şükela:  tümü | bugün
  • 1881 yilinda dogdu.
    7 yasinda yetim kaldi.
    8 yalinda okuldan alindi ve koyde yasamaya basladi.
    17 yasinda istedigi bolumu kazanmak icin gerekli notu alamadi.
    24 yasinda tutuklandi, defalarca sorguya cekildi ve 2 ay bir hucrede hapis yatti.
    25 yasinda surgune gonderildi.
    30 yasinda baska sehirleri dusman isgalinden kurtarmaya calisirken, dogdugu sehir dusmanlarin eline gecti.
    37 yasinda komutan olarak atandigi ordu dagitildi.
    37 yasinda bobrek hastaligindan 2 ay yalniz basina yatti.
    38 yasinda savunma bakani tarafindan gorevine son verildi.
    38 yasinda hakkinda tutuklama karari cikarildi.
    39 yasinda olum cezasina carptirildi.
    sonra ne mi oldu?
    ordu mufettısı .
    kongre reısı .
    meclıs baskanı .
    baskomutan .
    gazı .
    cumhurbaskanı .
    basogretmen .
    bır aydın , bır lıder .
    'vazifeye atilmak icin , icinde bulundugun durumun imkân ve seraitini dusunmeyeceksin.'
    mustafa kemal ataturk..
  • dünyaya gelmiş en önemli insanlardan birisidir, taraflı baktığım zaman en önemlisi.

    bağnazlığa karşı açtığı savaş, emperyalizme karşı yaptığından çok daha büyük ve değerliydi.
    bugün çizdiği yoldan her çıkışımızda burnumuzun hatta gırtlağımızın boka battığı gerçeği ile yüzleşmekteyiz.

    2015 yılında dünyada din uğruna yapılan gerizekalıca hareketleri gördüğümüzde 1920'lerde neleri başardığına bakarak, dehasına hayran olmamak elde değildir.

    minnetlerimi sunduğum insan.
  • 3 yıllık sözlük kariyerimde trollük yapmadığım ve trollüğe alet etmediğim tek insan olan efsanevi lider. öl deseydi ölürdüm öldür deseydi öldürürdüm kendisi ve devrimleri için.
  • fon müziği: http://www.youtube.com/…dgqyidsoawhkrme3mtlodp_cyas

    1* tarihin her döneminde milletin kaderine etki eden kahramanlar vardır. metehan, babası teoman tarafından dışlanmıştı ve teoman ikinci eşinden olma çocuğunu tahta geçirmek için çabalamıştı. ama metehan bu oyunu bozdu, babasının kendisini ölüme yolladığını farkederek isyan etti. üstün geldi. ve türk tarihini yeniden yazdı.

    2*alparslan kendi ordusundan çok daha güçlü bir orduyla malazgirt'te karşı karşıya geldi. asker umutsuzdu. alparslan kefenini giydi, askeri ateşledi ve üstün zekasıyla savaşı kazandı. bizans 50 yıl kaybetti.

    3* fatih sultan mehmet, çocuk denecek yaşta tahta çıktı. o, imparatorluğun gördüğü en entellektüel ve başarılı devlet adamıydı. istanbul'u alarak hem islam dünyasına hem de hristiyan dünyasına yeni bir çağ kapısı açtı. feodal düzeni bitiren savaş teknolojisi geliştirdi. 9 dili konuşuyordu. resimin put sayıldığı islam kültüründen çıkmasına rağmen ünlü italyan ressam gentile bellini'ye portresini çizdirdi. devleti kanunlarla yönetilen bir tür küresel güç haline getirdi. okyanusların ötesine merak saldı, haritacılığa meraklıydı. avrupadaki sanatsal gelişmeleri yakından takip ediyordu. homeros'un ilyada destanını türkçeye çevirtti, okudu. istanbul'un fethinin ardından tüm dinlerin insanlarına eşit mesafeyle yaklaştı. öyle ki, bizans döneminde istanbul'dan kaçan entellektüeller fetihten sonra oluşan özgürlük ortamı yüzünden geri döndü. papa sultan mehmet'i hayretle izliyordu. ondan öyle etkilenmişti ki, hristiyanlığa davet etti. avrupa ona hem hayrandı, hem de ondan korkuyordu. gözü roma'daydı. italya'ya sefer düzenlemişti, fakat tamamlayamadan öldü. roma'da bir hafta boyunca çanlar çaldı. onun döneminde avrupa gözünde çizilen imaj öyleydi ki, bu ortamdan etkilenen kristof kolomp ondan sonra tahta geçen 2. beyazıt'tan okyanus ötesine gitmek için gemi istedi. da vinci haliç için köprü tasarladı.

    4* 2. abdülhamit... osmanlı imparatorluğu'nun en zor dönemlerinde tahta çıktı. padişahların 10 sene iktidarda kalamadığı, kiminin darbe ile tahttan indirildiği kimininse komplolar ile öldürüldüğü dönemde 33 yıl tahtta kaldı. önce ingilizlerle, sonra almanlarla ittifak yaparak reel-politik metodunun sağlam bir kullanıcısı oldu. ünlü alman lideri bismarck tarafından hayranlıkla takip edildi.

    5* ve mustafa kemal atatürk... fakat atatürk'e geçmeden önce osmanlı'nın geldiği noktayı özetleyen bir kaç done paylaşmak istiyorum. osmanlı devletinin 13-16yy arasında oluşturduğu devlet sistemi yeni çağa ayak uyduramıyordu. sistemin yenilenmesi ve revize edilmesi şarttı. fakat osmanlı devleti bu gerçeği göremedi. büyük toprakları elinde tutmasına karşın osmanlı içten içe çürüyordu. 1683 2. viyana kuşatmasında 150 bin kişilik orduyla viyana kapılarına dayanan ordu, büyük bir bozguna uğradı.

    6* tam 14 sene sonra 2. mustafa saltanatında sefere çıkan ordu, 1697'de zenta savaşı'nda almanlar karşısında büyük bir hezimet yaşadı. devletin önde gelen paşalarından çoğu öldü. 30 bin asker şehit oldu. osmanlı topları ve hazinesi düşman eline geçti. sultan hayatını zor kurtardı. buna karşın sadece 300 alman askeri öldürülmüştü. sultan 2. mustafa bu mağlubiyetten sonra saraya kapandı ve zevk hayatına daldı. iki sene sonra ünlü karlofça anlaşması imzalandı.

    7* 3. ahmet döneminde yaşanan osmanlı-avusturya&venedik savaşları kaybedildi. belgrad düştü. düşman osmanlı'nın kazandığı toprakları geri alıyordu. 1. mahmut döneminde fırsattan istifade eden iran osmanlı devletine saldırdı. patrona halil isyanı yaşandı. 1. mahmut devletin düştüğü durumun farkına vardı. ıslahat çalışmalarına başladı. 1. abdülhamit döneminde kırım rusların eline geçti. asırlardır türk-islam diyarı kırım da düşmüştü. ruslar osmanlıya bağlı özi kalesini ele geçirdi ve 25bin türkü katletti. haberi alan sultan felç geçirdi ve kederinden öldü.

    8* tahta geçen 3. selim orduda yenilik istiyordu. esasında orduda yenilik düşüncesi yüz sene önce genç osman tarafından düşünülmüştü fakat yeniçeri bu haberi aldığında genç osmanı ortadan kaldırmıştı. plan tam yüz yıl boyunca gerçekleştirilememişti. 3. selim nizam-ı cedit adında ordu kurdu. kabakçı mustafa isimli ağa etrafında örgütlenen ordu isyana kalkıştı. 3. selim tahttan indirildi. yerine 4. mustafa geçti. fakat 3. selim'in taraftarları onu tekrar tahta geçirmek için plan kurdu. alemdar mustafa paşa istanbul'a geldi. haberi alan sultan, devrik sultan 3. selim'i boğdurdu. osmanlı hanedanında geriye padişah olabilecek sadece tek kişi kalmıştı: şehzade mahmut...

    9* alemdar mustafa paşa istanbul'a varıp 3. selimin öldüğü haberini alınca şehzade mahmut'u tahta geçirmek için hazırlandı. bu esnada 4. mustafa mahmut'un ölüm emrini vermişti. mahmut 23 yaşındaydı. bir harem görevlisi kadın tarafından çatıya kaçırılıp kuşaklarla arka bahçeye sarkıtıldı. zaman kazanan alemdar mustafa paşa mahmut'u kurtarıp 4. mustafa'yı hapsetti. böylece şehzade mahmut padişah oldu.

    10* 2. mahmut tahta geçer geçmez 3. selim'in yolundan giderek sekban-ı cedit ordusunu kurdu. yeniçeri ayaklandı. alemdar mustafa paşa öldürüldü. daha sonra 2. mahmut yeniçeri ocağını kanlı bir baskınla ortadan kaldırdı. taht kavgalarını fırsat bilen ingilizler yunanlıları, ruslar ise sırpları kışkırtarak isyan başlattı. isyanın bastırılması için mısır valisi kavalalı mehmet ali paşa'dan yardım talep edildi. mehmet ali paşa yardım karşılığında bazı valilikler istedi. daha sonra yardıma koşan kavalalı mehmet ali paşa'ya verilen sözler tutulmadı ve osmanlı valisi, osmanlı'ya savaş ilan etti. konya'ya kadar geldi. konya'da yapılan savaşta sadrazam esir alındı. 2. mahmut kendi valisini durdurmak için ruslar'dan yardım talep etti. ruslar güçlü mehmet ali paşa'nın saltanatı ele geçirmesi ve osmanlı'nın yeniden şahlanmasından çekindi. bu sebeple güçsüz osmanlı hanedanına yardım etmeyi kabul etti. 15 bin kişilik rus ordusu osmanlı devletine yardım için istanbul'a yerleşti. kavalalı korkusu sayesinde osmanlı ile rusların arasında ittifak oluştu. bu durum fransa ve ingiltere'yi kıllandırmıştı. kavalalı ise barış yapsa da osmanlı devletine vergisini eksik veriyordu, tekrar savaş oldu, osmanlı devleti kendi valisine bir kez daha yenildi.

    11* yunanistan'da isyan çıkaran ingilizler daha sonra navarin'de osmanlı donanmasını yaktı. bu durum karşısında ingilizlerle sürtüşmek istemeyen sultan ve ingilizlerle arası çok iyi olan sadrazam mustafa reşit paşa 1838'de ingilizlerle balta limanı anlaşması imzaladı. osmanlı devleti büyük ticari imtiyazlar vermişti. daha sonra tahta geçen abdülmecit'e de sadrazamlık yapan mustafa reşit paşa, 16 yaşında olan sultan'a tanzimat fermanını dayatmıştı. osmanlı'nın tüm bu "demokratikleşme" çabaları august comte tarafından taktirle karşılanıyor fakat yeterli bulunmuyordu. comte mustafa reşit paşa'ya "daha ileri adımlar atması gerekiyor" diyordu. mustafa reşit paşa tam bir kuklaydı.

