şükela:  tümü | bugün
  • bugün aklıma takıldı. mutluluğun nerede olduğunu kendime sordum. cebimde taşıyor olabilirdim. masamın altında, defterlerimin arasında, sigara paketimde olabilirdi. bir rahimde ya da okyanusta da. toprakta belki bir domuzun midesinde. ben değil, biz arıyorduk bunu.

    mutlu olmadığımı belki de hiç olamadığımı mutsuzluğumdan fark etmiştim. mutsuz olmak bu kadar benimle ise, mutluluğu nerede düşürmüş olabilirdim? olmadığımız bir kimsenin kostümlerini kuşanıp, maskesini takan kuklalarız nihayetinde. iplerimiz başkalarının elinde. mutluluğu elde etmek için kendimize mi bakmalıyız? başkasının maskesiyle aynaya baksam da kendimi göremiyorum. deli edici.

    mutluluk kadın mı? yo hayır, kadınlarım oldu. mutluluk bir insanın içinde olmamalı, bunu bedenlerde aramamalı. her yerde olabilir. serüven tam olarak bu zaten. belki bir şeyi, her şeyimiz yapmalıyız. her şeye sahip olduğumuzda mutlu olabiliriz ve bir şeyimiz olmuş olur. hiçbir şeyi olmayan bir insan bir şeye sahip değil diye mutlu mudur? belki de hiçbir şeyinin olmaması bir şeydi. her şey, hiçbir şey, bir şey. mutluluk buralarda dolanıyor hissediyorum. kimse bulamadığına göre aslında hiçbir şey.

    tanrı olsaydım kutsal kitabım tek sayfa olurdu ve tek cümle yazardı. "her şeyi siktir edin." olamaz mı? belki mutluluk hiç yaratılmadı ve insan beyhude bunun cevabını arıyor ben gibi.

    ne düşündüm biliyor musunuz? tüm varlığımızdan kurtulabileceğimiz bir yer lazım. ölmeden ölebileceğimiz bir yer. bir salon ortasında çember ya da kare olsa. düşünün o ki doğal sınır. onun içinde hiçbir şey olacaksın. mutluluk yoksa, o hiçbir şey. ben hiçbir şey isem mutluyum. o boyalı alanın içinde tüm kimliklerden, kim olduğumuzdan, cinsiyetimizden, ailemizden işin açıkçası yalnızca kendimizin bildiği o derin kişiliğimizden sıyrılacağız. daha doğrusu bunu göstereceğiz. yüzleşemediğimiz, itiraf edemediğimiz her şey ortaya çıkabilir ve kimse yargılamaz. göz rengi, saç, kilo, ses, renk her şey önemsiz. ülkelerin arasında kendi sınırını yarattın. orada bu dünyaya dair bir şey yok, diğerleri yok. başkaları yok. gerçek sen oradasın işte. o boyalı alan içerisine giren kimsenin seni yargılamaması mükemmel olmaz mıydı? psikolog olsam bunu kesin yapardım.

    bir beyaz yakalı takım elbiseleri ile boyalı alana giriyor. birden çantasını fırlatıyor, patronuna küfrediyor. ne olmak istediğini haykırıyor. belki ofisinde masterbasyon yapmak istiyordu. yapıyor kimse yargılamıyor. o alanın içindeki herkes ruh. asla yargılanamadığınız bir yer yaratmak?
    işte eşitlik,özgürlük. bu dünya içinde ama burada değil. gerçekte kim olduğumuzu diğerlerine göstermenin en saf yolu. mutluluk o an yaratılabilir belki. ya da oturup zırlayalım dostlar.

    gülmemiz gerekmez. bana öyle geliyor ki her şey bebekler ile alakalı. küçük insanlar. onları güldürmeye, gülmeleri için gülmeye alıştırıp mutlu ediyoruz. bebek iken güldüğümüz için o masum mutluluğu aramak yanlıştı belki de. bence dünyada yaşamanın yolu ağlamak. ağlamak mutluluktu belki de. özgür alan içerisinde ağlamak da güzel olurdu. herkesin ortasında modern bir sanat eseri gibi.

    felsefeyi tekrar yaratabiliriz dostlar denizimiz ve suyumuz var. rönesans'ı ve sanatı yaratamayabiliriz. vebamız yok. gerçi var.

    "aptallık günümüzün vebasıdır!"