şükela:  tümü | bugün
  • mustafa öztürk hoca'nın bir iki videosunu izlemişimdir. bu ilahiyatçı hocanın yaptığı şey, asırlardır insanoğlunun inanç, dinler konusunda yaptığı olağan davranışlardan bir emsal sadece. ağzınızdan bal aka aka anlattığınız ibrahim peygamber kıssası bu hocanınkinden farklı mı idi sanki? ibrahim peygamber de putlara baktı '' bunların kendisine şefati yok, kendisini koruyamayan, bizi nasıl korusun...'' diye balyozla putlara girişirken hangi itici güçten referans aldı? tabi ki de aklın mantık ve kıyas silsilesini kullandı. bruno bir evrene, bir gezegenimize baktı, dünya evrenin içinde zerre,
    dünya evrenin merkezi olamaz, sanılanın aksine evren çok çok büyük bir yapı, diye düşündü ve yaratıcının ihtişamı sizin sandığınızdan daha büyük, diye yakılma pahasına fikirlerini haykırdı ( zaman kendisini yakanların soytarı, bruno'nun haklı olduğunu kanıtladı).
    ne güzel dünya, sen, kendi inanamadığın tüm dinlere aklın eleştirel penceresinden bak, bir başkası senin inançlarına akıl, mantık açısından baktığında, ooovv dinimize, inancımıza saldırıyorlar..., diye viyakla.
    anan dememiş, baban dememiş, belli bir mantık çerçevesinden bu tarz bir vahiy dili, muhteşem kainatı yaratan ilahi ihtişamın dili olamaz, diye bir mantık yürütmüş.
    biz de aynı mantığı kullanıyoruz. evrenin ihtişamına bakıyoruz ve diyoruz ki, böyle bir mutlak kudret, yanında kıyas olarak bir hiçin saçı açık... vs , diye bir hiçi niçin sonsuza kadar cehennemde yaksın? yarattığı evrendeki en muhteşem mahlukattan tanrının talebi bu olabilir mi? bu talep ilahi ihtişama akıl ve mantık açısından uygun mudur? bizi meleklerden vesair her şeyden üstün kılan vasfımız akletmek ise bu vasfımızı kullanmak niçin suç olsun.
    en fazla yapacağınız şey, viyaklamayı, tehdidi bırakıp ilgili hocaya, akıl, mantık, bilgi çerçevesinde karşı tez sunmanız.
    ama tarihin sayfalarına baktığınızda, söyleyecek akla uygun karşı tezi olmayanların yaptığı tek ortak eylem, ya yakmak, derisini yüzmek yada kazığa oturtmak olmuş.
    fakat çaresi yok, çember daralıyor, tüm zulmünüze rağmen, yenilecek ve öncekiler gibi tarihin tozlu sayfalarına atılacaksınız.
    fikirleri mevcut geleneksel inançlarla çatışıp istifa eden ilahiyatçı.
  • 40 dakikalık videosunu izlediğim şahıs. üşenmeden izledim çünkü bu muhabbeti merak ediyordum.

    adamın 40 dakikalık videosundaki muhabbet aslında yaklaşık olarak şu. ateistler böyle böyle diyor. söyleyecek kelime bulamıyoruz. bu konularda ilahiyat camiası hem bilinçlenmeli hem de müslüman halkı bilinçlendirmeli. biz islamı magazin gibi yaşıyoruz. din programlarında magazinsel şeyler konuşuluyor başka şeyler konuşulmuyor. dolayısıyla insanlar islamı anlayamıyor. anlayamadığı konuda da ateiste cevap veremiyor.

    örnek olarak verdiği konu da 2 dakikalık videoda geçen konu. "andromedayı yaratacak çapta olan allah, kitabında bu çaptaki şeylerle uğraşıyor olabilir mi? bu sözler allahın sözü olabilir mi?". "olabilir" diyor hoca. ama bunu islamı iyi tanımayan bir müslümanın ağzından söylüyor. yani diyor ki söyleyecek lafın yok diyor.

    mesela bu konuya yaklaşımı ise genel olarak şu şekilde. allahın dili bizim bildiğimiz şekilde sesten harften oluşmaz. hz. muhammed bir tercümandır ve insandır. allahın vahyi(bakın sözü değil çünkü allah söz söylemez allah dil konuşmaz vahyeder) tercüman tarafından insan algısı çerçevesinde tercüme edilir. insanların anlayacağı şekilde çevrilerek kurana aktarılır.

    bir nonteist**olarak yeterli bulmuyorum mesela bu açıklamayı ben ama sonuçta bir yaklaşımdır. 2 dakikalık kısımdan önce bunu açıklıyor. sonra da sen bunları çözemezsen adam sana sorar apışıp kalırsın diyor. mevzu bu.

