şükela:  tümü | bugün
  • kafamı kurcalayan bir durum. en sevdiğim uğraşlardan biridir müzik baştan söyleyeyim. müzik olmasaydı bir parçam eksik olurdu. ama ortada yıllardır söylenen bir yalan var ve müziği seviyorum diye bu konuda müziğin tarafını tutacak değilim. hayır kardeşim müzik evrensel değildir. bir uzaylı dünyaya geldiğinde duyduğu bir müzikten rahatsız bile olabilir, ona gürültü gibi gelebilir. dünyada bile oryantal ve batı müziği arasında çok büyük farklar varken, en basitinden doğu müziğine ait mikrotonal sesleri batı müziğine alışmış insanlar garipserken nasıl müziğin evrenselliğinden bahsedebiliriz? ayrıca mükemmel bir sese ulaşamadığımız için de müziğe evrensel diyemeyiz.

    postmodern müzik yapanlar atıyorum 440 frekanslı bir la sesini kullanmaktan ziyade 425 frekanslı bir ses (herhangi bir ara ses bile olmayan yalnızca bir şeyi saniyede 425 kez titreştirdiğinizde çıkacak olan bir ses) ile uyum yakalayıp buna da yenilik diyorlar. kulaklarımız garipsiyor. çünkü binlerce yıldır müzik yapıyoruz ve tarihte kimse 425 frekansını kullanmamış. ama burda da bir uyum var sonuçta, bu da bir müzik değil mi? müzik yapan uzaylı medeniyet belki 425 frekanslı ve isimlendirmediğimiz o sesle yakaladı binlerce yıl uyumu. onların yaptığı bir müzik bize akordu bozuk bir müzik aletiyle çalınmış şarkılar gibi gelecektir. bu durumda müziğin evrenselliğinden bahsedebilir miyiz?

    ayrıca genelgeçerli ve her müzik aletinde aynı olan bir sesi asla elde edemeyiz. bu durumda müzik evrensel olamaz. şöyle açıklayayım, şimdi batı müziğinde bir oktav 24 parçaya bölünmüş. en azından piyanoyu düşünecek olursak do sesinden tekrar do sesine gelene kadar aradaki siyah şeylerle birlikte 24 tane ses var. ama doğu müziğinde (bağlamadan az çok bildiğim kadarıyla) böyle değil. arada bir ses değil iki ses var. şimdi bir teli düşünelim, biz bunu bağladık bi tahtaya. araya da 12 tane perde çektik. şimdi o perdelerden birisine bastığımızda alacağımız sese hangimiz örneğin 440 frekanslı la sesi diyebilir ki? ne bileyim 440,28394 frekanslı bir ses olabilir ama asla mükemmel bir la sesi alamayız. şimdi o an çaldığı müzik aletindeki sese la ismini veren kişi mükemmel bir la sesine ulaşabilmiştir. tabii ki o da sadece bir anlığına olmuştur, "abi bu sesin adına da la diyelim." dedikten sonraki anda o telin gerginliği 0,00000001 milim azaldığı anda ise la sesi kaybolmuştur. atıyorum o anda aldığı frekans 440,0383849301134422 olsun. işte o ses la sesidir. başka bir müzik aletinde aldığımız 440,222111456 frekanslı sese la diyebilir miyiz? yok abi, yanlış olur yani. zaten emin olun, kulaklarımızın 445lik bir frekansı bile la sesi zannettiğine eminim.

    sonuç olarak nota olarak isimlendirdiğimiz şeyleri, mükemmel olarak şu ana kadar sadece bir kere elde edebildik. (notalara isimlerini koyan o insan duydu sadece, bir anlığına.) ondan sonraki zamanlarda ise örneğin do diyez dediğimiz ses, sonsuz adet sesten yalnızca birisi. çünkü bir oktavı, sonsuz parçaya ayırabilirsiniz ve teknoloji sonsuz seviyede gelişse bile o çağın bilgisayarlarında mükemmel bir do diyezi elde edemeyeceğiz. bir oktavı kaç parçaya ayırabilirsiniz? şu an dünya genelinde 24e ayırıyoruz. ben hadi 100 parçaya ayırayım. aradaki farkları büyük ihtimalle yüz parçaya ayırdığımızda bile anlayamayız ama, bilgisayar yardımıyla 283949292929292929292394939 parçaya ayıralım bir oktavı. ben geçsem ve bir fazlasına ayırsam, yine mükemmel bir sese ulaşamam ki. benden sonraki kişi ise bir fazlasına ayırır.

