şükela:  tümü | bugün
  • akşama doğru yorgun argın evime geliyorum. herkes kadar zor bir hayatım var. istiyorum ki gevşeyim, rahatlayım, yorgunluğum gitsin..

    internetine, yayıncı kuruluşuna, şuna, buna, ona.. fazla fazla para döküyorum, her ay kol gibi fatura ödüyorum.

    eve geliyorum mesela internet yok veya anlaştığım hızın çeyreği kadar vs.
    sinirleniyorum.
    yani öyle sinirleniyorum ki sinirden kendimi sikecem artık.
    yapamıyorum.
    kendime acıdığımdan değil. fiziksel koşullar el vermediğinden.

    sinirli şekilde müşteri hizmetlerini arıyorum.
    merve, o neredeyse anlaşılamayacak derecede, neredeyse dokunsan kırılacak tatlı sesiyle: "melaba ben merve nasıl yardımcı olabilirim." diyor.
    merve hanım, bu neden böyle oldu? diyorum.
    merve bana saçma sapan cevaplar veriyor. anlamsız mazeretler gösteriyor.

    merve,

    işte o zaman ben sana: " allah allah. nasıl olabilir? bu kadar da olmaz. lütfen yardımcı olun" diye, para verdiğim halde, üste bir de yalvarıyorum ya.
    hah! işte orada sana gerçekten söylemek istediklerim bunlar değil aslında..

    ben sana aslında:
    " merve senin kafanı sikeyim. şimdi bu söylediğinle konumuzun ne alakası var amına kodumun malı. telefonu öbürüne ver çabuk sikecem yapacağın işi." demek istiyorum.

    ama diyemiyorum. demiyorum.
    neden demiyorum.

    belki merve'nin narin bir yapısı vardır gereksiz yere üzülür..
    merve belki yorgun bir annedir.
    merve'nin belki anası babası hastadır.
    diyorum.
    merve kesin ihtiyaç sahibidir. bir avuç paraya gecenin bu saatinde bilmediği bir işle uğraşmazdı.
    diye aklımdan geçiriyorum.

    gayet yumuşak bir tonda: "lütfen başkasına ver telefonu." diyorum..
    ezgi karşıma geliyor, ondan esra derken..

    bu arada yeni aklıma geldi bak.

    lan bu feyzalar, rümeysalar bana mı denk gelmiyor yoksa bu işlerde çalışmıyor mu bunlar.
    nerede çalışıyor bunlar amk. bilenler aydınlatsın.

    neyse.

    telefon en son murat'a veriliyor.
    murat, ağzını yaya yaya ne dediği tam anlaşılmadan"merhaba ben murat nasıl yardımcı olabilirim?" diyor.

    murat,

    senin o beceriksizliğine rağmen hala, "murat bey, hadi birader. sen yetkili bi abiye benziyorsun.hadi bak. hallet şu işi.." falan diyorum ya.
    hah! işte ben orada aslında:
    "senin o kemçük ağzını sikeyim murat. seni anlamıyorum kırıtarak konuşma amk gavatı. zaten bir işi halledemediniz, yavaş konuş.
    demek istiyorum.

    ama demiyorum.
    neden demiyorum?

    murat'ın diyorum bankalara milyarlarca borcu vardır.
    murat işe 70 kişilik otobüsün içinde 500 kişiyle seyahat ederek geliyordur.
    murat seviyordur, evlenmeye parası yoktur.

    şimdi demeye demeye ne oluyor.
    şemsiye bana girdiğiyle kalıyor. sektirmeden ödediğim faturalar birer kerizlik vesikası olarak gözümün önüne geliyor. çıldırıyorum.

    ben yine de bunları da yazmak istemezdim esra, merve, tuğba, murat, mehmet..
    ama artık dayanamıyorum.
    kusuruma bakmayın ya da en yetkili kişiye ver deyince telefonu ona verin.

    tanım: kastamonuludur.