    üzüldüğüm nokta bu adamı linç edenlerin 40 dakikalık videoyu araştırmayacak, araştırıp bulsa da izlemeyecek, izlese de 2. dakikada kapatacak, 2. dakikada kapatmasa da hocanın kullandığı kelime ve cümle yoğunluğunu kavrayamayacak insanlar olması. yazık etmişler adama.

    hocanın istifasını gördüğümde neden acaba farklı bir durum varsa açıklamaya çalışmadı demiştim. videoyu izledikten sonra anladım. hocanın videodaki bütün taşı zaten müslüman güruha.

    sevgili bu olayı merak eden arkadaşlar. mesela siz de bu yazdığımı okuduktan sonra bana inanmayın. belki de kötü niyetli puştun biriyimdir ve sözleri yalan yanlış sizlere aktarıyorumdur.

    adamın açıklamaları burda. buyrun.

    https://www.youtube.com/watch?v=kvt_5vfbiwi

    edit: nonteist diye bir şey varmış.
  • "30 yıldır her sabah karın ağrısıyla uyandım, istisnasız. bağırsağımın bir kısmını çöpe attırmak durumunda kaldım. ama bir gün olsun "başkaları neden sağlıklı da ben böyleyim" demedim. çünkü dünyanın olayı bu. ayet diyor çünkü: muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri müjdele."

    allah razı olsundur. vallahi güzel adam.
  • öteki gündem programında evrim tartışmasında bulunmuş ilahiyat profesörü. evrim ve yaratılışa dair sorularda kur'an'ın yetersiz kaldığı yerde sallamak yerine yanında duran bilim insanlarına topu atması bazı dincilerin zoruna gitmiş ve saçma sapan argümanlarla bok atmaya çalışmışlardır. ' allah'lı bir aydınlanma neden olmasın ? ' gibi bir söylemde bulunarak da bildiğimiz ilahiyatçılardan farkını belli etmiştir.
  • islamın altın çağında yaşamış birçok islam filozofunun söylediğinden çok daha azını söyleyen, anlatan ilahiyat profesörü.

    iyi ki bu hocayı eleştiren müslümanlar altın çağ filozoflarını okumuyor, okusalar iş iyice çığrından çıkacak, övdükleri adamlara her gün sövmeye başlayacaklar.
  • ilahiyat fakülteleri, din kültürü ve ahlak bilgisinin öğretildiği yerler değildir. mustafa öztürk'ün yaptığı tartışmaların, tutarlı olsun ya da olmasın bu fakültelerde yapılması gayet olağandır ve makuldür. bu sebeple, bu konuları mevzubahis eden insanları saçma bir refleksle oralardan attırmaya çalışmak abesle iştigal etmekten öteye de gidemez. eğer bir cevabınız var ise, katılmıyorsanız, aynı şekilde karşısına çıkar sunarsınız. linç kültüründen beslenmek, o alanda kendini tek otorite olarak sunmak ve bütün alanları kapsamaya çalışmak, ne olanı ilerletir, ne de literatüre yeni bir katkı vermeyi olanaklı kılar.

    kendi hesabıma mustafa öztürk'ü çok duygusal ve kopuk buluyorum. katıldığı televizyon tartışmalarında, taban tabana zıt olduğu adamları bile hakkıyla eleştirmiyor, sürekli kendini savunmacı pozisyona indirgiyor. diğer taraftan, bu tür söylemleri tabii ki de yeni değil. yazdığı kitapları açın okuyun, meşhur olan videosun on katını bulabilirsiniz. en temel düzeyde savunduğu görüş şu: muhammed'in vahyi sadece mana olarak aldığı, onu dilsel forma dökerken kendi için bulunduğu kültürün kodlarıyla ve duygusal olarak bildirdiği yönündedir. diğer taraftan, kıssalar yönünde de aynı tür fikrileri bulunuyor. kıssaların tarihi olarak yaşanıp yaşanmadığı meçhuldür, ana hedef ders vermektir. bu görüş tamamiyle mustafa öztürk'e ait değil, halefullah ve ebu zeyd gibi düşünürler bundan yıllar önce benzer görüşleri ortaya atmışlardı. ancak iş savunamaya gelince orada tökezliyorlar işte.

    dikkat edin, mustafa öztürk konuşurken sürekli geçmişe atıf yapar. eski tefsir alimlerine,din bilginlerine falan. aslında altında biraz sinsilikte yatıyor. şunu demek istiyor: bakın, bunu ben demiyorum, sizin en önemli alimleriniz bile aynı şeyi söylüyor, siz sadece modernleştiniz, dini kendi kılıfına uydurmaya çalıyorsunuz ve bu sebepten kabul edemiyorsunuz. ancak problem şu ki, mustafa öztürk bunu yaparken, kendi aklına yatmayan kısımları es geçiyor ve aynı konulardan aynı alimlerden bir türlü yararlanmıyor. sürekli kendini ''ben pozitivist değilim'', diyerek kurtarmaa çalışması da cabası.

    uzun lafın kıssası, öztürk kendi metodolojisinin arkasında duramıyor, kaçak güreşiyor. ''benim düşüncem bu yöndedir'' demek yerine, -kitapların hareket edersek- alıntılar silsilesine giriyor ve kalıyor.