    12* tanzimat fermanı ile padişah pasifize ediliyordu. çünkü amaç fevri kararlar alma ve uygulama yetkisine sahip padişahı pasifize ederek işbirlikçi sadrazam ve paşalarla osmanlı devletini idare etmekti. sultan istediği kararı almakta özgürdü, istediği ülkeye istediği an savaş açabiliyordu, kontrol altına alınması zordu. bu nedenle sultanların yerine paşaların dönemi başlamalıydı. tanzimat fermanı amaca çare olacak bir çok hüküm içeriyordu.

    13* sultan tavizler vererek sorunları çözebileceğini düşünüyordu. üstelik sadrazam ingilizlerin oyuncağı olan mustafa reşit paşaydı. ingilizler kavalalı isyanı için osmanlı'ya yardım eli uzatıyordu fakat karşılığında yeni tavizler istiyordu. 1849'da yeni tavizler verildi. bunun üzerine ruslar kırım'a saldırdı. ingiliz ve fransızlar osmanlı'ya yardım etti. kırım savaşını osmanlı kazandı. fakat savaşı osmanlı kazansa da ingiliz ve fransızların yardımıyla kazanılmıştı. bunun için yapılacak barış konferasından önce yeni tavizler dayatıldı. 1856'da ıslahat fermanı imzalandı. bir ay sonra paris barış konferansı yapıldı. savaşı osmanlı kazansa da ruslar daha avantajlı ayrıldılar. bunun karşılığında osmanlı verdiği tavizler nedeniyle artık batılı bir ülke olarak kabul edilecekti. osmanlı bir nevi avrupa birliği üyesi olmuştu.

    14* tavizler veriliyor, savaşlar yapılıyor fakat işler düzelmiyordu. devletin kurtulması için batı tarafından dayatılan her reçete kabul edilse de, osmanlı'da işler düzelmiyordu. üstelik devlet kademesinde bu verilen tavizlerden hoşnut olmayanlar abdülaziz'i tahta çıkarmak için darbe girişiminde bulunuyordu. ingilizlerse sultan ve sadrazamdan memnundu. sultan'ın zorda kalmasını istemedikleri için osmanlı devletine borç vermeyi önerdiler. böylece osmanlı devleti tarihindeki ilk dış borcu alıyordu.

    15* abdülmecit'in ölümü ile tahta çıkan abdülaziz batı ile uyum içinde olmaya gayret gösterse de osmanlı devletinin hemen her bölgesinde isyanlar çıkıyordu. batı ile ilişkilerini iyileştiren osmanlı bu tavır karşısında ruslarla bozuşuyordu. balkanlarda büyük bir isyan çıkmıştı. abdülaziz yeterince taviz veremiyordu. yaşanan olaylar karşısında abdülaziz'e darbe yapıldı. tahta 5. murat geçirildi. kendisi masondu. fakat aklını yitirmişti. bu nedenle tahttan indirildi. yerine genç abdülhamit geçti. 2. abdülhamit tahta geçer geçmez kendisini tahta çıkaran mithat paşa'yı sadrazamlığa getirdi. ve kısa süre sonra duyuni umumiye idaresi kuruldu. böylece osmanlı hazinesi özelleştirildi. idare batılı ülkelerin eline geçti. koca osmanlının ağzına kadar doldurduğu idareyi artık yabancılar idare ediyordu. genç abdülhamit taviz konusunda yetenekliydi. kısa süre sonra 1876'da ilk osmanlı anayasası kabul edildi. böylece padişah'ın yetkileri iyice azaltıldı. meclis kuruldu. ingilizlerle yürütülen ittifak karşısında rusların beklediği ıslahatlar yapılmayınca ruslar osmanlı'ya savaş ilan etti. abdülhamit devlet politikalarına karışmak ve söz sahibi olmak istese de paşalar diretti. savaş başladı. osmanlı ağır bir mağlubiyet aldı. abdülhamit çok öfkelenmişti. derhal meclisi kapattı ve sadrazamı sürgüne gönderdi. idareyi ele alma zamanı gelmişti. abdülhamit devletin savaşlarda kaybettiklerinin farkındaydı. bu nedenle toprakları elde tutma ve diplomatik siyaset gütmeyi hedefliyordu.

    16* abdülahmit tavizlerle yola gelmeyi reddedince yeniden isyanlar çıktı. isyanlara karşı olarak geniş bir polis teşkilatı kuruldu. nizamın sağlanması için sert tedbirler alındı. isyanlar bastırıldı. bu durum abdülhamit'in diktatör olarak anılmasına sebep oldu. abdülhamit oynanan oyunun farkındaydı.

    --- spoiler ---

    düvel-i muazzama bu meclisin açılmasını demokrasi ve insan hakları için değil, kendi adamları olan milletvekilleri eliyle iç idareye daha rahat karışabilmek için istedi
    --- spoiler ---

    diyordu. batıyı karşısına alan abdülhamit'in tahttan indirilmesi ve 5. murat'ın tahta çıkarılması, sürgün edilen ingiliz kuklası mithat paşa'nın sadrazam olması için darbe düzenlendi. darbe başarısız olunca abdülhamit ülkeyi istibdat dönemine soktu. kuş uçurtulmuyordu. darbe girişimi sonuçsuz kalınca istibdat'tan bıkan muhalifler ittihat ve terakki cemiyeti ile siyasi rekabete başladılar. askeri ayaklanma neticesinde abdülhamit meclisi yeniden açmak zorunda kaldı. daha sonra 31 mart ayaklanması gerçekleşti. 2. abdülhamit tahttan indirildi.

    17* 2. abdülhamit'in tahttan indirilişiyle devlet çözüldü. iktidar sultan 5. mehmet'e değil, ittihat ve terakki cemiyetine kaymıştı. enver paşa liderliğindeki cemiyet devleti tekrardan diriltmek için maceraya atıldılar ve dünya savaşına almanların yanında girdiler. ingilizler osmanlı topraklarında bulunan petrol rezervlerinden haberdar olduğu için bu topraklara gözünü dikmişti. zira dünyadaki bilinen petrol rezervlerinin %60'ı osmanlı topraklarındaydı. dünya savaşının ardından osmanlı topraklarının büyük bir bölümünü kaybetmişti. savaşta mağlup olunmuştu. başkten istanbul 1918 yılında 50 bin kişilik ingiliz ordusu tarafından işgal edildi. bir zamanlar fatih'in, süleyman'ın hükmettiği şehirde artık ingiliz askerleri hükmediyordu. devlet görevlileri osmanlı devleti için tek kurtuluş yolu olarak ingiliz himayesine girmeyi öneriyordu. devlet şahsiyetsiz ve kişiliksiz paşalar yüzünden bitme noktasına gelmişti.

    18* padişah vahdettin tahta çıktığında
    --- spoiler ---

    "ben bu makam için hazırlanmadım. çocukluğumdan beri vücutça rahatsız olduğumdan layikiyle tahsil edemedim. yaşım kemale erdi, dünyada bir emelim kalmadı. biraderle hangimizin evvel gideceğimiz malum olmadığından bu makamı bekleyişte değildim. fakat takdiri ilahi böyle teveccüh etti, bu ağır vazifeyi deruhde eyledim. şaşmış bir haldeyim, bana dua ediniz."
    --- spoiler ---
    diyordu. zira padişahlık namına hiç bir şey öğrenmemişti. yaşamını bir yalıda geçirmiş, dünyadan bihaber şekilde büyümüştü. devlet kimlerin eline kalmıştı. ingilizler osmanlı devletine son kurşunu sıkmak için serv anlaşmasını dayatmıştı. devletin ordusu yoktu. başkenti yoktu. üstelik ülkeyi bölen anlaşma dayatılmıştı. anlaşma kabul edilirse anadoluda çok küçük bir toprak parçası osmanlı idaresinde kalacaktı. istanbul, izmir, halep, manisa, bursa ve daha bir çok asırlık osmanlı toprakları elden gidecekti. üstelik istanbul kurşun sıkılmadan teslim alınmıştı. millet büyük bir üzüntü içerisindeydi. buna karşın devlet adamları, paşalar devletin ingiliz himayesine girerek tekrar ayağa kalkabileceğini savunuyordu. tüm yurtta mandayı destekleyen cemiyetler kurulmuştu. kimse bağımsız, özgür ve güçlü bir ülkeyi aklına bile getiremiyordu. zira osmanlı ancak 100 sene ingiliz idaresinde kalırsa adam olabilirdi.

    19* 10 ağustos 1920'de sevr anlaşması imzalandı ve osmanlı devletine son kurşun sıkıldı. ingilizler nihayet osmanlı devletini bitirmişti. bir zamanlar viyana kapılarına dayanan, balkanları ve orta avrupayı elinde tutan osmanlı imparatorluğu artık istanbul'u bile kaybetmişti.

    20* 11 ağustos 1920'de ingilizler her ne kadar osmanlı devletini parçaladığı için kutlamalar yapsa da, ittihat ve terakki fırkası osmanlı ordusu teslim olmadan ve istanbul düşmeden önce kaçırabildiği kadar silahı kaçırarak anadoluya dağıtmıştı. devlet savaşı kaybetmiş olsa da millet henüz yenilmemişti. mevzubahis millet türklerdi. teşkilatı mahsusa dört bir yana silah ve mühimmat dağıtıyor bir çok ittihat ve terakki üyesi istanbul'u terk ediyordu. yerel halk kendi bölgelerinde birbirinden habersiz olarak örgütleniyor ve küçük guruplar halinde birleşerek işgalci devletlere baskınlar yapıyordu. anadoluda oluşan bu kuvayi milliye birlikleri birbirinden habersizdi fakat örgütlenebilirlerdi. eğer hepsi tek bir çatı altında toplanabilirlerse kurtuluş için bir mücadele başlatılabilirdi. bunu sezen mustafa kemal derhal ordu müfettişi olarak samsun'a gönderildi. tam da bu esnada italya'nın akdeniz'de güçlü olmasını istemeyen ingilizler izmir'i yunanlılara işgal ettirdiler. yunanlılar yaklaşık 1 asırdır isyan ettiği için anadolu çok büyük bir antipatiye sahipti. istanbul'un ardından izmir'in de işgale uğraması milletin yüzüne tokat gibi çarptı.

    21* izmir işgali kansız başlasa da zamanla yunanlılar tarafından yapılan katliamlar halkta büyük bir nefrete sebebiyet verdi. tüm bu yaşananlar karşısında padişah susuyordu. saltanat, paşalar ve devlet izliyordu. osmanlıya bağlı askerler silahsızdı ve savaşmaları yasaktı. bu nedenle bir çok asker istifa ediyordu. yunanlıların yaptığı eziyetler milli bilinci harekete geçirince tüm yurtta geniş çaplı örgütlenmeler baş gösterdi. direniş fikri zihinlerde yeşeriyordu.

