şükela:  tümü | bugün
  • bir arkadasimin istegi uzerine dokunmadan paylasiyorum.

    duydun mu? salak elindeki parayı bilmemkime vermiş’

    ‘neden vermiş parasını?’

    ‘ya adam parayı ver ben işleteyim, sana güzel faiz kazandırayım demiş. bir ay vermiş, iki ay vermiş, üçüncü ay kaybolmuş.’

    ‘ee nolcak şimdi?

    ‘ne olacak, adamın para gitti. herifi bul bulabilirsen’

    bu tarz hikayeleri hepimiz en az bir kere duymuşuzdur. ben de duydum. ve hatta duyduğumda ‘vay gerzek, o kadar para verilir mi, hak etmiş’ diye yargılamıştım.

    ve aynısı başıma geldi…

    bu arada yasal sebeplerden ve haklı iken haksız duruma düşmemek için, sözlerimi ‘yumuşatacağım’.

    kısaca anlatayım:

    bu hikayenin kahramanı ben ve kötü adamı da kendini ‘iş adamı’ olarak lanse eden mustafa coşkuner (isim benzerliği ihtimaline karşı, bu mustafa coşkuner ‘coşkuner limited’in ortağı.

    2009’da babam vefat etti. kaldığımız ev uzakta olduğu için evi sattık, parayı annemle bölüştük. parayı çarçur etmeyip, yatırım fırsatlarında kullanmaya çalışıyorduk. birkaç kere ev aldık sattık, banka faizine yatırdık vesaire…

    böyle devam ederken, güvendiğim bir arkadaşım bir iş adamının başka bir arkadaşının parasını alıp işlettiğini, ihalelere girip bu parayı büyüttüğünü, bu şekilde hem kendisinin kazandığını hem parayı yatırana kazandırdığını anlattı. adam sevdiklerine bu tarz yardım eden, çok başarılı bir iş adamıymış.

    ‘gerçek olamayacak kadar iyi’ diye bir deyim vardır, duymuşsunuzdur. ben de son derece pragmatist bir insan olarak ‘hadi len, bir bok vardır onda’ diyerek uzak durmaya çalıştım. annem ise aksine, ikna olmuş ve parasını bu adama yatırmayı planlıyordu.

    annemi bunu yapmaması için ikna etmeye çalıştım. bana ‘oğlum ben araştırdım, coşkuner soy ismi çok prestijli bir soy isim. senet karşılığında vereceğim bu parayı zaten, borcunu ödemeyip kendi ticari prestijini riske atamaz bu adamlar. en kötü abisinden isteriz, o çok dürüst bir adammış’ diyordu.

    bu ‘prestijli’ iş adamı ile ben de tanışmak istedim. hayalimdeki ‘iş adamı’ profilinden uzak bir görüntü çizen mustafa coşkuner kısa boylu, gömleğinin ilk 3 düğmesini açmış, kendini ‘dini bütün’ olarak tanımlayan bir adamdı.

    görüşmemiz boyunca şirketlerinden, çalıştığı yerlerden, kişilerden bol bol bahsetti. karşısındakini dinliyormuş gibi yapıp dinlemeyen, kendi konuşmasını seven tiplerdendi. özet olarak şunu dedi:

    ‘bu ihaleleri sevdiğim ve güvendiğim kişiler ile yapıyorum. ihalelerden kazandığımız paraları paylaşırız, siz bir nevi yatırımcı gibi olursunuz. eğer olurda ana parayı isterseniz, 3 ay içinde veririm.’

    bu süreçte kendince güven telkin eden kelimeleri (kardeşim, inşallah vs…) bol bol kullanıyordu.

    bunu okurken şu an şunu düşünüyorsunuzdur:

    ‘adamda bir halt olduğu buradan belli oluyor.’

    ama maalesef öyle olmuyor. o an basiretiniz mi bağlanıyor bilmiyorum ama, sonuç olarak ciddi bir meblağı annem ile ortaklaşa mustafa coşkuner’e verdik. ailesinin durumunun iyi olması ve başka kişilerden hakkında iyi referans almam sanırım beni ikna eden faktörlerdendi.

    sonrası tahmin ettiğiniz gibi: birkaç ay söylediği parayı verip, 3 ay sonunda ‘işler biraz kötü, parayı geç versem olur mu, az versem olur mu, birkaç aya düzelecek’ deyip, parayı zamanında vermemeye başladı. o ‘kötü’ dönem hiçbir zaman geçmedi ve annem de ben de ‘biz hata yapmışız, bari ana parayı kurtaralım’ dedik.

    tabi artık çok geçti…

    kasım 2015’te paramızı istedik. 3 ayda ‘kesin’ vereceğini, hatta daha da kısa zamanda vereceğini söyledi.

    bu yazıyı yazdığım tarih 14 ağustos 2016.

    mustafa coşkuner paramızı hala vermedi.

    bu esnada 20 kere yüz yüze görüşüp 100 kere telefonlaştık. her defasında ‘işler kötü, vereceğim’ diyerek oyaladı ve farklı bahaneler ile geldi. bir hikayesinde bankadan kredi alacağını, diğerinde ona borcu olan birinden parayı alıp bize vereceğini söylüyordu.

    hiçbiri gerçekleşmedi…

    aralarda zorla biraz para alabilsek te, ünlü ‘işadamı’ mustafa coşkuner verdiği hiçbir sözü tutmadı.

    kendi paramızı alamamanın zorluğu dışında, kendi paramızla rezil olmak çok gurur kırıcı ve inciticiydi.

    durum sadece bundan ibaret olsa belki bu hikayeyi buraya yazmazdım. ama bu kötü durumun içinde trajik bir hadise her şeyi daha da kötüleştirdi.

