şükela:  tümü | bugün
  • 1922 istanbul dogumlu bir sair. yillar once ismini hatirlayamadigim bir dergide okumustum hayat hikayesini, arkadasi rustu onur'unki ile birlikte. ikisinin de ortak yanlari, cok genc yasta o vakitler hala bir hal caresi bulunamamis olan veremden olmeleriydi.

    muzaffer tayyip uslu'nun siiri, tam da o donemin moda akimi olan garip siirinden ziyadesiyle etkilenmistir. fakat onlardan farkli olarak, icinde bulundugu halet-i ruhiyenin etkisi ile olsa gerek, yine cok yalin/basit bir turkce ile olmak uzere heceye uygun, duygu yogun siirler de kaleme almistir.

    muzaffer tayyip, 1946 senesinde, henuz 24 yasindayken, zonguldak'ta hayata gozlerini yummustur. siirlerinden bir kismini, hayatta iken 1945 senesinde "şimdilik" adını verdigi bir kitapta toplamistir. kazara bir sahafta bulan olursa, hemen alsin derim, zira oldukca kiymetlidir. 1956 senesinde de arkadasi necati cumalı, şiirlerinden ve ozellikle muzaffer tayyip'in zonguldak'tan edebiyat ogretmeni olani behcet necatigil'in tesvik ve yardimlari ile yazmis oldugu yazilarindan bir kismini "muzaffer tayyip" ismini verdigi bir kitapta toplamistir.

    (bkz: rustu onur)

    *
  • kan

    önce öksürüverdim
    öksürüverdim hafiften,
    derken ağzımdan kan geldi
    bir ikindi üstü durup dururken

    meseleyi o saat anladım
    anladım ama, iş işten geçmiş ola
    şöyle bir etrafıma baktım,
    baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ

    mesela gökyüzü
    maviydi alabildiğine
    insanlar dalıp gitmişti
    kendi âlemine

    muzaffer tayyip uslu
  • ölümü düşünmek

    mümkün mü ağlasın annem
    mezarımın başucunda
    ben sesimi çıkarmayayım
    hayırsız bir evlat gibi

    bir bulut uçsun da
    ben başımı kaldırmayayım
    yağmur dindikten sonra
    gezinmeyeyim caddelerde

    ah, mümkün mü bir güzel kadın
    geçsin de yanımdan
    ben seyretmeyeyim
    içimi çekerek.

    muzaffer tayyip uslu
  • garipcilerden ne denli etkilendigini gosteren bir siiri:

    evadoksiya

    inkâr etmiyorum ki
    öpmesine öptüm evadoksiya'yı
    hem de zeyrek yokuşunda öptüm
    sinemaya da götürdüm
    fakat ben o zaman
    deli gibi seviyordum onu
    sanırsam, o da beni seviyordu
    sevmese ıslık çalar mıydı
    saat ondan sonra
    çabuk gel diye
  • bariş

    barış ilan edildi nihayet
    herşey eski halini aldı
    ne olduysa cephede ölene oldu
    bir sabah aldılar evinden
    güneşli bir gün vardı dışarda
    ağaçlar da henüz çiçeklenmemişti
    ne kadar durgundu allahım deniz
    ve bir daha dönmedi geri
    işte bütün hikâye
    annesi ağlıyor şimdi

    muzaffer tayyip uslu
  • benden size

    yalnız ben mi inkâr ediyorum allahı
    mevsimler benden kafir
    ya kuşlar ve ağaçlara
    ne buyurulur

    uzun söze lüzum yok
    şahidimdir
    beş parasız gezindiğim sokak
    bir zaman yaşadığıma

    ve bir hatıra olsun diye
    benden size
    hiç sıkılmadan söyleyebilirim
    sarışın kızlara bayıldığımı

    muzaffer tayyip uslu
  • bir sevda şiiri

    sen, eski bir sevda şiirisin
    bir koku var sende
    sıcak yaz akşamlarına mahsus
    ellerinde mi
    saçlarında mı
    gözlerinde mi
    bilmem
    bir koku var sende
    sıcak yaz akşamlarına mahsus

    muzaffer tayyip uslu
  • gramer dersi

    sevmek'' bir kelimedir
    "sarı saçlı'' dersem bir kız için
    sıfat söylemiş olurum
    "ben sarı saçlı bir kız sevdim''
    bir cümledir. sevda dolu bir cümle
    nokta koymalı, durmalı zira
    zira "açlık'' da bir kelime
    cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi
    ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime
    "öleceğim, ölüyorum, öldüm''
    diyeceğim bir gün

    muzaffer tayyip uslu
  • öldükten sonra

    diyecekler ki arkamdan
    ben öldükten sonra
    o, yalnız şiir yazardı
    ve yağmurlu gecelerde
    elleri cebinde gezerdi
    yazık diyecek
    hatıra defterimi okuyan
    ne talihsiz adammış
    imanı gevremiş parasızlıktan

    muzaffer tayyip uslu
  • erik ağacı ve kelimeler

    oh, ne güzel erik ağacı
    anlatmak için derdini
    muhtaç değilsin kelimelerin yardımına
    biz zavallı insanlar gibi *