şükela:  tümü | bugün
  • bir hükümdarın kayıtsız şartsız idaresi altında bulununan hükümet şeklidir.
  • 30 yıl savaslarının avrupada feodalitenin cöküsüne zemin hazirlamasi ile birlikte ortaya cikan yönetim bicimidir.ayrica fransada cübbe aristokrasisi olarak bilinen sınıfın dogmasına da yol acmıstır.ayrıca;
    (bkz: richelieu)
    (bkz: mazari)
    fransada fransız devrimi ile birlikte son bulmustur.
  • 1) meşruiyetini geleneklerden alan siyasal otoritenin tek bir elde toplandığı,
    2) bu otoritenin iktisadi teşebbüsler ve kazanımlar üzerinde kontrol kurduğu,
    3) yine bu otoritenin kilise ve din öğretisi ile iç içe geçmiş olduğu yönetim şekli.
  • mutlak-i-yette mutlak bir hükümdar,hanedan,ailede olur yönetim, özgürlüğünüz mutlak sınırlarda olur, hanedanın irade ettiği şeyler mutlaka yapılmalıdır.
    ıstılahta ıtlak, mukayyed (kayıtlı, bağlı, sınırlı) olmanın zıddıdır mutlak da ıtlak kökünden gelir dolayısıyla mutlak sahibi hükümdarı denetleyen yoktur, dilediği şeyi yapar kollektif akılları dilerse alt eder iq sü 50 bile olsa neden çünkü mutlak hükümdar odur.
    yönetimde mutlak tekillik, 1 volt fikirle beslenir, oysa herkesin katıldığı biryönetim milyonlarca volt elektrik üretir onun içindir ki aydınlanma çağını yakalayanlar kollektif ruha sahip olanlar olmuştur. evet ben cilacıyım, arkadaşım marangoz bir başka arkadaşım boyacı üçümüz iyi bir masa yapabiliriz ama mutlak biri zor yapar, kaldı ki bilim, ekonomi, kültür, sanat, siyaset, uluslararası ilişkiler,hukuk, eğitim, sağlık gibi tüm kamunun içinde olduğu milyonlarca insanın oluşturduğu koca bir devlet mutlak biri ile yönetilemez. onun içindir ferah seviyelerinin arttığı topllukların adıdır cumhuriyet...
  • tarihte pek de bilinmeyen bir örneği için (bkz: dominate)
  • ülkemizin yönetilme şekli.
  • (bkz: saltıklık)
  • mutlakiyet modelini kullanan devletler, devlet yapılanmalarının ortaya çıktığı mö 4. binyıldan itibaren, başta mezopotamya ve nil havzası olmak üzere dünyanın her yerinde görülmüşlerdir. sümerliler, mısırlılar, yunanlar, türkler, çinliler, soğdlar (iranlılar) ile çeşitli amerika ve avrupa halkları, mutlak monarkların, kralların ve imparatorların yönetimi altında bulunmuşlardır. bu modeli en çok ses getirecek ve esasları kabul edilecek şekilde formüle eden yazar, thomas hobbes (1588–1679) olmuştur. hobbes'un 1651'de yayımladığı “leviathan” isimli eseriyle ortaya koyduğu model, mutlaki modellerin genel bir çerçevesini çizmek adına burada görüş alanına alınabilir. her milletin ve her dönemin farklı bir mutlakiyet modeli olacağı kuşkusuz olmakla birlikte, hobbes'un formülasyonu içerisinden burada verilecek olanlar, bir millet ya da bir dönem fark etmeksizin bütün mutlakiyet modellerinde bulunmuş özelliklerdir. dolayısıyla hobbes'un aşağıda verilen tanımı, mutlakiyet modelinin genel tanımı olarak kabul edilebilir.

    thomas hobbes'a göre yönetimi eline geçirmiş kişi ya da kurul artık egemendir ve bu egemenlik kendisinden geri alınamaz. ayrıca egemen güç bölünemez, devredilemez ve sınırsız/şartsız yani mutlaktır. uyruklar mülkiyet haklarını egemene karşı öne süremezler, çünkü egemen güç olmadan zaten mülkiyetin bir garantisi olmayacağı için ve dolayısıyla mülkiyet kavramı devletle birlikte anlam kazandığı için, hobbes'a göre bu hak devlete karşı ileri sürülemez. bununla beraber devlet, uyrukların birbirleri arasındaki mülkiyet haklarının koruyucusudur. yani devlet bir taraf değil ve fakat tarafların ve hakların güvencesidir. dolayısıyla haklar devlete karşı öne sürülemez; haklar ancak taraflar arasında karşılıklı olarak öne sürülebilir. bu ise devletin mutlakiyeti ve sınırsızlığı anlamına gelir. çünkü bu durumda devlet bir taraf olmaması sebebiyle uyruklara karşı hiçbir yükümlülük altına girmemektedir. bununla beraber uyruklar ise bütün haklarını egemene/devlete devrettikleri için, egemene karşı koşulsuz itaat ile yükümlü ve bağlıdırlar. dolayısıyla yönetim biçimine müdahale ya da direnme hakları da bulunmamaktadır. egemen; yasama, yürütme, yargı, savaş ve barış yapma tasarruflarının tek sahibidir. ayrıca egemen, bir kişi ya da kurul olabilir. kurul olma durumunda oy çokluğu yetkili kurulun genel iradesini tek bir iradeye çevirir.

    ingiliz bir kuramcı olan hobbes, egemenin mutlaklığı ve gücünün bölünemezliği hususunda o kadar nettir ki, bunu pekiştirmek için kendi ülkesi ingiltere'de çıkan iç savaşın, yönetimde egemenin mutlaklık ve bölünemezlik ilkesine uyulmadığı için ortaya çıktığını iddia eder. “bu yetkilerin kral, lordlar, avam kamarası arasında bölünmesi düşüncesi ingiltere'nin çoğunluğu tarafından en başta kabul edilmemiş olsaydı, halk asla bölünmez ve bu iç savaşa sürüklenmezdi (...) bu bölünme ve iç savaş egemenlik hakkı konusunda insanlara öyle bir ders vermiştir ki, bugün bu hakların niçin bölünemez olduğunu (...) görmeyen pek az insan vardır.”

    hobbes'un mutlakiyeti bu şekilde sistematize ettiği dönemlerde, yani 17. yüzyılın ortalarında, yaklaşık iki yüz yıldır zaten gerilemekte olan çok başlı avrupa feodalizmi şimdi tamamen yıkılıyor ve burada artık mutlak monarşiler dönemi başlıyordu. bununla beraber dünyanın doğusunda mutlak monarşi egemenliği neredeyse hiç yıkılmamış ve halen devam etmekteydi. dolayısıyla millet unsurunun henüz anlamlı şekilde dikkate alınmadığı ve devlet gücünün hiçbir koşula bağlanamadığı mutlakiyet modeli bu dönemde dünyanın tamamında egemen olmuştu.

    sonuç itibarıyla anlaşıldığına göre mutlakiyet modelinde egemenlik tek bir şahısa ya da bir kurula aittir. ve halkın yönetimde hiçbir söz hakkı yoktur. kolayca anlaşılacağı üzere bu yönetimin hemen bir tiraniye/despotizme dönüşmemesi için hiçbir engel bulunmamaktadır. fatih serkan azizata. “osmanlı'dan cumhuriyet'e milli egemenlik”, s. 15-17.
hesabın var mı? giriş yap