şükela:  tümü | bugün
  • arcadium'da eskiden iceboys adı altında faaliyet gösteren mağazada bunlardan bissürü bulunabilmekteydi. tezgahtarlar, yardım istememenize rağmen nereye giderseniz gidin sizi 2 adım gerinizden takip ederlerdi. bazen sırf meraktan ortada duran tişört standlarının etrafında tur atardım. sağolsunlar, beni bir kere bile olsun yanıltmadılar. ben döndüm, onlar döndü. ben döndüm, onlar döndü...
  • adam gibi yonetilmeyen, elemanlarini egitmeyen magazalarda cok gorulen bir modeldir. adim adim musteriyi izleyip ne alacaksan al ,boole etrafina bakinarak bizi ugrastirma yaklasiminda bircok tezgahtar vardir. ya da musteriye yapisip, almasi icin baski yaparak daha iyi satis yapilacagini sananlar da vardir. bu modelden bazilari, hirsizliga engel olmak icin de musteriyi yakin takibe alir. tabii potansiyel hirsiz muamelesi yapilmasi, bir turlu dibinden tezgahtarin ayrilmamasi sonucunda sinirlenen musteriler hicbirsey almadan da dukkandan cikabilir. mali kurtaracagim diye paranoyakca yaklasan tezgahtarlar, gunu bu yaklasimlarindan oturu cok az satisla kapatmak zorunda da kalabilir.
  • ikrah ettiren tezgahtardır. güzel güzel geziyorsundur. aklında bişi yoktur. hoş bişi bulursan belki alacaksındır. ama yok. illa gelip karışacak. karışmakla kalsa iyi. neticede bi kez sorup edip çekilene lafımız yok. ama yok bu senle beraber turlayacak. ensende nefesi. tutup baktığına müdahale edip "bakın şu modellerimiz de var" diyecek. tamam ben gelicem o modellere. biraz sabır.

    elbette belki mecburdur, benimle dolaşmaktan o da keyif filan almıyordur, işi gereğidir şudur budur ama ben şahsen peşimde "nasıl bir şey baktığıma bakan" bir kişiyle beraber mağaza dolaşmaktan hoşlanmıyorum arkadaş. kimsenin de hoşlandığını sanmıyorum. onun peşinden de biri dolaşsa hoşuna gider mi? hiç sanmam. iyi ben de "nasıl bir şeye baktığıma bakan satıcıya bakan görevli" talep ediyorum o halde. nasıl bir şeymiş anlasın. ayrıca böyle bir durumla karşılaştığımda, alacağım varsa da vazgeçip bir an önce oradan uzaklaşıyorum. oh be. ne dolmuşum hea.
  • (bkz: surekli takip halindeki tezgahtar)
    müşteriyi siklemeyen tezgahtara göre daha az sinir bozucudur.
  • insanın alacağı varsa bile almamasına neden olan tezgahtar modelidir bunlar. zahatsızlık vericidir.
  • sattırdıkları ürün sayısıyla belli bir kotayı doldurup prim alan tezgahtarlardır. sırf konuşmasın diye kulaklık takılarak gezilse de fayda etmez, kedi gibi peşinde dolanır. aniden arkanı dönüp "bö" desen korkacak yani o derece. hele kucağınızda almaya karar verdiğiniz birkaç ürün görmüşse vay halinize,"kışt" deseniz gitmez.
    asıl amaçları müşteriye yardımcı olmak olması gerekirken, para harcamaktan keyif alan fakat ne alacağını bilemeyenler için tasarlanmışlardır. bu durumda kurunun yanında yaş da yanar.bir derdim olsa ağzım var dilim var,çağırır sorarım değil mi güzel kardeşim?!...
  • bir de bunların bankacı versiyonları vardır.her ikisinin ortak özelliği ay sonunda ceplerine sattıkları kadar prim girecek olmasıdır.
  • adam adama markaj prensibiyle çalışan tegahtardır. alan savunmasını benimseyenler kesinlikle tercih sebebidir. hakan şükür gibi çapraz koşularla markajdan kurtulmak isteseniz de yemez. en iyisi önden birilerinin mağazaya girmesini ve tezgahtarlar tarafından kapılmasını beklemektir. prensip olarak, sırf bu markaj olayından tiksindiğimden, eğer bir mağazanın tüm çalışanlarının gözü kapıda ve içerisi de tenhaysa kesinlikle girmiyorum oraya. teğet geçiyorum hamdolsun genelde o mağazayı.
  • insanı alışverişten tiksindiren kişilerdir. şöyle rahat rahat bakıp bir şeyler beğenmek istersiniz ama hayır, olmaz; olamaz. peşinize takılıp bıraktığınız her üründe pis pis bakmak en önemli görevlerindendir. "neyse teşekkürler zahmet verdim ehm..." e benzer laflar mırıldandığınızda ise yüzlerindeki gülümseme ile birlikte bu bakışların sertliği hat safhaya çıkar. içeri girip bakındığınızda, özellikle giyim mağazasıysa gitgide yaklaşan korkunç ayak seslerine aldırmamaya çalışarak içinizden "gelme ya, çıkıcam ben zaten şimdi, valla..." dersiniz çaresizce. ama durum vahim bir hal almış ve yanınıza gelip "nasıl bir şey istiyorsunuz?" diyerek o ölümcül soruyu sordularsa, o an bilin ki dostlar, artık yapabileceğiniz pek bir şey kalmamıştır. "hiç, öylesine bakıyorum..." deseniz de zorla, uyduruk bir gülümseme ile, işe yaramaz. tebrikler, artık bir kuyruğunuz vardır.
  • bence; aslında kendileri de bu durumdan rahatsız olan fakat yapmaları gereken bu olduğu için öyle davranan insanlardır.

    işin ucunda, ya her sattığı üründen alacağı prim vardır ya da "müşteriyle ilgilenin, müşterinin peşini bırakmayın." diyen bir mağaza sahibi.

    yoksa, o insanların da, kendilerinden rahatsız oldukları her halinden belli olan kişilerin peşinde gölge misali dolaşmaktan zevk alacaklarını düşünmüyorum.

    ha, bir de bunların tam ters versiyonları vardır. mağazanın içinde amaçsızca dolanır dururlar. yalandan reyon düzeltmeler falan... sonra, tam sen "bunun x bedeni var mı acaba?" diye sormaya yeltendiğinde etrafında kimseciklerin olmadığını fark edersin. o da kötü olur.