şükela:  tümü | bugün
  • laurent gounelle'in 2012 yılının kasım ayında yayınladığı romanı. en azından bizim ülkemizde ilk baskı bu tarihte. tanrı daima tebdil-i kıyafet gezer'i okuduktan sonra bu kitabı düşünmeden aldım. roman, bali'de tatilde olan bir adamın, dönmeden önce ünü kıtaları aşmış bir şifacıya gitmesini ve sağlıklı ama mutlu olmadığını söylemesi üzerine gelişen olayları konu alıyor. (bu bilgi net doğru olmayabilir sadece arka kapak bilgisinden yola çıktım, entry'yi postalar postalamaz okumaya başlayacagım)
  • tanrı daima tebdil-i kıyafet gezer gibi bi şaheserden sonra laurent gounelle in kasım 2012 de yayınladıgı siktiriboktan romanı.. roman da dedim ya... ayıp oldu biraz.. bu iki eser aynı elden çıkmış olamaz... ne kurgusu var ne dili var, son derece basit... inanılır gibi değil, zaman kaybı!
  • 'neye inanirsan o gercekligin olur' dusuncesi ana fikri olan kitap. roman tarzinda anlatimi olan bir kisisel gelisim kitabidir. piyasada bu tarz kitaplardan oldukca cok bulunmakta. bence yazari laurent gounelle'nin diger kitabi tanri daima tebdil-i kiyafet gezer kadar surukleyici de degil.
  • tanrı daima tebdil-i kıyafet gezer'in minimal, coşkusuz, parissiz ve yalın hali. elimde olsa her sayfadan bir cümle ezberlemek isterdim, faydalı çünkü kitabın dili de dedikleri de. en değişik olanda ne biliyor musun? kitabın kapağındaki yeşil sizi kendisine bağlıyor. sevdiriyor kendini size. güzel kitap, leblebi fıstık gibi toplu taşımalarda okunur ve kendinize kirli kent yaşamındaki toplu taşımada bir krallık kurdurur.
  • bir gounelle romanı. tanrı tebdili koyafet gezer’e göre zayıf kalmış ama yine etkili.

    altını çizdiğim cümleleri:

    karşı tarafın bizi nasıl algıladığına olan inancın sayesinde öyle algılanıyorsun.

    kendimizi çirkin görürsek başkaları da bizi çirkin görür. başkaları bizi kendimizi gördüğümüz gibi görürler.

    insan kendinde bir şeyin olduğuna inanırsa, ister olumlu ister olumsuz, bunu yansıtacak şekilde davranır. sürekli onu başkalarına gösterir.

    yaşadığımız her şeyin kökeninde aslında inandığımız şey vardır.

    neyi hak ettiğini düşünüyorsan hak ettiğin odur.

    bir şeye inandığında o gerçek olur, senin gerçeğin olur.

    zihnine yerleşmiş inançların sonucunu yaşıyorsun.

    unutma, inandığın şey gerçeğin haline gelir.

    inançlarımız bizi gerçeği filtrelemeye, yani gördüklerimizi, işittiklerimizi ve hissettiklerimizi filtrelemeye yöneltir.
    bu filtreleme kişiye ve özellikle kişinin inançlarına, genel olarak dünyaya dair inandığı şeye, kısacası hayat görüşüne bağlıdır.

    insanlar kendi inançlarının kurbanıdır, en korkuncu da bunun farkında olmamalarıdır. bu sebeple inandıkları şeye inandıklarının bile farkında değillerdir. inançları bilinçli olarak zihinlerinde yer etmiyordu. bütün dünyaya bağırmak, insanlara rastgele şeylere inanmaya son vermeleri gerektiğini, gerçek olmayan şeyler nedeniyle yaşamı çürüttüklerini onlara söylemek istiyordum.

    inandığın şeye inanmaya kesinlikle son ver. kendine acı veriyorsun. inandığın şeylerin yaşamın üzerindeki etkilerini keşfet.

    her şeyin mümkün olduğu bir dünyada olduğunu düşle. hayal ettiğin tüm şeylere layık olduğunu düşün. sadece pozitif beklentilerin olsun. yolunda gitmeyen şeyleri düşünme, gerçekten olmasını istediğin şeyleri düşün.

    inandığın şeyi elde edersin.
    iyileşenlerin hepsi de tedavilerinin onları iyileştireceğine önceden kesin olarak inanmışlardı. doktorlarına ve tedavi seçimine güvenleri tamdı.
    **onlara göre iyileşme doğaldı.

    kendi kendine inşa ettiğin sınırlandırıcı inançların gerçek değil

    korkuları yaratan zihindir

    bir bebek yürümeyi öğrenmeden önce ortalama 2000 kez düşer. bebeklerden öğrenecek çok şey var.

    hemfikir olmak için hemfikir olmana gerek yok. bu özsaygı eksikliğidir.

    kendini olmak istediğin koşullarda hayal et, o kimliğin verdiği hisleri dinle.