    22* direniş fikirlerde yeşeriyordu yeşermesine ama saltanat harekete geçmiyordu. padişah sessizliğini koruyordu. sultanahmet meydanında büyük bir miting düzenlendi. halk direniş istiyordu. bu işareti gören mustafa kemal derhal harekete geçerek önemli osmanlı askerlerini amasya'ya çağırdı. yurtta örgütlenen insanlar tek çatı altında toplandı. böylece anadolunun dört bir yanında oluşmuş direniş gurupları örgütlenerek tek bir teşkilat halini alıyordu. üstelik osmanlı saltanatının hareketsiz kalmasından şikayet eden herkes direniş fikrinin hakim olduğu bu mücadeleye kayıyordu. amasya'dan sonra sivas'ta toplanan mustafa kemal ve arkadaşları meclis kurdu. plan işe yaramıştı. 1920 mayısında fransızlar ateşkes kararı aldılar. böylece güneydoğu bölgesi kurtarıldı. üstelik yeni kurulan anti-emperyalist sovyet devleti ile ihanete uğrayan italyan'lar milli mücadeleye destek veriyordu.

    23* ingilizler milli mücadele örgütünü bitirmek için osmanlı padişahına emir verdi. 11 nisan 1920'de mustafa sabri efendi
    --- spoiler ---

    "padişah'ın aksi emrine rağmen istilacılara karşı direnişe geçen milliyetçilerin öldürülmeleri caiz olmakla kalmayıp hatta her müslümanın dini görevidir. bu uğurda ölenler şehit, kalanlar gazi sayılır."
    --- spoiler ---
    diyerek milli mücadeleciler hakkında ölüm fermanını yazdı. dönemin şeyhülislamı haydarizade ibrahim efendi bunu imzalamayı reddedince makamından alındı. yerine dürrizade abdullah efendi getirildi. ve ferman imzalandı. padişah mustafa kemal'in hain olduğunu ve hakkında idam kararı verdiğini açıkladı. bu karar ingiliz uçakları tarafından anadoluya dağıtıldı. amaç mustafa kemal etrafında örgütlenen halkı engellemek ve örgütü yalnız bırakmaktı. vatan için savaşan mustafa kemal haindi. kurtarıcı ise 200 yıldır osmanlı devletini parçalamak için uğraşan ve başkent istanbul'u işgal eden ingilizdi. bu duruma padişah dahi ses çıkaramıyordu. osmanlı kimlere kalmıştı.

    24* fakat halk bu çağrıya kulak asmadı. milli mücadele ankara'ya yerleşti. tüm kuvvetler tek elde toplandıktan sonra savaş başladı. ingiliz ve fransızlar yunan ordusunu destekliyordu. osmanlı devleti mustafa kemal'e sırtını dönmüştü. herkes mustafa kemal'in ingilizleri asla yenemeyeceğini ve macera peşinde koştuğunu, bu girişimin ingilizleri daha da kızdıracağını düşünüyordu. ingiltere dönemin amerikasıydı ve hiç kimse ingilizlere çıt çıkaramıyordu. bir kaç sene önce, dışişleri bakanlığı yapan keçecizade mehmet fuat paşa
    --- spoiler ---

    ingilizlerle ters düşmektense bir kaç doğu vilayetinin gözden çıkarılması yeğdir
    --- spoiler ---
    demişti. ölüm fermanı bir işe yaramayınca az sayıdaki osmanlı ordusuna mustafa kemal ve arkadaşlarını tutuklama emri verildi. kazım karabekir paşa bu emirle birlikte erzurum'da bulunan mustafa kemal'i tutuklamak için yola koyduldu. karabekir paşa erzuruma varıp mustafa kemal'in yanına gittiğinde tarih büyük bir kırılma yaşadı. paşa "ben ve kolordum emrinizdedir paşam!" diyerek mustafa kemal'in safına geçti.

    25* mustafa kemal'in arkasında büyük bir halk desteği vardı. yıllarca cahil, eğitimsiz ve yoksul bırakılmış anadolu insanı evini, barkını, karısını, çocuğunu, annesini ve babasını bırakarak vatan müdafaasına koşuyordu. yunan ordusu afyon'a kadar ilerlemişti. tüm hazırlıklar yapıldı. türk ordusu ricat ederek anadolunun içlerine doğru çekilmişti. ricat, türklerin çok eski bir savaş taktiğiydi. bir tür yalancı çekilme olan ricat sayesinde düşman toprakların içine doğru çekilir ve yorulur daha sonra kademe kademe imha edilirdi. sultan alparslan malazgirt'te ricat etmişti. sultan süleyman mohaç'ta ricat etmişti. osmanlının son dönem paşaları ricat taktiğini bilmiyor yahut kullanmıyordu. mustafa kemal ricat ediyordu. sakarya ırmağının batısına kadar çekildi. bu bölgede 1. ve 2. inönü savaşları yapıldı. böylece yunan ilerleyişi durduruldu. mustafa kemal düşmanı yoruyordu. bir yandan da milli mücadele örgütünün gücünü gösteriyor ve zaman kazanarak anadolu halkının tamamında kurtuluş ümidini yeşertiyordu.

    26* ilk savaşlar beklenen tepkiyi yarattı. 60bin kişi olan türk ordusu 200bin kişiye çıkmıştı. ordu çoğalmıştı ama maddi imkansızlıklar vardı. askerin silahı yoktu. silahı olanun kurşunu yoktu. buna rağmen türk milleti kadınıyla çocuğuyla yaşlısıyla cephedeydi. cefakar türk kadını evini barkını bırakmış ve ordunun geri hizmetinde çalışmaya başlamıştı. ortam öyleydi ki, kimse bu savaşın kaybedileceğine inanmıyordu. pakistan'da türk ordusu için yardımlar toplanmıştı. düşman her ne kadar yunan da olsa, asıl savaşılan devlet ingiltere idi. yunan ordusunun büyük bir techizat desteği bulunuyordu. üstelik eksikleri yoktu. aç değillerdi. mustafa kemal ricat politikasını ankara önlerine kadar sürdürdü. öyle ki yapılan çatışmaların sesi türkiye büyük millet meclisi'nden duyuluyordu. meclisin taşınması fikri öne atıldı. mustafa kemal bu öneriyi kabul etmedi. tüm asya milletlerinin gözü kulağı anadoludaydı. istanbul mustafa kemal'in düşmesi için gün sayıyordu. enver paşa gürcistan'da mustafa kemal'in alacağı yenilgi ile tekrardan idareyi ele almak için bekliyordu. istanbul'da basılan gazeteler bile mustafa kemal'i maceracı bir romantik olarak görüyordu. devletin içine düştüğü aşağılık kompleksi her alanda sezilebilirdi.

    27* istanbul'un, ingiliz'in, hainlerin aksine millet mustafa kemal'e güveniyordu. artık savaş vakti gelmişti. mustafa kemal ordunun başına bizzat geçti. ve düşmanı alt etmek için akla hayale gelmeyecek bir şey yaptı: ters cephe ... yunan ordusunun tam karşısında mevzilenen türk ordusu, gece karanlığında mevzi değiştirerek başka bir konuma taşındı. bu taktik çok riskliydi. şayet düşman bu durumdan haberdar olsa, ani bir baskınla mevzi değiştiren orduyu bitirebilir ve ankara'yı işgal edebilirdi. fakat yunan komutan trikupis durumu fark edemedi. yunan ordusu türk ordusunu doğuda sanıyordu fakat ordu güneydeydi. sabahın ilk ışıklarıyla atıyla ordusunun en önüne geçen mustafa kemal ateşleyici bir konuşma yaptı. konuşmasını "elimde gördüğünüz kırbacımı aşağı indirmemle birlikte hücuma kalkacağız" dedi ve kırbacını indirerek hücum emrini verdi. deli cesaretine sahip binlerce türk askeri, "allah allah" nidaları ile düşmanın üzerine doğru koştu. ne olduğunu anlayamayan yunan ordusu bozguna uğradı. başkomutan ele geçirildi. büyük bir kayıp vererek kaçmaya başladı. bu savaşla birlikte rüzgar türk ordusunun lehine esmeye başladı. ayağında postalı bile olmayan kahraman türk askeri, yunan askerlerini izmir'e kadar kovaladı ve denize döktü. türkler makus talihini de yenmişti. 1697'de zenta savaşı ile başlayan çekilme durmuştu. artık vakit taarruz vaktiydi. türkler aşaha kalkmıştı. 9 eylül'de izmir düşmandan kurtarıldı. devleti millet kurtarmıştı. bu nedenle artık iktidar saltanat olamazdı. iktidar artık milletindi.

    28* mustafa kemal muzaffer ordusuyla mudanya'ya yürüdü. istanbul'da 40 bin düşman askeri vardı. mustafa kemal 200bini aşkın askeriyle kapıya dayanmıştı. ingilizler devlete diz çöktürmüştü fakat millet diz çökmemişti. üstelik milletin başında mustafa kemal vardı. ingilizler yeni bir savaşa girmenin aptallık olacağını biliyordu. üstelik bu topraklarla ingilizlerin bir alakası yoktu. osmanlı devleti çoktan dağılmıştı. üstelik savaş 8. yılını dolduruyordu, ingiliz halkı savaşın bitmesini istiyordu. hükümet daha fazla dayanamadı ve ingiliz istanbul'u terketti. 4 yıl sonra istanbul artık tekrar türklerin eline geçmişti. ingilizler giderken vahdettin de onlarla birlikte gitti. bir çok paşa ve devlet adamı tutuklandı. devlet artık milletin elindeydi. mustafa kemal mandayı ve ingiliz hakimiyeti savunanlara büyük bir ders vermişti.

    29* ingilizler ise savaşmak yerine en iyi bildikleri şey olan diplomasi yoluyla yeni devleti dize getirmeyi düşünüyordu. ingilizler istanbul'un tarafsız bir bölge olmasını, doğuda ermenilere toprak verilmesini istiyordu. tüm bu talepler reddedildi. 24 temmuz 1923'te lozan barış anlaşması imzalandı. asırlardır uygulanan kapitülasyonlar kaldırıldı. osmanlı borçları ödendi. tüm anlaşmalar ve imtiyazlar ortadan kalktı. mustafa kemal ve arkadaşları osmanlı döneminde verilen tüm tavizleri yok etmişti. üç ay sonra, 29 ekim 1923'te yeni devlet kuruldu. kurulan bu devlet saltanat değildi, cumhuriyetti. artık millet devletin malı olmaktan çıkıyor devleti millet yönetiyordu. böylece mustafa kemal, milleti büyük bir tehlikeden kurtararak adını büyük türk liderlerin adına yazdırıyordu. bunun yanı sıra ingiliz sömürgesi olarak bulunan bir çok devlet mustafa kemal'in destansı hikayesini öğrenerek tıpkı mustafa kemal'in yaptığı gibi kendi milli mücadelelerini vermek için harekete geçiyordu. mustafa kemal emperyalizme büyük bir tokat indirmişti. bu tokattan ilham alan bir çok asya ülkesi de bağımsızlığını ilan ediyordu.

