şükela:  tümü | bugün
12261 entry daha
  • söylev'ini sadeleştirilmiş ve türkçeleştirilmiş olarak irdeleyerek, üzerinde düşünerek anlamaya çalışılması gereken deha.

    kendisinden nefret eden biriyle hiç münakaşa etmeden:

    "yalvarırım güzel dostum, gel beraber nefret edelim ama ne olur şu düşüncelerini ve ideallerini ele alalım ve x kişisi söylemiş diyelim, doğru mu yanlış mı üzerinde kafa patlatalım. yanlışsa niye yanlış, doğruysa niye doğru konuşalım." dedim.

    arkadaş gerçekten yumuşadı ve bakış açısı değişti. sanırım zaten atam da böyle yapmamızı isterdi. sonuçta " beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir." diyen de kendisi değil midir? allah nasip ederse ben de aynısını çocuklarıma, yaşlanmaya nail olursam gençlere söyleyeceğim.
  • ona demişler ki; toprağını bize sat, burayı güzel bir bahçe yapalım sen de buraya dolgun bir maaşla bahçıvan ol. o ise "ben toprağımı kendim sürer, kendim eker ve kendim biçerim" demiş. yeri gelmiş tarlada sabahlamış, yeri gelmiş yorgunluktan ayakta uyumuş, yeri gelmiş soğan ekmek yemiştir ama yine de ata toprağını başkasına yar etmemiştir.

    ona demişler ki; gel bu toprağı bize ver, buraya bilmem kaç katlı bir apartman yapalım sana da 3-5 daire verelim. o ise atadan kalan toprağını çakal müteahhitlere vermemiş, iyisiyle kötüsüyle üzerine bir ev dikmiştir. yaparken yorulmuştur evet, belki ömründen 30 seneyi yemiştir bu evi yaparken ama kimseye muhtaç olmadan başı dik bir şekilde kendi evini oraya dikmiş, yorulsa da içinde üşüse de en azından huzurla ömrünü o evde tamamlamış, çocuklarına da başlarını sokacak bir yuva bırakmıştır.

    yaptığı işi böyle realistik örneklerle anlatalım ki neden bizden bir tane daha ulu önder gazi mustafa kemal atatürk çıkmayacağını iyi anlayalım. hadi itiraf edin çoğumuz "lan dededen kalan şu tarla imara açılsa da müteahhite verip köşe olsak" diye düşünen tipler değil miyiz? çoğumuzun ailesi ata toprağı mühimdir, dağılıp ele güne gitmesin demek yerine malları nasıl bölüşürüz kavgası etmiyor mu? şimdi özel mülkiyet ayrı vatan millet ayrı diyeceksiniz ama pek inandırıcı gelmiyor, dedesinden veya anasından babasından kalan toprağı para için rahat rahat satan adam uygun meblağ ve güvence verildiğinde hiç tanımadığı insanlardan bize miras kalan bu vatanı gözü kapalı satar. çoğumuzun bir satılma bedeli var yani buna emin olun, kimse edebiyat yapmasın bana ben şöyle satmam böyle satmam diye. milyon dolarları ve tüm sülaleniz için abd pasaportunu önünüze koydular mı "lan ben mi kurtarıcam vatanı sanki, en güzeli kendimi kurtarmak" diyerek gelen teklifi kabul edersiniz, ederiz. insani bir şey bu kimseyi aşağılamak için demiyorum bunları, atatürk'ün yaptığının ne kadar insanüstü bir şey olduğunu anlatmak için diyorum.

    sen ben "lan şimdi yazıyoruz ama fetoden tutuklanmayalım sonra" diye düşünüyoruz ya mesela, adamın ölüm fermanı gönderilmiş arkasından siz neyden bahsediyorsunuz ya. kelle koltukta deyimi tam olarak bunu anlatıyor işte. düşün bak adam milli mücadelenin kumandanı, adamın elinin altında koca bir halk var ve adamın anası evinde aç, paraya ihtiyaçları var ve bu durumda bilebdiyor ki evdeki halıları satsınlar. istese bütün evi parayla doldurabilecek bir gücü varken diyor bunu. hangimiz bu kadar vazgeçebilirdik ki hayatlarımızdan, zevklerimizden, ailemizden, hırslarımızdan, hayallerimizden? bence hiçbirimiz bu kadar fedakar olamazdık. zaten bu yüzden bir daha bu ülkeden bir mustafa kemal daha çıkmayacak.

    ve açıkçası mustafa kemal atatürk gibi olamadıktan, yani en azından onun gibi olmaya çalışmadıktan sonra yapılan her şey bana şov gibi geliyor. yani 10 kasım'da profil fotolarinizi atatürk yapıyorsunuz, buraya minnettariz entryleri giriyorsunuz, büyük firmalar reklam filmleri cekiyor, o 8 i yatırıp sonsuz işareti yapıyorsunuz, anıtkabir'e gidiyorsunuz falan iyi güzel ama konu atatürk gibi davranmaya gelince kimse piyasada yok. bence o beni hatırlayınız derken bu yaptıklarımızı değil de yapmadığımızı kastetmisti, yani onun fiziki varlığını değil zihinsel varlığını hatırlamamızı istemişti.

    bir çok isteğini yerine getiremediğimiz gibi bunu da yerine getiremedik paşam, başımız senin karşında eğik, affet.