şükela:  tümü | bugün
  • her şey ben yaşarken oldu adlı romanın yazarı. şuan roman raflardaki yerini aldı. bütün kitapçılarda ve internetten kitap satış sitelerinde bulabilirsiniz

    tanıtım yazısı :
    "geçmişim, geleceğim içerisinde kazılmış derin bir kuyuydu. bu kuyudan çıkmam için ancak yusuf olmam gerekiyordu. bunu başarabilirsem sonsuzluğu da geçebilirdim. bu andan sonra da imkânsız olarak addedilen ne varsa hepsini mümkün kılabilirdim. ancak biraz daha ölmemem gerekiyordu. işte onun ne sınırı, ne de mümkünâtı vardı."

    hangi deney gerçek aşkı yüreğin hafızasından silebilir ki?

    bir kadın, üç adam… dört ayrı yürek. serap, celal, pars ve doktor.

    kimi aşk, kimi aşk kisvesi altında intikam, kimiyse akıldışı deneylerin objesi olarak yüreğine yerleştirir serap'ı. herkesin bir planı vardır.

    bu romanda iyilerin yüzü kötülüğe, kötülerin yüzü beyaza boyalıdır. bazıları portakal, bazılarıysa kurumuş kan kokar. tüm bu intikam planları sadece serap'ı elde etmek için mi, yoksa serap sadece bir maşa mı? peki, serap bu hikâyenin neresinde?

    celal, aşkı için hayatını tamamen değiştirmiştir; ama bugünü değiştirse de geçmişi ve geçmişin şekillendireceği geleceği değiştirebilir mi? ayın karanlık ve aydınlık yüzü gibi tek bedende iki ayrı hayat yaşayan pars, kişisel hesaplaşmalarında serap'a hangi yüzünü dönecektir? sevdiği kadını bir türlü elde edemeyen doktor, sinsi bir yılan gibi kaç hayatın içine akıtacaktır zehrini? freud mu haklıydı yoksa jung mu? peki gazali bu romanın neresinde?

    mustafa becit'ten hayatın içinden karakterlerle kurulmuş bir olay örgüsünün aksiyon, intikam, aşk, felsefe ve hatta biraz delilik dolu, bir solukta okuyacağınız çarpıcı anlatımı…artık, köpüren hayatın sağanaklarında sancıyan bir namluya şakağınızı uzatma vaktidir…
  • yeni roman yazmış. ilkini -her şey ben yaşarken oldu- okumuş ve beğenmiştim. bekleyip görelim.
  • insan çürümeye başladığında kitabı ile tanıştığım yazar.
    çağdaş yazarları pek okumayan bendenizin kendisi ile tanışmama ve hatta sohbet etmeme vesile olmuş insan çürümeye başladığında zirvesi'ni düzenleyen ekşi sözlük yerli edebiyat kulübü'ne de buradan teşekkürü bir borç bilirim efenim.

    her şeyden evvel çok efendi ve 'dinleyen' bir insan. kitap ile yazarı bağımsız düşünmek lazım evet ama okuduğunuz kitabı yazan kişi ile konuşunca, kafanızdaki soru işaretlerini naif üslubu ile yanıtlaması olumlu bir izlenim bırakıyor.

    kitabı sorguladığı adalet, insanların yabancılaşma duygusu, ana karakterin içinde bulunduğu açmazları, psikolojisini güzel yansıtması açısından oldukça başarılı buldum. sinema sektöründe çalışmış olmasının da bir getirisi olsa gerek; betimlemeleri çok canlı, rauf'un çıktığı merdivenleri, tırabzanlara kadar gözünüzün önüne getirebiliyorsunuz. bence kaleminin en güçlü yönlerinden biri bu.

    kitabın eksik kaldığı yön, birden fazla önemli şeyi bir arada anlatma çabasıydı bana kalırsa. tartışma esnasında özellikle yan karakterler üzerinden yürüdük çünkü ciddi problemleri, farklı hikaye ve kişilikleri olan yan karakterler, bana kalırsa ana karakterin hikayesinden fazla sahne çalıyordu. yan karakterler ilginç olabilirler, hikayelerinin ilgi çekiyor olması da artı bir özellik. fakat kitaptaki her element dramatik açıdan bir amaca hizmet ediyorsa, rol çalmamaları gerekir. derin karakterlerin ilgi çekici hikayelerine 5 sayfa ayrılması, okuyucunun ana karakter ve ana karakterin derdinden uzaklaşmasına ve tekrar ana hikayeye dönüldüğü anda kaybolmuşluk/yarım kalmışlık hissine kapılmasına sebep veriyordu. bu faktör de romanın teknik açıdan yapısını derinden etkileyen ve yazarı amatör gösteren bir unsur-zannımca.

    sohbet esnasında rauf'un çok fazla şey anlatmak istemeyen bir adam olduğunu belirtti ki konuşmak istemeyen bir karakteri anlatmak oldukça zor-kendisinin de söylediği üzere. fakat rauf'un kendiyle baş başa kaldığı, uyku ile uyanıklık arasında gördükleri/düşündükleri ile anlatmak istediğini güzel vermiş. ki bu da kitaptaki artı değerlerden bir tanesi.

    roman yazmak olsa dahi, her işin bir matematiği olduğuna inanırım. evde oturup ilham perilerinin sizi gelip öpmesini bekleyemezsiniz ve pratik "en iyiye" giden yoldur. bu anlamda, kafasında "asıl anlatmak" istediğine diğerlerinden daha çok yoğunlaşması ve sahneleri, olay akışını birbirine bağladığı esnada organik geçişler yapma konusuna daha çok eğilmesi durumunda daha iyi işler çıkaracağını düşünüyorum.

    zirve'de her katılımcıdan teker teker fikir alması, alçakgönüllüğü ve gelişim/eleştiri noktasında açık olması da sempatik bir davranıştı.
    önü açık olur umuyorum.

    not: işbu entry faikhüseyni'nin isteği ve çokça emek verdiği edebiyat kulübünün devamı ve selameti için yazılmıştır. keyifli etkinliklerin daha çok katılımcı ve daha çok yazarla geniş kitlelere ulaşması dileğiyle.