    şubat 2016’da ağrıları başlayan anneme mart’ta kanser teşhisi konuldu. bu süreçte mustafa coşkuner’den onlarca kez para istememize rağmen aynı şekilde sözler verip paramızı vermedi. bu dönemde birçok fedakârlık yaparak anneme iyi bir tedavi süreci geçirtmeye çalıştık. ben emeklilik fonumu bozdum, kazandığım parayı biriktirdim, annem bankadan 30.000 tl’lik kredi aldı (ben aldığından sonra öğrendim).

    23 nisan 2016’da annem vefat etti. mustafa coşkuner ‘başın sağ olsun’ diye aradı. ilk başta sesini duymak istemesem de, hala paramız ondaydı ve bu işin peşini bırakmayacaktım.

    ve bu adam paramı halen vermedi.

    bu olay tabi ki beni oldukça strese soktu, üzdü ve yordu.

    fakat çinlilerin bir atasözü vardır bilirsiniz: ‘her kriz bir fırsattır’ diye.

    bu durum hala sürse de, sürecin bana çok büyük fırsatlar yarattığına inanıyorum.

    - öncelikle hayatta çok basit gelen şeylerin aslında o kadar basit olmayacağını gördüm. çok sevdiğiniz birine sarılmak kadar güzel bir basitlikten bahsetmiyorum. biri size ‘sen bana paranı ver, oturduğun yerden ben sana para yağdırayım’ derse, büyük ihtimalle bu işin içinde bir iş vardır.

    - üretmenin önemini öğrendim. tembellik edip havadan kazanç beklemenin ne kadar yanlış olduğunu, asıl güzel olan şeyin bir şeyleri üretmek olup ürettiğin değerlerden kazanç sağlamanın ne kadar değerli olduğunu öğrendim.

    - biri hakkında kim ne kadar referans olursa olsun, kendi araştırmadan & tecrübe etmeden o kişiye önemli şeyler ile güvenilmemesi gerektiğini öğrendim.

    ve daha birçok şey öğrendim.

    bu hikâyeyi yazmamın birçok sebebi var. içimi dökmek, bunu okuyan mustafa’nın biraz utanıp ya da rezil olup paramı vermesi vesaire…

    ama yazmamın asıl sebebi benden daha büyük bir amaca hizmet ediyor:

    başkalarının benzer durumları yaşamasını engellemek.

    gerçek olamayacak kadar güzel durumlarda bir durun ve düşünün.

    bu tarz durumlara benden önce insanlarda düştü. ülkemizde yüzbinlerce ‘mustafa coşkuner’ var; kendini dürüst, haysiyetli, karakterli, prestijli, dindar vs olarak tanıtan. o yüzden bizim görevimiz bu mustafa coşkuner’lerin ütopik hayal tacirliklerinden uzak durup kendimize, ailemize, vatanımıza ve dünyamıza faydalı olmak, bir şeyler üretmek. ürettiğimizden kazandıklarımız ile de canımız ne istiyorsa onu yapmak.

    şu an durum ne diye soruyor olabilirsiniz.

    mustafa coşkuner’in haciz işlemleri başladı. bu hafta da savcılığa ‘nitelikli dolandırıcılık’ suçundan dolayı suç duyurusunda buluyoruz.

    yani o parayı alana kadar ona da, bana da rahat yok.

    ben bu süreçte bu tarz hadiselerin olabildiğince az yaşanması adına yazdığım yazılar ile çektiğim videolar ya da yaptığım konuşmalar ile olabildiğince farkındalık yaratmaya çalışacağım.

    ve mustafa coşkuner’i rezil etmeye.

    umarım bu yazının birilerine faydası olur.

    umarım ülkemize ‘mustafa coşkuner’lerin sayısı gittikçe azalır.

    çok da azalacağa benzemiyor ya…

    dip not: bugün 6 eylül ve ben mustafa coşkuner’in özel turla hacca gittiğini öğrendim. iyi yanında bakarsak, benim paramla gitmiş olarak görüyorum, o yüzden sevap bana yazılıyor. bu konu hakkında bir şiir ile bitirmek istiyorum.

    ‘sen bir kere değil, bin kere hacca gitsen senin ne faydana.

    yemişsin kulun hakkını, iner mi tependen o yafta?’