    30* yeni kurulan devlet tüm tavizleri ve imtiyazları söküp atmıştı. tek bir mottosu vardı: bağımsızlık!!! ingilizler 200 yıldır osmanlı'yı parçalamak için uğraş vermişti. bunu kısmen başarmıştı fakat türkler yok edilememişti. anadolunun bağrında bağımsız bir devlet kurulmuştu. 200 yıl boyunca planlanan tüm savaşlar, verilen tavizler, vatan haini sadrazamlar, başarısız padişahlar... herşey... sadece 2 yılda çöpe atılmıştı. 200 yılda planlanan oyun 2 yılda bozulmuştu. oyunu millet bozmuştu. millet mustafa kemal'in vücudunda hayat bulmuştu.

    devamı gelecek....

    ***

    edit: otto von bismarck'ın abdülhamit hakkındaki düşünceleri konusunda verdiğim bilginin kaynağı yok. tevatür de olabilir. bu dipnotu düşmek istedim. fakat siyaset tarihi konusunda bilgisi olanlar bilir ki, abdülhamit'in siyaseti ile bismarck'in siyaseti benzerdir.

    edit2: abdülhamit'in toprak kaybetmeme noktasındaki görüşümün ise arkasındayım. 1. meşrutiyetin bitimi ve ikinci meşrutiyete dek süregelen zamanda abdülhamit ülkeyi idare etmiştir. bu dönemde toprakları elde tutma politikası güdülmüştür. ikinci meşrutiyetin ardından iktidarı ele alanlar izledikleri hatalı politika ile toprakların kaybedilmesine neden olmuşlar. yani toprakları abdülhamit politikası değil, ittihat ve terakki politikası kaybetmiştir. görülüyor ki, kemalist ideolojiye sahip kişilerin abdülhamite takındığı geleneksel karşıtlık onun sanki başarısızmış gibi görülmesine neden oluyor. aslında ileriki partlardan birinde yazacaktım fakat şimdi ucundan fısıldayayım, nizamettin nazif tepedenlioğlu'nun kaleme aldığı atatürk hatırasında atatürk'ün 2. abdülhamit için olumlu cümleleri yer alır. meraklısı dahasını araştırabilir. ayrıca şunu net bellemek gerekir, osmanlı imparatorluğu dağılma döneminde iki büyük adam yetiştirmiştir, biri abdülhamittir, öteki mustafa kemaldir. mustafa kemal osmanlı'nın millete yaptığı son ve en önemli hizmetidir. çünkü atatürk osmanlı geleneği ve eğitimiyle yetişmiş bir osmanlı paşasıdır.

    edit3: iltifat dolu mesajlarınız için topluca teşekkür etmek istiyorum. bir önceki seriyle alakalı olarak kitap basma fikirlerine karşıydım. malum. konusu rahatsız edici bir seriydi. fakat atatürk serisi ile ilgili olarak kitap basma fikrine olumlu bakıyorum. bunu çok soran arkadaş olmuştu, böylece cevaplamış oldum.

    edit4: debe için teşekkürler. asıl başarı bu yazıların yazılması değil bu yazıların sizin nazarınızda önemsenmesi ve bu konuların değerli görülmesidir.
  • namusunu şerefini özgürlüğünü koruduğu ve elleriyle hediye ettiği miras bıraktığı halkın bu kadar namussuz şerefsiz para için anasını satacak köpeklerden, paraya tapan, bilgisiz, cahil, dinine bağlı olduğunu söyleyen ama ahlak nedir bilmeyen günah nedir bilmeyen allah kitap deyip hergün allah'a ve kitabına aykırı hareket eden günahkar yavşaklardan oluşacağını bilseydi, hergün kendisine ağzından salyalar akarak havada karada denizde düşmanlık eden, mirasına göz diken akla hayale gelmeyecek hakaretler ve iftiralar atan insanların olacağını bilseydi dahi şimdiki zamanın itleri gibi onlar benden değil benim düşüncemden değil demez ayrım yapmaz yine de o döküntü haldeki bitik osmanlı'yı kurtarır yepyeni umutlarla tertemiz bir ülke kurardı.

    sırf bu yüzden biraz olsun insan olun da ülkenizin kurucusuna saygı gösterin, hakaret etmeyi bırakın, yaptığı işin büyüklüğünü görün teşekkür edin. kimse size tapın demiyor.

    adam ananızı yabancı heriflerin sikmesine bir şekilde arkadaşları ile birlikte engel oldu. sanki ananızı o sikmiş gibi kıvranıp içinizde taşıdığınız acılarla her platformda kin kusmayın ayıptır yazıktır.
  • "atatürk'ü yatak odasına girenler değil, kafasının içine girenler tanır" der falih rıfkı. doğru der, zira ne kadar arkadaş canlısı da olsa, yalnız kalmayı ve insanlarla arasına mesafe koymayı seven biriydi (zaten ölürken bile yapayalnızdı). onunla kurulacak tek sağlam bağ, zihin ve fikir birliğinden gelebilirdi.
    yarın 09:05'te atatürk'ün kafasına girememiş milyonlarca insan, yalnızca minnet borcu ve onunla kurduğu fiziksel temas yüzünden gözyaşları dökecek.
    atatürk 76 yıl önce öldüğünde, bayrağı kendinden sonrakilere devretti. peki o insanlar ne yaptı? kafasının içine girmeyi başaramadı. bugün atatürkçülük 1938 şartlarında kalmış hantal bir ideoloji haline geldi bu beceriksizler yüzünden. peki atatürk bu konuya nasıl bakıyordu?

    atatürk, "paşam bu partinin doktrini yok" diyen yakup kadri'ye "elbette yok çocuğum, eğer doktrine gidersek hareketi dondururuz" yanıtını vermiştir.
    peki onun ardından gelenler ne yaptı? hareketi hantallaştırdı, dondurdu, bitirdi.
    (benim notum: atatürkçülük hiçbir öğretinin, hiçbir sistemin esiri değildir. mevcut şartlara en uygun, insanlcıl, adil çözüm önerisini getirmeyi amaç edinmiş herkes atatürk'ün manevi mirasçısıdır. bu işler rozete tapmakla olmaz.)

    atatürkçüyüm diyen herkes, ülkenin 1938 şartlarında olmadığının farkına varmalı ve atatürk'ün tek mirasının akıl ve bilim olduğunu anlamalı. "bir gün söylediklerim bilimle çelişirse, bilimi tercih edin" diyen adamın her sözünü din dogması gibi kabul ederek atatürk'e mustafa armağan'dan çok zarar verdiğinizin farkına varın.

    zaten falih rıfkı, "atatürk, bizim elimizden, yirminci asrın en büyük milli kahramanı milletinin elinden, bir büyük deha insanlığın elinden gidiyordu" derken, ondan sonra o kafaya girecek hiçkimsenin olmadığını bilmenin kaygısını taşımıyor muydu?

    yarın saygı duruşu sırasında, atatürk'ün düşünce mirasını 1 adım bile ileri götürmeyi düşünmeyip sadece öldüğüne üzülen insanları gördükçe yine kahrolacağım. yarın bayrağı devralışımızın 76. yıldönümü, belki adım atmaya başlarız bunca yıldan sonra.

    "hala bir kurtarıcı bekliyorsanız, size hiçbir şey öğretememişim demektir" sözünü şimdi daha iyi anlıyor musunuz "seni arıyoruz"cu tayfa?
  • şu konuşmasını canlı dinleyebilmek için herşeyimi feda ederdim.

    “işittim ki bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. ben kimseyi zorla milli meclise davet etmedim. herkes kararında hürdür, bunlara başkaları da katılabilirler. ben bu kutsal davaya inanmış bir insan sıfatıyla buradan bir yere gitmemeye karar verdim. hatta hepiniz gidebilirsiniz. asker mustafa kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağı alır, bu şekilde elmadağı’na çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı müdafaa ederim. kurşunlarım bitince bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunlarıyla yaralanır, temiz kanımı, kutsal bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. ben buna and içtim.”

    kendi götünü kurtarmak için halkı sokağa çağırana korkak, halkın götünü kurtarmak için canını ortaya koyana lider denir.

    edit: kaynak soran arkadaşlar olmuş.
    atatürk’ten gençliğe unutulmaz anılar- ahmet gürel
    ayrıca elmadağ belediyesinin internet sitesinde de bu meclis konuşmasına ulaşabilirsiniz.
  • aşağıdaki tablonun müsebbibi olan liderdir.

    http://www.makaleler.com/…f-devrimi-nedir-adsiz.jpg

    ondan önce bu coğrafyada akıl yoktu, bilim yoktu. aksini iddia eden, iddiasını destekleyecek veriler koysun da inanalım.
  • part 1- (bkz: #46906984)

    biraz beklettim. kusura bakmayın. iş, aşk ve siyasi detoks durumları falan. fakat bu affetirmek için biraz uzun yazdım. ve yeni fon müzikleri buldum. önerilere hala açığım. güzel fon müzikleri ve diğer herşey için yeşillendirebilirsiniz.