    son söz, ne olursa olsun, ne kadar tutarsız olursa olsun, linçlemek yahut attırmaya çalışmak yakışmaz. hiçbir şey tartışılamaz değildir, tartışılır. eğer fikriniz aksi yöndeyse çıkıp söylersiniz, kaçak güreşmezsiniz.
  • dün katıldığım seminerin konuşmacısıydı kendisi. 3.5 saatlik seminerde birkaç kere ekşisözlük'e ve yazarlarına atıfta bulundu. "bizim bu yazarlara, gezi'deki gençlere, x, y, z jenerasyonlarına hitap edebilecek bir dil geliştirmemiz lazım. dini okullarda sünepe (tam bu kelimeyi kullanmadı) din öğretmenleri islam/peygamber vs. anlattıkça fen liselerinde çocuklar dindar filan olmaz bilakis dinden soğur. hoca üzerinden dinle de alay eder hale geldiler" dedi.

    kelimesi kelimesine olmasa da mealen "inanmayanlara karşı dininizi bu kadar da savunmaya geçmeyin. tepkisel cevaplarla saçmalarsınız, zaten inanç rasyonel, aritmetik bir şey değildir. yüreğinizle iman edersiniz, aklınızla değil", dedi.

    hocamın ellerinden öpemedim tabii o ortamda. ama isterdim.

    inanmaya inandım yeniden.
  • kendisini aralıklarla takip eden biri olarak üslubu tavrı tarzı hususunda ekseriyetle bıkkın, aniden nükseden zıvanadan çıkan hayret ettiğim hoyrat bir hali var. asıl garipsediğim ruh halinde dokunsalar ağlayacak bir hava hakim. bu halini ne kadar garipsesem de iştahla da merak etmedim. motivasyon için davet edildiği konferansta hayat hikayesinden bahsettiğinde tavrına hakim olan havayı anlıyorsunuz. 6 7 ay gibi kısa süren bi evlilik, akabinde annesinin intiharı ("düşünsene sabah kalkıyorsun annen gözünün önünde ipte asılı vaziyette") ve hayatını, hareket alanını kısıtlayan bağırsak hastalığı. öyle ki bu hastalık çok sevdiği futbolu da oynamasına mani olmuş.. böylesi zorluklar yaşayan birinin bu ruh halinde gayet tabii.
    mustafa hoca aslında hiç ilahiyatçı olmak istememiş hatta tercihlerinde bir tane bile ilahiyat yokmuş hukuk siyasal vs yazmış. fakat babası başa ilahiyat yazmazsan babalık hakkımı helal etmem deyince yazmış ve kazanmış. babası iskender paşa dergahına emanet ediyor bi süre sonra oradan kovuluyor ardından yurttada çağdaş ilerici öğrenciler hocaya ilahiyatçı olması sebebiyle böcek gibi bakıyorlarmış. anlayacağınız ne isa'ya ne musa'ya yaranabilmiş..
    akademi süreci var ki evlere şenlik! araştırma görevlisi olduğuna bi dakika sevinemeden dönemin rektörün şantajları.. bu süreçte önüne onca engel çıkmasına rağmen yılmamış. iyi ki de yılmamış..
    hocanın tekelci, yegane hakikatin kendisi olduğu gibi bi tavrı yok. herkesten her şeyden bi şeyler öğrenilebileceği kanaatinde. keşke her türlü farklılığı, her kesim birbirine karşı (rahmet) zenginlik olarak addedebilse.
  • ay bu dincilerin de kendi inandığının tıpkısına inanmayana ateist yaftası sıkmadı mı ya. 700'lü yıllardan beri aynı geyik. sıktı artık arkadaşlar. herkes kendi inancını yaşıyor işte.

    nasıl pakistandaki müslüman reenkarnasyon benzeri şeylere inanıyorsa, nasıl balkanlardaki müslüman cinlerin yanında vampirlerin varlığına inanıyorsa, dünya üzerinde ne kadar müslüman varsa o kadar islam var işte anlasanız mı bunu ya.

    adam inançlıyım diyorsa. sana mı kalmış pezevenk insanların inancını sorgulamak.
  • "hayatınıza anlam katan, varlığınızı manidar kılan bir uğraş. bir hedef, bir nihai gaye olarak buraya odaklandım kilitlendim. evet giriş tarzım biraz iyi olmadı. babam çok örselemişti beni, yıpratmıştı. imam hatipteki hocalarımız bizi din adına bayağı bir hırpalamıştı, usanmıştım. ama allah benim içime şöyle bir duygu verdi; mustafa beni babandan bağımsız sev. baban benim adımı kullanarak sana şiddet uyguladı ama ben şiddeti sevmem. beni ben olarak sev. benim kitabımı da imam hatipteki tefsir hocanın agresifliğinden bağımsız sev. hocam bundan dolayı ben çok kez pire gördüm yorganı yak diyen ama pire yüzünden yorganı yakmadım şükürler olsun."

    mezkur alıntının geçtiği söyleşinin tamamı