şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: hayri küçükdeniz)

    tgrt belgesellerinde kendisini sıklıkla dinlediğimiz sesti.
    kendi ağzından hayatı ve ailesi

    http://www.diyanetdergi.com/…s/2017/kasim/hayri.mp3

    dergide bulunanlar:

    ömür uzun ve meşakkatli bir yoldur. kimine göre dolu dolu kimine göre ise hoyratça… bu ayki söyleşimizde hayatının her mihenk taşını inanç ve tevazu ile örmeye çalışan kıymetli ses, kıymetli insan hayri küçükdeniz’in gönül hanesine misafir olduk.

    efendim; hayri küçükdeniz ismini internetten sorgulattığımızda pek çok bilgiye ulaşabiliyoruz. ama bunların dışında sizi size sormak isteriz. bize kendinizi nasıl anlatırsınız?

    “sizi size sormak isteriz…” dediniz. ben kendimi nasıl anlatabilirim? yani “hiç” nasıl anlatılır ki? bir deneyeyim o zaman kendimi anlatmayı…

    merhaba. ben, hayri küçükdeniz. tam ismim mustafa hayri küçükdeniz. ama küçüklükten beri hayri diye anıldığım için hep hayri küçükdeniz dendi. 1947 yılının kasım ayında samatya’da dünyaya gelmişim. çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım orada geçti. babam hasan küçükdeniz, cerrahpaşa’daki davutpaşa camii’nde müezzindi. annem sabriye küçükdeniz; güzel, mütedeyyin bir hanımefendi idi. ikisi de rahmet-i rahmana kavuştular. allah gani gani rahmet eylesin… ilkokulu mehmet akif ilkokulunda, ortaokulu davutpaşa ortaokulunda okudum. lisenin ilk yılını pertevniyal lisesinde okudum. daha sonra ikametgâhımız değiştiği için yakın olması hasebiyle bakırköy lisesinde liseyi tamamladım. sonra istanbul üniversitesi iktisat fakültesi işletme-maliye bölümünü bitirdim. o arada gazetecilik bölümünde de iki yıl eğitim aldım. ama o bölümü bitirmedim.

    tahsil hayatımdan hemen sonra askere gittim. askerlik dönüşü mesleğimle ilgili hesap uzmanlığı, maliye müfettişliği gibi imtihanlara hazırlanırken rahmetli annem istanbul radyosunda “spiker alınacak.” diye bir anons duymuş. “oğlum bir git, gör bakalım.” dedi. ben de onu kırmadım. aslına bakarsanız bu alanda bir yeteneğim olduğunu düşünmüyordum. daha ziyade şarkı sesine karşı bir hevesim vardı küçük yaşlarda. annemle birlikte ilahiler söylerdik. sonra trt’deki imtihanı kazandım. allah’ın izniyle kader çizgim o tarafa doğru meyletti. orada göreve başladım ve on beş sene kadar çalıştım. oradaki memuriyetimin sonlarına doğru dublaj hayatına atıldım. senelerim dublaj ile geçti. çok değişik seslendirmeler yaptım. filmler, belgeseller, reklamlar, tanıtımlar, şiirler… şu an aklıma gelmeyen bir sürü seslendirme yaptım allah’ın izniyle. sonra öyle bir dönem geldi ki artık o piyasadan uzaklaşmaya ve mümkün olduğu kadar ibadet ü taatle ilgilenmeye karar verdim. dünyaya gelmemizdeki gaye de o değil mi? cenab-ı hakk’a kul olabilmek... hayatımın sonuna kadar da allah’a kulluk yolunda gayret sarf etmeye çalışacağım. eksik, nakıs çok hâllerim vardı, yine var. anneme-babama faydalı iyi bir evlat olmaya çalıştım. onların vefatlarından sonra amel defterlerine sadaka-i cariye hükmünde sevaplar yazılmasını çok arzu ettim, ediyorum da. amma velakin neden anne-babam hayatta iken onlara çok daha fazla hizmet edip onların rızalarını tahsil etme babında çalışmadım, düşündükçe ona pişmanlık duyuyorum. allah rahmet eylesin.

