eşi onu yine de bırakmamış ve ölümüne kadar beraber kalmışlar. yaşadıklarını ben yaşadaydım heralde yüksek dozdan kenarda köşede bulunurdum. adam yine iyi sadece alkol kullanmış onu da muhterem hanımın koşul koşmasıyla veya yardımıyla bırakabilmiş (şiddet her zaman kötüdür. ama alkol kullanmasını, alkolü her ne kadar kötü bulsam da, anlayabiliyorum. insan bu hayatın acılarına karşı bazen uyuşturmak istiyor kendini. ama kendisi de anlamış ki muhterem hanımı kaybetmemek için bırakmış).

    cümlelerin, kelimelerin özenle seçildiği çok belliydi ve her biri de çok güzeldi. müslüm ile muhteremin konuşmaları ve her şeye rağmen birbirlerine bağlı kalmaları ve ayrılmak yerine sorunları beraber çözmeye çalışmaları da çok etkileyiciydi.
    müslüm gürsesin müslüm baba oluşunu biraz daha iyi anlatabilirlerdi ama sanırım iki saate o kadar ayrıntıyı sığdıramadılar.
    film daha uzun olmalıydı o yüzden bence.

    --- spoiler ---

    sürekli ağladığım için iki saat biraz zor dayandım ama filmin sıkıcılığından veya kötü olmasından değil de, çok aşırı hissettiğim için sanırım. yani eğer çok duygusalsanız yanınınıza bir çok mendil alın ve yanınıza da güvendiğiniz bir kişiyi alın. yanınızda öyle birisinin olması insanı rahatlatıyor çünkü.

    artık filmde geçen şarkıların birisini dinlediğimde aklıma hep o görüntüler gelecek.

    ben kesinlikle tavsiye ederim. ayrıntılar biraz daha fazla olabilirdi ama başka da bir eksiğini görmedim. renk ayarları, kamera açıları, sahneler, hepsi çok güzeldi bence.
  • öncelikle şunu söylemek lazım: tebrik edilesi bir film. bohemian rhapsody gibi bir filmin de vizyonda olduğu şu günlerde belki rhapsody'den daha iyi bir film olmasından ötürü gururlanmak gerek. demek ki, yapabiliyormuşuz.

    öncelikle uzun eleştirisini şuraya bırakayım: tık

    son olarak şunu dile getirmek istiyorum: hollywood, senaryoya o kadar sıkıştı ki artık uyarlama, yeniden yapımdan başka bir şey yapmıyor. bence, türk sineması amerika'nın izinden gidip uyarlama ve yeniden yapımlara dönmeli. özellikle biyografilere dönmeliyiz. müslüm, bence bunun en güzel kanıtı.
  • timuçin esen dışında müslüm gürsesi kimse oynayamazmış. hiç sırıtmadı. şarkıları timuçin esenin söylemesinde de hiç bir problem yok benim için. erkan can, zerrin tekindoru da geçersek diğer oyuncular kanal 7deki sır kapısı tarzı dizilerin kalibresindeydi. senaryo zaten acıklı, malzeme bu yani ne diyebiliriz ki. ama yönetmenin bakış açısı o kadar ucuz ki onu sonuna kadar eleştiririm. hikaye zaten belli ama sokaktan geçen adam gibi anlatmış; olanın üstüne bi yorum katamamış. bir varmış bir yokmuş tadında masal anlatır gibi sahneler. belgesel desen o da değil. trde çok iyi yönetmenler var keşke bu hikaye profesyonellere bırakılsaymış da eşsiz bi senaryoyla modern bakış açılı, her yanından leş gibi dram akmayan, efsaneye yakışır bir film izleseymişiz. gene gittiğime pişman mıyım? hayır.

    bir de; bohemian rhapsody ile kıyaslayanlar lütfen kendinize gelin!
  • babanın hayatı hakkında eksiği olan, fazlası olmayan filmdir.

    bazı yakın tanışlar sayesinde sanat camiasının iç yüzü, sanatçılar, "yapımcı/menajer" denen vampirler hakkında oldukça fazla miktarda bilgi sahibiyim. o nedenle hem muhterem nur hakkında hem baba hakkında hem de sanat camiası hakkında sözlük yazarları tarafından yazılanlar için biraz düzeltme yapmam gerekiyor;