    fon

    31* çanakkale savaşının en ateşli zamanları yaşanıyordu. düşman kuvvetleri önce gemilerle boğazı geçip gidebileceğini düşünmüştü. türk askerleri kıyıdan yaptığı top ateşiyle düşmanın gemilerinin bir kısmını batırınca, ingilizler boğazı geçebilmek için kıyıyı işgal etmenin şart olduğunu anlamıştı. bu nedenle ingilizler çanakkale boğazının batısında kalan buruna yani seddülbahir'e çıkarma yapmaya başladı. 25 nisan sabahında düşmanın tam da ilerlediği conkbayırı tarafında gözlem yapan mustafa kemal arıburnu yönünden gelen top seslerini duyunca düşmanın çıkarma yaptığını fark etti. kıyıdaki birlikler çok zayıftı. durum ciddiydi. hızlı bir taarruzla bölge kaybedilebilirdi. derken kıyıdaki 27. alayın ağır kayıplar verdiği haberi geldi. bölge kaybediliyordu. 19. tümen komutanı yarbay mustafa kemal derhal durumu ordu komutanına bildirdi. ingilizlerin bu planı osmanlı ordusu tarafından farkedilmemişti. zira osmanlı ordusunun alman komutanı liman von sanders düşmanın saros körfezine çıkarma yapabileceğini düşünerek o bölgede keşif çalışması yapmaya gitmişti. mustafa kemal yanıt alamadı. emir olmadan bir harekete girişmesi büyük bir suçtu. fakat tüm sorumluluğu üzerine alarak yetkisi olmadığı halde bölgedeki askerleri topladı ve düşman üzerine doğru yürüdü. mustafa kemal bölgeye yaklaşınca askerlerini dinlenmesi için durdurdu ve kendisi biraz daha ilerleyerek gözlem yapmaya başladı. tam da bu esnada bölgenin en kritik noktası olan 261 rakımlı tepenin kaybedilmekte olduğunu ve askerlerin kaçtığını görür. derhal askerlerin önüne çıkar. onları durdurur. askerler tepenin kaybedildiğini, kimsenin kalmadığını ve düşmanın hızla ilerlediğini söyler. askerler ayrıca cephanesiz olduklarını söyleyince mustafa kemal askerlere süngü taktırıp yere yatırır. böylece düşman da korunmak maksadıyla yere yatarak siper alır. zaman kazanan mustafa kemal derhal dinlenmekte 57. alayı bölgeye taşır. gelibolu savaşının kaderini belirleyen bu olaydan sonra mustafa kemal askerlerine tarihi emri verir:
    --- spoiler ---
    “ ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”
    --- spoiler ---
    atağa kalkan askerler düşmanı geri püskürtür. fakat 57. alay tamamiyle yok olur. bu kahramanların anısına o günden bu yana türk ordusu'nda 57. alay bulunmayacaktır. bu bölgedeki çatışmalar ağustos ayına dek sürer fakat düşman asla bölgeyi kontrol altına alamaz. ve düşman sonbahar geldiğinde çanakkale'den ayrılır. mustafa kemal bu başarısı nedeniyle albaylığa terfi eder ve tüm millet tarafından bir kahraman olarak sahneye çıkar.

    32* yıllar sonra, 1922 sonbaharında izmir'in kurtarılması üzerine yunan askerlerini denize döken milli mücadele ordusu yönünü kuzeye, çanakkale'ye çevirir. hedef istanbul'dur. mustafa kemal bir zamanlar fatih'in, süleyman'ın, 4. murat'ın hükmettiği toprakları geri almak için istanbul'a doğru yürüyüşe geçti, bu nedenle önce çanakkale önlerine geldi. ingilizler bu durum karşısında sevr anlaşmasını ihlal edildiği için savaş tehdidinde bulundu. bu esnada ingiliz halkı çanakkale'de türklerle tekrardan savaş yapılması ihtimali nedeniyle korkuya kapıldı. savaş karşıtı eylemler başladı. ingiltere'ye bağlı kanada, savaş olasılığına karşı çanakkale'ye asla asker göndermeyeceklerini açıkladı. fransa başbakan'ı poincare ingiltere dışişleri bakanı lord curzon'u azarlayarak ateşkes ilan edilmesini istedi. ardından italya, romanya ve sırbistan çanakkale'ye asker göndermeyeceklerini açıkladı. ingilizler yalnız kalınca ateşkes yapmak zorunda kaldı. başbakan lloyd george'un savaş yanlısı politikalarından bıkan muhafazakar parti hükümetten çekildi. böylece ingiltere başbakanı istifa etmek zorunda kaldı.

    33* bu yaşananların ardından bir ay sonra lozan'da barış görüşmeleri başladı. ingilizler son 150 yılda olduğu gibi yine taviz istiyordu. fakat bu kez böyle olmayacaktı. mustafa kemal kapitülasyonlar, istanbul'un boşaltılması ve musul konusunda asla taviz vermeyeceğini açıklayınca görüşmeler durma noktasına geldi. akabinde türk ordusuna savaşa hazırlanma emri verildi. mustafa kemal gözünü karartmıştı. sovyetler birliği savaş ihtimaline karşın türkiye'den yana olacağını açıkladı. ingiliz hükümeti savaş karşıtı gösterilerden çekindiği ve savaş masraflarını göze alamadığı için geri adım atmak zorunda kaldı. böylece görüşmeler yeniden başladı ve 24 temmuz 1923'e kadar sürdü. kapitülasyonlar kaldırıldı. azınlıklar konusu çözüldü. duyun-i umumiye tarih oldu. patrikhanenin siyasal etkisi kaldırıldı. istanbul boşaltıldı. musul ve boğazlar sorunu ise ileri bir tarihe ertelendi. mustafa kemal istediklerinin büyük bir bölümünü almıştı. yeni bir cumhuriyet 29 ekim'de kurulmuş ve millet düşmanlarını dize getirmişti. fakat yeni kurulan bu devletin başka düşmanları ortaya çıkmıştı.

    34* lozan görüşmelerinin kesildiği esnada ortaya haim nahum isminde bir hahambaşı çıkmış, avrupada ve amerikada barış odaklı propagandalar yapmıştı. yahudi olan haim nahum'un türkiye için uzun uzun çaba göstermesi ve faaliyetlerde bulunması mustafa kemal düşmanlığının başlaması ve filizlenmesinde büyük önem taşıyordu. yıllar geçse de, mustafa kemal düşmanlığının temel noktasında haim nahum varoluyordu. mustafa kemal yeni bir devlet kuruyordu fakat kurulan bu devlet yeni iç düşmanlar ediniyordu. iddiaya göre haim nahum siyonistti ve mustafa kemal ingilizlerle anlaşabilmek için haim nahum'u kullanarak tavizler veriyordu. bu tavizlerin en büyüğü ise hilafetin kaldırılması ve laikliğin getirilmesiydi... iddiaya göre mustafa kemal türkiye'den dini silmek ve islam'ı ortadan kaldırmak istiyordu. bunun için ingilizler tarafından desteklenmiş, bu olayların tümü haim nahum aracılığıyla gerçekleşmişti. hatta bazıları, mustafa kemal'in bizzat ingilizler tarafından desteklenerek samsun'a gönderildiğini ve padişahı ortadan kaldırma vazifesini güttüğünü söylüyordu. yani mustafa kemal bir haindi.

    35* iddiaya göre ismet paşa önderliğindeki lozan heyetine görüşmeler durduğu esnada (4 şubat 1923) haim nahum katılmış ve mustafa kemal'e haberler getirmiştir. o sırada izmir iktisat kongresi toplanmış (17 şubat) ve mustafa kemal kongrede batıya şirin gözükmek için liberal kararlar alınmış. akabinde 3 mart'ta hilafet kaldırılınca bunun üzerine haim nahum tekrardan lozan'a gitmiş ve görüşmeler 23 nisan'da tekrardan başlamış. hatta cumhuriyet kurulduktan sonra haim nahum'un oğlu bernar nahum ve vehbi koç "beko" isimli şirketi kurdular, böylece mükafatlandırıldılar. işte tüm bu iddaların ışığında said nursi emirdağ lahikası'nda mustafa kemal ve yönetimini eleştirmiş, hatta ihanetle suçlamıştır:

    --- spoiler ---

    “türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun’î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile, yahudiliktir. buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi mısır hahambaşısı bulunan hayim naum’dur. bu hayim naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ amerika’da türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, türkün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. yani, masonluk hasebiyle kur’ân’ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. hayim naum müthiş plânının zeminini amerika’da hazırladıktan sonra ingiltere’ye geçmiş ve hâlis yahudi olan lord gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:
    “siz türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. onlara ben islâmiyeti ve islâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.”
    --- spoiler ---

    36* bu cumhuriyet-karşıtı teze göre cumhuriyet kurulduktan sonra hocalar ve imamlar sürgün edilmiş, tekke ve zaviyeler kapatılmış, camiler ahır yapılmış, sarık ve cübbe yasaklanmış, insanlara zorla şapkalar giydirilmiş, alfabe değiştirilerek insanlar cahil bırakılmış, ezan türkçeye çevrilmiş ve daha bir çok yeniliklerle millet dinsiz bir hale getirilmiştir. mustafa kemal'e karşı olan kazım karabekir, rıza nur ve bir çok kişi yönetimden uzaklaştırılmış ve hapse attırılmış ve mustafa kemal ingilizlerle yaptığı anlaşma karşılığında tek başına iktidara geçmiştir. bu teze göre ingilizlerin kurşun sıkmadan ülkeyi terk etmesinin sebebi yapılan bu anlaşmadır. yoksa, millet mustafa kemal'i hiç seçmemiştir. mustafa kemal insanları kandırmıştır. zaten kendisi müslüman değildir, annesi de genelevde çalışmıştır. babası belli değildir, kendisi veled-i zinadır.

    37* cumhuriyet karşıtı bu tez 1930'lu yıllarda asla gücünü gösteremedi. 1940'lı yılların hatalı politikaları üzerine gelişti ve 1950'li yıllarda bir anti-kemalist devrimle demokrat parti'de vücut buldu. fakat devlette henüz yeterince güçlü değildi. alaşağı edildi. daha sonra erbakancı milli görüş temelinde toplandı. fakat 28 şubat dönemi ile bir kez daha tepelendi. bugünse, iktidar olan ak parti'de güçlü bir şekilde ortaya çıktı. artık mustafa kemal ve arkadaşları en yukarıdan en aşağıya kadar iftiralara ve hakaretlere maruz kalmaya başladı. son olarak daha geçen gün meclis çatısı altında ömer tuğrul inançer atatürk devrimleri için "köpekleştirme" tabirini kullandı. osmanlıcanın zorunlu ders olması kapsamında "geçmişimizi bir günde sildiler, milleti cahil bıraktılar" hücumları atağa kalktı. yani özetle cumhuriyet kurulduğu günden bugüne dek her zaman kendi içinde düşmanını barındırdı. bu düşmanların dayandığı temel direk ise laiklikti.

    38* roma imparatoru konstantin topraklarında nükseden dini ayrılıkçı olaylar karşısında 325'de iznik konsili'nitopladı. konsül sonucunda eski roma dini ile aziz pavlus'un ahitinde yazılanlar harmanlanarak "katolik" mezhebi ortaya çıkarıldı. konstantin bu mezhebi resmi din olarak ilan etti. böylece hristiyanlık tüm avrupada hızlıca yayıldı. daha sonra başkentte bulunan roma başpapazına imtiyaz tanıdı. maaş bağlattı. ve böylece roma kilisesi diğer kiliselerden üstün konuma geldi. son olarak konstantin ölmeden önce öyle bişey yaptı ki, tarihin akışı değişti: imparatorluk alametleri olan taç ve asasını roma başpapazına bıraktı. böylece kendisinden sonraki imparatora tacı tüm papazların babası anlamına gelen roma başpapazı yani papa vermiş oldu.