    pek çok seslendirmeniz, dublaj ile ilgili çalışmalarınız ve kültürel faaliyetleriniz oldu. bu noktada şunu sormak isterim. sizin gönül telinize hangi duygu ve heyecan dokunur da bu kelimeler cümle olarak sesinizde renk bulur?

    duygusal bir insanım. bazen çok katı, sert, taş gibi kaba saba; bazen de yumuşak, pamuk gibiyim. duygu dolu, ibretli görüntüler gönül telimi her zaman titretmiştir. mesela yakınını amansız bir hastalıktan kaybeden birisinin dublajını yaparken sanki o kişi benmişim, o acıları, o duyguları ben yaşamışım gibi onun için hüzünlendiğimi hatta ağladığımı hatırlarım. ya da annesini görmemiş, anne hasretiyle yanan bir çocuğun kelimelere yansıyan duyguları beni de çok hislendirmiştir. burnumun direğinin sızladığını hissetmişimdir. sanki o annesizliği, anneye özlemi ben kendim yaşamışım, yaşıyormuşum gibi hissedip öyle seslendirmişimdir. tabii ben böyle duygularımı anlatırken acaba dışarıya yansıtabilmiş miyim, dinleyenler mısralarda o duyguları hissetmişler midir bilemiyorum? zaten duygu ve heyecan olursa ancak bir tat oluyor seslendirmelerde. yoksa hiçbir duygu katmadan, güzel sesle, güzel türkçe ile konuşmak sadece işin bir kısmı. esas kısmı o duyguyu kulaktan gönle indirebilmek.

    efendim; çalışma hayatınızda, mahalle ortamında ve insanlarla olan iletişiminizde seslendirme, dublaj ve diksiyon ne gibi etkiler oluşturur?

    ben aslında biraz asosyal bir kişiyim. hayatım toplumun içinde, şehrin göbeğinde geçti ama ben kendimi yalnız hissetmişimdir hep. fazla bir arkadaş çevrem de olmadı. çevremde konuşan biri değil de susan, dinleyen biri olarak tanınırım. ama allah vergisi bir sesim var, bir de diksiyonum. onlar da her şey gibi fâni elbette. herhangi bir eğitim almadım. dublaj konusunda tecrübem var. her şey bir tecrübe, hayat da bir tecrübe. istanbul doğumlu olup güzel türkçe konuşan bir ailede yetişmiş olmanın artıları da var mutlaka.

    insanlarla olan münasebetlerimde sima olarak, resim olarak pek görünmediğim; görünmek istemediğim için insanların sadece sesime aşinalıkları var. çünkü sesi saklayamıyorsunuz. herhangi bir yerde, bir alışverişte, bir hastanede, bir bankada, nerede olursa böyle bire bir konuşmalarda tabii aşina olanlar, ilgisi olanlar, sese karşı hassas olanlar hemen anlıyorlar ve sorular sormaya başlıyorlar. “biz sizi bir yerlerde duyduk, dinledik.” diyenler çok çıkıyor. hâlâ da öyle. yani yaşlanmama rağmen, deforme olmasına rağmen sesim.

    yaptığım işlerin, seslendirmelerin maddi karşılığını alıyorum. çünkü geçimimi bundan sağlıyorum. allah’a şükürler olsun 70 yıllık ömrümde cenab-ı hak bana hep lütfetti, kerem etti. maddi-manevi çok ihsanlarda bulundu. şükründen acizim, hamdinden acizim. hamt o'na mahsus.

    hayri bey; seslendirmelerinizde “beni bam telimden vurdu” diyebileceğiniz bir şiir, bir yazı veya bir eser tınısı var mı?