    - eğer muhterem nur olmasa idi, koca müslüm baba evi barkı bile olmadan, bildiğin 5 parasız vefat etmiş bir adam olabilirdi. bunda en ufak bir mübalağa veya ekleme yoktur. bu adamlar sanattan başka bir şey bilmeyen, çok fakir şartlardan gelmiş, para hesabı veya ticaretle en ufak ilgilisi olmayan, tabiri caiz ise neredeyse alkışla yaşayan insanlar. yapımcı, gazinocu, menajer denen vampirlerin para pul işlerinden anlamayan bu kişiler üzerinden nasıl para kazandığını, ne küçük hesaplar yaptığını duysanız inanmazsınız. müslüm'ün kasetleri 1 milyon satarken evi bile yoktu, yapımcı denilen alçaklar levent'te müstakil evlerde otururken. gülhane'de, anadolu'da stadyum dolusu onbinlerce adama konser verirken, koca müslüm gürseslerin eline şimdinin parası ile on bin lira ya verir ya vermezdi bu hainler. ama ne verirlerdi bolcana? konserden önce şişelerce viski, bazen uyuşturucu, şarkıcı uçkuruna düşkünse kadın... konserden sonra kafa nerede olur ki sanatkar para hesabı yapsın. işte o muhterem nur ki, bu yapımcı/menajer/gazinocu tayfasına kök söktürüp "ya bu adama doğru düzgün para verirsiniz ya da buraya çıkmaz" dediği için kimse tarafından sevilmezdi. çünkü kocasının hakkının peşindeydi. kaç defa bu alçaklar muhterem hanım ile baba'nın arasını bozmaya çalışmışlar, kimse bilmez bunları. bu vampirlerden canını iste, para isteme.

    - ve muhterem nur'un dediği gibi, muhterem nur olmasa, müslüm gürses olmazdı. ferdi tayfurlar, orhan gencebaylar, ibrahim tatlısesler hızla kentlileşirken müslüm baba ne yapacaktı? hayatının sonuna kadar anadolu'nun unutulmuş 3 kuruşluk payvonlarında 5 kuruşa şarkı söyleyip 7 kuruşa şarap mı içecekti? muhterem nur (ve filmde muhterem nur ile arası kötü olduğu için adı geçmeyen yunus bülbül) olmasa abartmadan söylüyorum, ersen ve dadaşların ersen dinleten'i gibi karikatürize bir karakterden fazlası olmazdı. "hasret rüzgarları" ile "adını sen koy" ile hangi parayı kazanacaktı bu adam? size yazması kolay, hiç bir sosyal güvencesi, birikimi, gelecek planı olmayan bu adamlar için sahneden indikten sonra nasıl bir hayat var en ufak bir fikriniz yok tabii. parasızlıkla sınanmayan adam bu işler hakkında yorum yapmasın bir zahmet.

    - ve yine, müslüm gürses olmasa idi, muhterem nur'da olmazdı. çok özel bilgiler olduğu için yazmayayım ama müslüm gürses muhterem nur'a filmdeki gibi şartlarda kucak açmadı. muhterem nur, baba'nın yaptığı iyilikleri hayatı boyunca her yerde dile getirmiş ve bir insan başka bir insanı karşılıksız ne kadar severse o kadar sevmişti. müslüm baba bir gecede beş kuruşsuz dımdızlak kalsa bile, tahminim muhterem hanım asla onu bırakmazdı. hikayelerini dinlediğim tanışlar "biz hayatımızda böyle aşk görmedik" derler her fırsatta. film bu açıdan da çok eksik anlatılmış bence. allah her erkeğe muhterem hanım gibi bir kadın nasip etsin.

    yazmak istediğim birkaç nokta daha vardı ama gerek yok, size sadece şunu söylemek isterim; türkiye'de sanat camiasının içyüzünü bilmeden, daha da önemlisi insanların yaşadıklarını bilmeden bazı şeyleri bodoslama eleştirmemek gerekir. kimsenin hayatı kolay değil elbet ama artık herkes anlamış olmalı ki müslüm gürses'in hayatı hiç kolay değildi. sadece 2 saatlik bir film ile özel hayatlar hakkında yorum yapmamakta fayda var.

    edit: benim eylul firtinasi gibi kısa ve net yazamadığım bir çok konuya kendisi #83277962 no'lu entryide değinmiş. okuyunuz, okutunuz.
5 entry daha