    39* zamanla papa'nın kudreti arttı. ve 1096 yılında yapılan 1. haçlı seferi ile doruklara ulaştı. afaroz ve engizisyon gibi haklar üretildi. böylece bu haklar tehdit olarak kullanıldı. bir çok imparator ve kral aforoz korkusuyla papa'ya boyun eğdi. papa dünya düzdür diyorsa dünya düz kabul ediliyor, buna karşı gelen bilim adamları idamla tehdit ediliyordu. vatikan'ın avrupa'ya hükmettiği bu yıllarda ortaçağ karanlığı tüm avrupaya hakim oldu. kiliselere yapılan bağışlar, günah çıkartmalar, cennetten arsalar satmalar neticesinde vatikan aristokrasi ve kraliyet sınıfının yanında üçüncü bir sınıf olarak yerini almıştı. üstelik ortaya çıkan bu ruhban sınıfı aristokrasi ve hanedanlığa karşı değildi. halk ise toprağa bağlı köle olarak sefalet içinde yaşıyor, asla bu sınıflara yükselme ihtimalini taşımıyordu.

    40* toprağa bağlı köleler 1100'lerde albigenist hareketi ile bu düzeni değiştirmek için isyana kalkmıştı fakat sonuç alınamamıştı. 1221'de papa albigenistlere karşı haçlı seferi düzenledi. isyan bastırıldı. fakat isyan bir takım olumlu sonuçlar verdi. 13. asırda aquino'lu thomas islam felsefesinden ilhamla mülkiyet hakkının herkese ait bir hak olduğunu ve ticaretin günah olmadığını dile getirdi. böylece toprağa bağlı köleler zamanla ticaret yaparak para biriktirme hakkını kazandı. bunlardan meslek sahibi olanlar dolaşma hakkını da elde etti, böylece "free masons" kavramı ortaya çıktı.

    41* zamanla aşırı zenginleşen bu topluluk büyük şehirlere yerleşiyor, büyük şatolarda yaşıyor fakat asla aristokrat-kraliyet-ruhban sınıfı içine giremiyordu. böylece ticaret yaparak zenginleşen ve şehirleşen "burjuva" sınıfı ile sınıflar arasında husumetler çıkmaya başladı. 1500'lerde papa otoritesine karşı protestan ve anglikan kiliseleri ortaya çıktı. avrupa siyasetini dikkatle izleyen sultan süleyman, luther'i kullanarak avrupa'da mehzep ayrılığı yaratmayı hedefledi.

    42* ve 1789'da tarihin akışını değiştiren başka bir gelişme yaşandı: fransız ihtilali. burjuva sınıfı toprağa bağlı köleleri de ayaklandırarak asırlardır biriken husumeti bir ihtilale dönüştürdü. halk kralları, soyluları ve ruhban sınıfını alaşağı etti. böylece burjuva bir sınıf olarak yükseldi. fransız ihtilali ile papa'lık makamı ortadan kaldırılmadı, hatta napolyon bonapart krallık tacını bizzat papa'nın elinden giydi fakat ihtilalle birlikte papa'nın devletler üzerindeki etkisini kırıldı ve kilisenin mallarına büyük oranda el koyuldu. böylece fransız ihtilali ile ruhban sınıfının pasifize edilmesi için "laiklik" kraliyet sınıfının pasifize edilmesi için "demokrasi" ve soylu sınıfının pasifize edilebilmesi için "insan hakları" kavramları ortaya çıktı.

    43* müslüman toplumlarda ise iktidar üzerinde etki sahibi olan ruhban sınıfı asla olmadı. halife ile papa asla aynı görevi görmedi. zira papa ile halife arasında benzer yoktur. halife islam devletinin başkanıdır. yani sultan gibi, padişah gibi bir ünvandır. hükümdarlık gibi babadan oğula geçmiştir. islam devletlerinde din reisi şeyhülislamdır. ve şeyhülislamlar asla halife olamamıştır. hiç bir hükümdar aforoz edilmediği gibi bir hükümdara taç giydiren halife olmamıştır. osmanlı hilafetinde ise halifelik ünvanı sadece bir kez 1. dünya savaşında kullanılmış, fakat işe yaramamıştı. halife olan padişahlar verdikleri hükümleri şeyhülislamların fetvalarıa göre düzenliyordu. şeyhülislamın ise devlet idaresinde bir etkisi yoktu. kısacası halife papa gibi dini lider değil, siyasi liderdi. bu nedenle islam toplumlarının hiç birinde hükümdar üzerindeki ruhban etkisini kaldırmak için "laik" bir click ihtiyacı doğmamıştı. peki mustafa kemal bunu bilmiyor muydu?

    44* 31 ocak 1923: --- spoiler ---
    "islâm toplum hayâtında, hiç kimsenin bir 'özel sınıf' hâlinde varlığını korumaya hakkı yoktur!.. kendilerinde böyle bir hak görenler, din hükümlerine uygun hareket etmiş olmazlar!"
    "bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz dînimizin ahkâmını mütesâviyen öğrenmeye mecbûruz. her fert dînini, diyânetini, imânını öğrenmek için bir yere muhtaçtır, ve orası da mekteptir!"
    "softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir!... dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir!"
    --- spoiler ---

    mustafa kemal 31 ocak 1923 tarihli konuşmasında bu gerçeğin farkında olduğunu açıkça söylüyordu. ve konuşmasının son cümlesinde "softa sınıfı" kavramını ortaya atıyordu. ilerleyen tarihlerde ise bunu daha da açık bir şekilde dile getiriyordu:

    --- spoiler ---

    "efendiler, ve ey millet!.. iyi biliniz ki, türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz!.. en doğru, en hakiki tarîkat, medeniyet tarîkatıdır.
    "tekkeler, zâviyeler irtica menbâları ve cehâlet damgalarıdır... türk milleti böyle müesseselere ve onların mensuplarına tahammül edemezdi, ve etmedi!" 30/08/1925
    --- spoiler ---

    45* mustafa kemal atatürk hayatında sadece 5 farklı konuşmasında tam 9 kez laiklik kelimesini kullandı. ve bunların hiç biri günümüz laiklik anlayışıyla örtüşen açıklamalar değildi. günümüz laiklik anlayışı müslümanlığı hedef alır fakat asla hristiyan yahut yahudi hedefli çalışmaz. yani heybeliada ruhban okulunun açılması laiklik açısından tehlike arzetmez fakat imam hatip okullarının açılması laiklik açısından büyük problemdir. oysa asıl problem devlet kontrolündeki imam hatip okulları değil, patrikhane kontrolündeki ruhban okuludur.

    --- spoiler ---

    "türkiye'de yerleşmiş olan her cemaat kendi mekteplerine mâlikti. fakat bu mektepler ihânet projelerine hizmet ettiler. ermeniler açıkça müstâkil bir krâliyet lehinde çalışıyorlardı. diğer milletlerle de aynı hâl vâki oldu. türkiye'de mektepler ve kiliseler tahrikâtın ocağı idi. böyle bir vaziyete ingiltere, fransa, amerika veyâ her hangi bir milletin ne kadar zaman tahammül edebileceğini sorarız!"
    --- spoiler --- 4/5/1924

    46* mustafa kemal'in laiklik politikası dışa karşı "zararsızlık" imajı verirken içerideki "softa sınıfı"na karşı da "pasifizasyon" amacı güdüyordu. böylece mustafa kemal tıpkı asırlar önce fatih sultan mehmet'in bizans'a zararsız gözükmek maksadıyla şehzade orhan için verdiği tahsisatı artırması ve bizans'la dostane ilişkiler kurmak istemesi gibi bir politika güttü. böylece mustafa kemal batı'nın asırlardır islam devletlerinden görmüş olduğu "cihat-fetih-şeriat" politikalarını terk ettiğini ispatlamış oluyordu. mustafa kemal bu politikasını daha sonra
    --- spoiler ---
    "ecnebilerin en çok korktukları, dehşete düştükleri "islâmcılık" siyâsetinin açıkça ifâdesinden, mümkün olduğu kadar uzak durmaya, kendimizi mecbur gördük!"
    --- spoiler ---

    cümlesiyle ifade ediyordu.

    47* yani mustafa kemal bir yandan batı'ya karşı fetihçi ve cihatçı bir islami politika izlemeyeceğini göstererek zayıf devleti batı'nın hücumlarından korumak, bir yandan da bir kaç asırdır tarikat/cemaat eliyle devlet işlerine karışan ve hükümdar üzerinde baskı kurmaya çalışan softa sınıfını pasifize edebilmek için laiklik kavramını ortaya atıyordu. fakat mustafa kemal ölünce işler değişti. 1941'de ezanın türkçe okunması mecbur hale getirildi. imam hatip okulları kapatıldı. kışlalardaki ve okullardaki din dersleri kaldırıldı. öyle ki, chp genel kurultayında kemalizm dini resmi din olsun önerisi bile ortaya atıldı. başbakan saraçoğlu islama hakaret etti. camide kuran eğitimi almak isteyenlere izin verilmedi. jandarmalar camileri kontrol etmeye, kuran eğitimi veren hocaları cezalandırmaya başladı. mustafa kemal'in batıya zararsız görünmek ve softa sınıfını pasifize etmek için getirdiği laiklik kavramı müslüman toplumun islami kültürel değerlerine bile hücum etmeye yarayan bir clik haline getirildi. neticesinde laiklik türbanla, namazla ve kuranla çatışan bir problem haline geldi. türban ve namaza kadar uzanan laiklik anlayışı zamanla halkın devletle çatışmasına neden oldu. bu durumdan istifade eden "softa sınıfı" cumhuriyet ve laik düzene karşı proragandaya başladı. mustafa kemal'in kapattığı tekke ve zaviyeler, şapka kanunu, türkçe ezan, hilafetin kaldırılması ve laiklik uygulaması birbirine eklenerek bitmez tükenmez bir atatürk düşmanlığına sebebiyet verdi. aslında bu yeni değildi...

    48* tarikatlar, tekkeler ve zaviyeler 13. ve 14. yy'da fethedilen topraklardaki halkın müslümanlaştırılmasında büyük yarar sağlıyordu. dervişler ve şeyhler sade yaşantısı, engin islam bilgisi ve hoşgörülü karakteri sayesinde toplumları birbiriyle kaynaştırıyor, devletin sağlam temeller üzerinde büyümesine olanak sağlıyordu. tarikatlar asla siyasete müdahale etmez, makam elde edebilmek için kadrolaşmaz ve asla ticarete girerek kazanç elde etmeye çalışmazdı. fakat bu anlayış zamanla değişti. niteliksiz islam alimlerinin çoğalması ve yozlaşma islam alemini yavaş yavaş dejenere etmeye başladı. neticesinde paşalara etki eden şeyhler, matbaaya karşı fetva veren hocalar türemeye başladı.