    tabii ki. senelerce seslendirmelerle, dublajlarla uğraştım. ama insan olabilmenin, allah’a kul olabilmenin gayreti ve duygusu beni her zaman etkilemiştir. yani konusu öyle olan seslendirmelerde duygulandığımı hatırlarım. hâlâ da o duygular içimdedir. küçüklüğümde bu duyguları yaşarken: ya rabbi; ben ihtiyarlarsam, bana ömür verirsen; kalbimi, gönlümü taş gibi yapma. bu duygularımı o zaman da hissedeyim, gözlerim yaşarsın, gönlüm heyecana gelsin diye dua ederdim. hamdüsenalar olsun hâlâ bu yaşımda çok duygulandığım demler oluyor.

    mesela: “yâdında mı o demler ki sen ağlardın gülerdi âlem / öyle ömür sür ki mevtin sana olsun hande, halka matem.” dizeleri geldi aklıma. yani doğduğunda bebeğin ağlaması sağlık işaretidir, herkes “bebeğimiz oldu, ne güzel, sağlıklı.” der ve güler. ama öyle de bir ömür geçir ki ölüm geldiğinde, yakîn sana eriştiğinde insanlar seni hayırla yâd etsinler, duygulanıp arkadan dua edebilsinler. ne katı, ne duygusuz, zalim bir insandı demesinler.

    peki, hayri küçükdeniz’in sınırlı dünya hayatında arzu ettiği konular ve hedefleri nelerdir?

    bütün hedefimiz allah’a güzel bir kul olabilmek. bu cihandan giderken sonsuz âleme, ahiretimizi kazanmak. hepimiz bir işle uğraşıyoruz. ben seslendiriyorum, siz yazıyorsunuz, öbürü bir şeyler satıyor, bir başkası hizmet sektöründe çalışıyor. amma velakin dünyaya gelmedeki asıl maksadımız allah’ı tanımak, o’na kul olmak, o’nun rızasına erebilmek. son nefeste bu iman ile ki o imanı da salih amellerle süslemiş olarak cenab-ı hakk’a vasıl olabilmek. asıl gayretin bu yönde olması gerekir diye düşündüm, düşünüyorum, hep de düşüneceğim. müminin gıyabında bir mümin kardeşine duası makbul olan dualardandır denir. çünkü ben sizin ağzınızla bir günah işlemedim, gıybet yapmadım… sizin ağzınız benim için dua ederse ya da benim ağzım sizin için dua ederse inşallah makbul olur. her zaman beni tanıyanlardan, sevenlerden dualarını niyaz ediyorum. bütün gayretim odur. maddi olarak bir beklentim yok çünkü cenab-ı hak zaten bana verdi de verdi. allah onun hesabını verebilmeyi de nasip etsin. bana da sizlere de…

    efendim; kalemin gücü cümleleri, sesin gücü ise kelamı maharetli kılar... buradan yola çıkarak son cümlelerinizi de almak isterim...

    ne diyeyim? güler geçerim.

    bir zamanlar güzel bir iş gelmişti. benden cevap bekliyorlardı. gittim bir akşamüzeri, bir yerlerde toplanmışlardı. dedim ki: “kusuruma bakmayın ben o seslendirmeyi yapamayacağım.” “şöyle bir işim var, zamanım az.” dedim. karşımdaki zat bana güldü ve omuzuma şöyle dokundu. “tamam, hayri bey, olur.” dedi. “eyvallah.” “ama” dedi. ama deyince durdum şöyle bir, “ama şunu unutmayalım.” dedi. “mekânın ve zamanın sahibi allah…” allah’ım! birdenbire sarsıldım. o sarsıntıyı hâlâ hissederim. “ben ne yaptım.” dedim kendi kendime. zamanın ve mekânın sahibi allah, her şeyin sahibi…

    son cümleler de ilk cümleler gibi. cenab-ı hakk’a iltica, niyaz, dua babında. hani efendimizin (s.a.s.) aişe validemize öğrettiği gibi: “ya rabbi; sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affeyle.” beni de affeyle. hepimiz için de aynı duygularla, aynı af talebiyle bu cümleleri söylerim. eyvallah.