    49* mustafa kemal devlet içinde guruplaşan bu cemaat/tarikat yapılarının fonksiyonlarını kaybederek siyasete karışmasının tehlikesinin farkında vardı. bir de tarikatçilik adı altında dinden beslenen para kazanan "üfürükçü, büyücü" tayfa vardı. bu insanlar da zikir ayinleri düzenleyerek insanları kandırıyor ve cahil kalmış halkın parasını ve inancını sömürüyordu. öyle ki, istiklal mahkemesi tarafından yargılanan "peçeli" isimli bir şeyhin zikir törenlerinde "şimdi size allahin cemalini göstereceğim" diyerek yüzündeki peçeyi açıyordu. tarikatlerde yaşanan en büyük değişiklik taraftar toplama çabasıydı. 10-14. yy tarikatlerinde taraftar toplama çabasını bir yana bırakın, tarikate katılmak isteyen adaylar çetin sınavlardan geçiriliyordu. oysa son dönem osmanlısında tarikatler büyük bir çaba ile kadrolaşma, çoğalma ve nüfuz kazanma derdine düşmüştü.

    50* tarikatlar ve cemaatler devlet kademelerinde kendilerine yakın paşaları destekleyip kendilerinden olmayan paşaların kuyularını kazmaya başladı. böylece bu kurumlar asıl fonksiyonlarını terk ederek devlet yönetiminde etki unsuru haline geldi. tarikat-cemaatler dışında askeriyede de yozlaşma başlamıştı. yeniçeri ordusu da siyasete karışıyor ve sevmedikleri paşaların kellelerini istemeye cüret edebiliyorlardı. osmanlının son döneminde hemen her paşa bir tarikate bağlıydı. bu bağlılık aşırı boyutlardaydı. öyle ki mareşal fevzi çakmak öldükten sonra şeyhinin mezarının yanına gömülmek istemiştir. gariptir, daha sonra yahudi iş adamı üzeyir garih bu şeyhin mezarının önünde ölü bulunmuştur.

    51* yeniçeri ordusunun sürekli isyan etmesi üzerine önce genç osman bu orduyu kaldırmak istedi. başaramadı. yıllar sonra üçüncü selim denedi. yine olmadı. en sonunda 2. mahmut büyük bir kıyımla yeniçeri ordusunu tarihe gömdü. yeniçeri ordusunun ortadan kalkmasıyla birlikte bektaşi tarikati de büyük bir hışma uğradı. çünkü yeniçeri askerleri bektaşiydi. bu nedenle bektaşi tarikati çok güçlüydü. padişahın yeniçeriyi halletmesinin ardından yönetimde söz sahibi olmak isteyen diğer tarikatler yeniçeri desteğini kaybeden bektaşı tarikatine hücum etti. tüm bektaşi derhahları diğer tarikatlere devredildi. bektaşi devlet adamlarının çoğu sürüldü. böylece osmanlı siyasetinde nakşibendi dönemi başladı. böylece bektaşi olan mısır valisi kavalalı mehmet ali paşa ile devletin arası açıldı. büyük bölümü bektaşi olan arnavutluk'ta isyanlar çıkmaya başladı.

    52* 2. mahmut devletin köhneleştiğinin farkındaydı. bunun için bazı yeniliklere gitti. kıyafet devrimi yaptı. fes resmi şapka oldu. orduda pantolon modası başladı. asker pantolon giymek istemeyince padişah "gerekirse sopa vurarak giydirin" fermanı çıkardı. ceket ve pantolon giyerek sakalını kısalttı. bu nedenle, özellikle fes nedeniyle "kafir padişah" lakabıyla anıldı. bir çok din adamı kendisine karşı çıktı. yıllar sonra mustafa kemal de aynı hamleleri gerçekleştirdiğinde yine kendisine aynı eleştiriler yapılacaktı. nitekim öyle oldu.

    53* mustafa kemal bu gerçeği milli mücadele döneminde anlamıştı. devleti elinde bulunduran tarikatler güçlerinin ellerinden gitmemesi için milli mücadeleye katılan vatandaşları engellemeye çalışmış, mustafa kemal'e yardım etmenin günah olduğunu söylemişlerdi. en sonunda mustafa kemal için idam fetvası bile çıkarılmış, mustafa kemal'e karşı savaşmanın din görevi olduğu açıklanmıştı. mustafa kemal ise
    --- spoiler ---
    "her sarıklıyı hoca sanmayın!.. hoca olmak, sarıkla değil, kafayladır!."
    "softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir!.. dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir!.."
    --- spoiler ---
    sözleriyle halkı kandıran ve siyasete etki etmeye çalışan bu kesimi laiklik ilkesi ile pasifize etmeyi amaçlıyordu. bu nedenle tekke ve zaviyeler kapatıldı. din eğitimi devletin açmış olduğu imam hatip okullarında verilecekti. bunun yanında hocaefendi, seyit, şerif gibi ünvanlar kaldırıldı. mustafa kemal
    --- spoiler ---
    "dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir!.."
    "efendiler, ve ey millet!.. iyi biliniz ki, türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz!"
    --- spoiler ---
    diyordu.

    54* asıl kızılca kıyamet şapka kanunu ile koptu. bu kanun sayesinde devlet görevlisi olan imamlar ve hocalar dışında kimse sarık, cübbe vb. kıyafetler giyemeyecekti. tarikatleri, tekkelerini ve ünvanlarını kaybeden softa sınıfı son olarak da kıyafetlerini kaybedince mustafa kemal baş düşman haline geldi. yurt genelinde bir çok yerde isyan çıktı. erzurum genelinde bir ay sıkı yönetim ilan edildi. tutuklananlardan 13 kişi idam edildi. 24-25 kasım tarihlerinde kayseride şeyh ahmet efendi ve dört arkadaşı önderliğinde büyük bir yürüyüş yapıldı 300 kişi tutuklandı. şeyh ahmet efendi ve 4 arkadaşı idam edildi. 25 kasım'da sivas'ta duvarlara şapkalar aleyhinde afiş ve bildiri asılması nedeniyle tüm muhtarlar tutuklandı. ulemadan mehmet necati efendi ve abdurrahman efendi idama mahkum edildi. rize'de bir grup güneysu karakolunu bastı. on gün olaylar durulmadı. yardıma gelen kuvvetler karakolu geri aldı. 8 kişi idam edildi. maraş'ta şapka istemeyiz isyanı çıktı. 5 kişi idam edildi. isyanı tertipleyenler asılmıştı fakat olaylar günümüze "kemalistler 100.000 hocayı astı" şeklinde aktarıldı.

    55* düşman memleketi işgal ettiğinde isyan etmeyen hocalar şapka kanunu nedeniyle isyan etmeye başlamıştı. garipti. üstelik hedef şapka değildi, zira şapka sadece devlet görevlileri için getirilen bir uygulamaydı. tıpkı kravat gibi şapka da zorunluydu. ama kimse kravat nedeniyle isyana kalkışmamıştı. üstelik kravat da tıpkı şapka gibi gavur ürünüydü. asıl mesele softa sınıfının "ülke meselelerine karışması" sorununun önüne geçilmesiydi. yıllar önce 2. mahmut da bu sorunu yaşamıştı. şimdi de mustafa kemal hedefe konuldu. dinsiz ilan edildi.

    56* mustafa kemal laik clik ile softa sınıfının siyasete karışmasını engellemiş ve bu sınıfı pasifize etmişti fakat kökü kazınamamıştı. ayırca memlekette din eğitiminin büyük bir bölümü bu sınıf ve bu sınıfa manevi olarak bağlı olan köy hocaları tarafından veriliyordu. bu sınıfa karşı başlatılan müdahaleler taşradaki ahalinin de dini açıdan eğitimsiz kalmasına neden olabilirdi. işte tam da bu noktada mustafa kemal'in politikası eksik kaldı. halkın dini ihtiyaçlarının karşılanması noktasında eksiklikler baş gösterdi. devlet softa sınıfının sunduğu imkanları sunamadı. böylece "halkı dinsizleştirme" algısı kuvvetleniyordu. bu algı inönü döneminin islam karşıtı politikaları ile birleşince "dinsiz mustafa kemal" algısı hiç bitmeyecek şekilde akıllara yerleştirildi. bu nedenle bugün dahi bu algı had safhalara ulaşabildi.

    57* softa sınıfının tüm bu "dinsiz mustafa kemal" haykırışlarının aksine mustafa kemal asla dine karşı olmadı ve müslüman ülkelerle arasına mesafe koymadı. iran lideri ile görüştü, agfan kralı ile derin ilişkiler kurdu. bağdat paktı ile bugün düşman olunan müslüman ülkeler ile saldırmazlık anlaşmaları yaptı ve doğu sınırlarını güvenlik altında tuttu.

    58* laiklik ilkesinin softa sınıfını pasifize etmenin yanında diğer işlevi batıya zararsız görünme ve "fetih-cihat-şeriat" politikalarından vazgeçme işlevi vardı. bu mustafa kemal karşıtları tarafından "türkiye'yi dünyaya kapatma" ve "kabuğuna çekilme" olarak yorumlandı. oysa yaklaşık bir asır önce bu politikanın büyük ölçüde benzeri başka bir devlet tarafından uygulanmıştı: monroe doktrini.

    59* james monroe... amerikanın 5. başkanı. en çok sevilen 5. başkandan biri. 1817-1825 yılları arasında yönetti. "amerika amerikalılarındır" sözünün sahibidir. monroe doktrini amerika'nın avrupa politikalarına bulaşmamasını ve amerikan hükümetinin yalnızca amerikan halkı için mesai harcamasını öngörüyordu. dönemin dış işleri bakanı adams "amerika, canavarları ortadan kaldırmak için denizaşımı girişimlerde bulunmaz yalnızca özgürlük ve bağımsızlık için iyi dileklerde bulunur" diyordu. monroe bir konuşmasında "amerika yalnızca kendi halkının koruyucusudur" cümlesiyle karmaşık avrupa politikalarına girmeyi reddediyordu. bu görüş atatürk'ün
    --- spoiler ---
    asya için, avrupa için bizim kanunumuz aynıdır
    tam bağımsızlığımızı korumak,
    her şeyi türk cephesinden değerlendirmek!..
    --- spoiler ---
    politikasının bire bir aynısıydı. 1845 yılında texas'ın monroe doktrini kapsamında amerika'ya bağlanması ile hatay'ın türkiye'ye katılması ise süreç bakımından neredeyse aynı yürütülmüştü.

    60* monroe bu politikasını içeren monroe doktrinini cumhuriyet'in ilanından tam yüz yıl önce, 1823'te ilan ediyordu. böylece amerika avrupa'dan soyutlanıyor, "amerika dışarıya kapanıyordu." bunun dışında monroe avrupa devletlerinin amerika bölgesinde toprak genişletme faaliyetlerini de ulusu açısından tehlike olarak görüyor ve avrupa'nın amerikan işlerine karışmasını da istemiyordu. iç huzurun sükunu için tam bağımsızlık ön gören bu doktrin atatürk'ün yurtta sulh cihanda sulh bakışıyla nerdeyse paraleldi.

    61* bu doktrinin amacı totalde ülkenin üreterek büyümesini hedefliyordu. devlet ne kadar bağımsız ve dışa kapalı olursa iç politikada üretim ve kalkınma meseleleri ile o kadar daha kolay ilgilenilirdi. nitekim öyle oldu, amerikan ordusu dünyanın en büyük orduları arasında taa 14. sırada bulunuyordu. buna karşın amerika büyük avrupa devletlerinden daha fazla enerji tüketiyordu. amerikan sanayii italyan sanayiinden on üç kat daha büyüktü. bu açıdan da atatürk'ün "kalkınmacı anlayışı" ile monroe doktrini benzerlikler barındırıyordu. amerika önemli bir amerikan iç savaşı yaşamıştı. türkiye ise önemli bir kurtuluş mücadelesi vermişti. monroe halkın çok sevdiği bir başkan oldu. mustafa kemal de halkın çok sevdiği bir başkan oldu.

    62* monroe doktrini halk tarafından öyle benimsendi ki, ülkedeki üretimde patlama yaşandı. nüfus ikiye katlandı. türkiye de yıllar sonra "10 yılda 15 milyon genç yaratmakla" övünecekti. monroe doktrinin halk üzerinde yarattığı milli hedef dalgası tam 70 yıl sonra amerika'yı dünyaya kendi doğrularını kabul ettirebilecek bir küresel güç yarattı. fakat monroe doktrini halk tarafından öyle benimsenmişti ki, 90 sene sonra başlayan 1. dünya savaşı'na fazlaca müdahil olan ve monroe doktrininden kopma gösteren ünlü başkan wilson versay antlaşması ile avrupa'ya gücünü kabul ettirebildi. fakat kendi halkına bu anlaşmayı ve milletler cemiyeti projesini kabul ettirebilmek için 22 günde 8000 mil yol kateden ve 37 konuşma yapan wilson bunu başaramadı. ardından seçimleri monroe doktrini benimseyen warren g. harding'e karşı kaybetti.

    63* atatürk'ün bilerek yahut bilmeyerek monroe doktrinin bir benzerini politik olarak benimsedi. "kendi kendine yetebilen bir türkiye" hayali nedeniyle avrupa siyasetine ve islam milletlerine öncülük etme rüyalarına girmedi. zira devlet yoksuldu. ülkenin gücü yoktu. bu nedenle tehlikeli alanlara girmek risk taşıyordu. mustafa kemal bu yüzden batıya fetihçi ve cihatçı osmanlı politikalarından vazgeçtiğini duyurmak için laiklik ilkesini getirdi ve hilafeti kaldırdı. takvim, kıyafet devrimi vb. kanunlarla avrupa ile sıcak ilişkiler kurma ve batılılaşma hareketi izledi. böylece yurt içinde üretim ve kalkınma hamleleri yapabilmek için sakin bir ortam yarattı.

    64* mustafa kemal ne zaman dış politik alanda musul sorunu, hatay sorunu gibi konuları kaşısa şeyh said isyanı, dersim ayaklanması gibi olaylarla mücadele etmek zorunda kaldı. fakat buna rağmen türkiye kendi milli hedeflerine ulaşması açısından aradığı sükunet ortamını buldu. mustafa kemal 1923 izmir iktisat kongresinde bu kalkınma modelinin esaslarını benimsemişti. bütün çabalar ülkenin kalkınmasına yöneldi. mustafa kemal'in niyeti önce tarım üretimi ve sonra sanayi hamlesiydi. çünkü nüfusun büyük bölümü kırsalda yaşıyordu. bu nedenle devlet gelirinin %30'unu oluşturan aşar vergisini kaldırılarak çiftçiye muazzam bir kıyak geçildi. yıllarca savaş ve isyan gören topraklarda artık üretim zamanı gelmişti. tüm millet muazzam bir kenetlenme ile çalışmaya başladı.

    65* fakat bir sorun vardı, milletin elinde sermaye yoktu. bu nedenle yerli sermaye oranı düşüktü. bir çok alanda üretim sıfırdı. bu sorun karşısında devletçilik prensibi ortaya atıldı. fabrikaları devlet kuruyor, işçiler çalışıyor ve neticesinde çalışan işçiler fabrikadan hisse alıyordu. karabük demir çelik fabrikası bu metotla kuruldu. bir çok madenin üretimine başlandı. 1927'de teşvik-i sanayi kanunu çıkarıldı. buna göre; fabrika ve madenlere parasız toprak veriliyor, bunların özel denetim altına girebilmeleri için emlak, arazi ve kâr vergileri ile telefon ve telgraf ücretlerinden muaf tutulmaları öngörülüyordu. fiyatı yabancı malından daha pahalı ve kalitesi daha düşük de olsa hükümet dairelerinin yerli malı satın almaları gerekiyordu. yerli malı yurdun malıydı. hükümet her fabrikaya üretiminin % 10’u kadar yardım sağlamaya yetkiliydi. buna karşılık bu tür yerlerde yalnız türk işçileri istihdam edilecekti. kanuna göre fabrika kuranlar 15 yıl süreyle alanlarında tekel olarak kalacaklar, kanunu uygulama dışında devletin hiçbir müdahalesiyle karşılaşmayacaklardı.

    66* gümrük tarife kanunu yerli sanayinin korunması amacıyla yeniden tanzim edildi. sanayicilere kredi sağlamak amacıyla 1925’te sanayi ve maadin bankası açıldı. alınan bu tedbirlerle 1923’te 386 olan sanayi kuruluşlarının sayısının 1933’te 1087’ye yükseldi. bununla paralel olarak türkiye’de sanayi işçisi sayısında da önemli bir artış ortaya çıktı. 1921’de 76.216 olan sanayi işçilerinin sayısı 1927’de 256.855’e yükseldi. 1927’de toplam 17 milyon lira olan sanayi imalatı 1933’te 137 milyon liraya çıktı.

    67* izlenen politikalarda 1930 yılı itibariyle devlet ağırlığı iyice artmaya başladı. 1930’da türkiye cumhuriyeti merkez bankası kuruldu. sovyet rusya’dan getirilen ekonomi uzmanları tarafından 1934-38 yıllara arasında uygulamak üzere birinci beş yıllık kalkınma planı hazırlandı. plan ile kimya, demir, kâğıt, kükürt, sünger, pamuklu ve yünlü kumaş, şeker sanayinin geliştirilmesine; hammadde yönünden dışa bağımlı olmayan sanayi tesislere; özel girişimcilerin altından kalkamayacağı büyüklükte sermaye ve ileri teknoloji gerektiren projelere öncelik verilmesine; kurulacak tesislerin yurtiçi tüketimi karşılayabilmesine önem verildi.

    68* 1933 yılında sanayi yatırımlarını finanse etmek, ağır ve hafif sanayinin gelişmesine öncülük etmek, devlet fabrikalarını işletmek, plana uygun olarak yeni fabrikalar açmak ve özel sermaye ile diğer alanlarda faaliyetlerde bulunmak amacıyla sümerbank kuruldu. 1933’te vilayet, belediye ve köy idarelerinin vergilerinin % 5’ini ve bu idarelerin gelişme planlarındaki projelere maddi kaynak sağlamak amacıyla iller bankası kuruldu.

    69* elektrik enerji, petrol ve madencilik alanlarındaki araştırma ve işletmeleri denetlemek ve yönetmek üzere 1935 yılında etibank ve maden tetkik ve arama enstitüsü kuruldu. 1938 yılında cumhuriyetin ilk yıllarında millileştirilen ticaret gemileri, liman ve rıhtımları işletmek amacıyla denizcilik bankası kuruldu. bunların yanında iki devlet şirketi daha kurulmuştur. bunlardan biri belirli ürünleri satın alarak ya da satarak tarım fiyatlarını dengede tutmak amacıyla kurulan toprak mahsulleri ofisi diğeri de reji idaresiyle fransızların elinde bulunan şirketin alınarak alkollü içkiler, ispirto, kibrit, çay, tuz ve bir süre için yağ ve benzin olmak üzere devlet tekellerini yönlendiren tekel’dir.

    70* devlet osmanlı döneminde şaha kalkan yabancı sermayeyi minimize ederek yerli yatırımcıyı yüceltmek istemişti. yerli yatırımcının sermayesi olmadığından devlet bu kez kendisi bizzat devletin kalkınması için üretime dahil oldu. devletin bu tip konulara mesai harcayabilmesi için savaşsız, masrafsız ve tehlikesiz bir dış politikaya ihtiyaç vardı. tam yüz yıl önce, monroe doktrini ile amerika bu şekilde şahlanmıştı. bu kez de mustafa kemal "zararsız" batı politikası ile kalkınma konusuna eğilmiş ve türkiye'yi şahlandırmak için işe koyulmuştu. yukarıda anlattığım gelişmelerin hiç birinde "yabancı sermaye" tapıcılığı yapılmadı. mustafa kemal yerli malını yabancı maldan üstün tuttu. milli değerleri satmak bir yana dursun, osmanlı döneminde satılmış değerleri geri alarak millileştirdi. çünkü bu milletin yabancılara değil bu millete ihtiyacı vardı.

    71* mustafa kemal'in bu politikaları türkiye'yi gerçekten şaha kaldırmıştı. 1930’lu yıllar türkiye sanayisinde ilk ciddi ve büyük yatırımların yapıldığı yıllar olmuştu. sanayide yıllık ortalama % 11,6 gibi muazzam bir büyüme gerçekleşti. devlet 1938 yılı itibariyle temel tüketim malları ihtiyacından “üç beyazı” (un, şeker ve dokuma) kendi kendine ve yerli üretimle karşılar duruma geldi. dönemin iktisat vekili celal bayar “bu memleketin çocukları memlekette sanayi vücuda gelsin diye büyük bir külfete katlanırken bunun nimetini ecnebilere kaptıracak değiliz” diyordu.

    72* öyle de oldu. üstelik mustafa kemal bu dönemde asla washington'a muhtaç olmadı. yabancı sermayeye el açmadı. milli kaynakları satmadı. ne yaptıysa milleti ile birlikte yaptı. çünkü mustafa kemal asla hayal peşinde koşmadı. ülkesine durduk yere düşmanlar kazandırmadı. başka ülkelerin liderleriyle hiç zıtlaşmadı. kendi halkıyla ters düşmedi. tek önceliği kalkınmaktı. ve ülke kalkındı. dünya 1929 buhranı ile çalkalanırken türkiye mustafa kemal döneminde henüz kimsenin ulaşamadığı şekilde yıllık ortalama %7,5 büyüdü. dış ticaretin hiç açık vermediği tek dönem mustafa kemal atatürk dönemi oldu.

    devamı gelecek.
  • soyadının meclis tarafından verildiğini bilmeyen hırsız akp yandaşları tarafından eleştirilen büyük devlet adamı.