    her müzik aletinden alacağınız la sesi birbirinin aynısı olamazken müziğin evrenselliğinden bahsedemeyiz. yaptığımız müzik bu dünyaya aittir. insanlığa özgüdür ve evrensel değildir. medeniyetin gelişirken oluşturduğu bir uyum ve estetiktir. sanatçılar da bu uyuma göre eserlerini verirler.
  • küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan romantik bir durumdur. meselenin kültürel boyutu da mevcut. bugün bir yuppie'nin, efendime söyleyeyim bir bobo'nun world music kategorisinde dinlediği şarkılar, bu kişi ile şarkının orijinal kültüründe yer alan kimseler için aynı şeyi ifade etmez mesela. ya da tarihsel açıdan bakıldığında, bugünün eğlence müziği yarının ciddi müziği haline gelebilir: günümüzde kimimizin sıkıcı bulduğu kimimizin "gerçek sanat" olarak kutsadığı pek çok klasik müzik eseri vaktiyle burjuvaların eğlence müziğiydi ve aristokratlar tarafından küçümsenirdi mesela. ya da daha yakın bir örnek olarak jazz verilebilir.
  • müzik evrensel degildir. tetikledigi duygular ya da verdigi mesajlar belli ortak paydalarda bulusturulabilir tabi, ama en teknik anlamiyla seslerin zaman icinde organizasyonu dedigimiz müzik tabiati geregi evrensel olamaz.

    cannibal oktavin bölünmesi üzerinden iyi bir noktaya deginmis. dünyanin farkli yerlerinde oktav degisik sekillerde bölünür. cin, japon ve bazi afrika müzik gelenekleri ile daha bir cok yerde mesela 5 sesten olusan pentatonik sistemler kullanilir. bunun yani sira 7 sesten olusan heptatonik sistemler de hem ayni bölgelerde hem de daha farkli cografyalarda kullanilagelir. hatta öyle yerler vardir ki buradaki insanlar tek sesin icindeki armonikleri duyup, organize ederek tetratonik (4 sesli) ya da pentatonik bir ses sistemi kurup, sarkilarini buna göre söyleyebiliyorlar. hepimizin ziyadesiyle asina oldugu müzik sistemi ise 12 ses (diyatonik) üzerine kurulu ve onun pisagor ile j.s. bach aktarmali (das wohltemperierte klavier) ögelerinden olusur.

    adi üstünde "iyi düzenlenmis klavye". iste zurnanin zirt dedigi ve müzigin evrensel oldugu yalaninin ortaya ciktigi yer de burasi. "iyi düzenlenmis". kime göre, neye göre? uganda'da amadinda calan kraliyet müzisyenleri demis ki mesela "5 ses yeter, hepsi birbirine esit mesafede olacak ve her ses oktaviyla birlikte calinacak". yani j.s. bach abinin sistemine göre bu düzenleme "iyi" degil. e biraz da bu yüzden baska kültürlerin müziklerini dinlerken genellikle hic bir sey anlamiyoruz. uzaylilarin müzigine gelene kadar cok is var yani.

    ha arada world music starlari cikar, müzigi anlasilabilir bir hale indirgeyerek tüm dünyaya pazarlar. o yüzden hepimiz bir "relaxing japanese flute music" cd'sini bastan sona dinleyebilirken, katsuya yokoyama'nin shakuachi caldigi bir albümü en fazla 3 dakika dinleyebiliyoruz. ona da ne kadar dinlemek diyebilirsek. o müzigin kuruldugu ses sistemine, yine baska bir yazar arkadasin dedigi gibi, kültürün icinden gelen bir asinaligimiz olmadigindan anlamamak normal elbet. ama sana genelde müzigin evrenselligi yalanini söyleyip, world music tekilligi altinda ve sacma sapan bir etiket üzerinden baska kültürlere yalan yanlis temas etme imkani sagladiklarini iddia ettiklerinde insan isyan ediyor. sonra sagda solda "ya japon müzigi cok güzel yaa" diyen insanlar türüyor.

    bu konu ister istemez aklima sunu getiriyor:

    ilginclikler adamlari
  • orkestra 440 ayarlarken kemanlar 442 ayarlar akordu. tel üzerindeki gerilim ile alakalı. kimse de bahsetmez bundan. neden herkes 440 iken ben 442' yim acaba? frekanslar kullandığın enstrumana göre değişir. insan sesi apayrı zaten. nihayetinde o da bir enstruman. ama müzik evrenseldir demek bana saçmalıktan ziyade öküzlük gibi geliyor.

    mesela uzak doğu da pentatonik diziler kullanılır. do -re-mi-sol-la-do gibi. aradaki yarım sesler kullanılmaz. ama bu diziye amerika yerlilerinin kendi ezgilerinde de rastlıyoruz. aynı pentatonik dizi binlerce kilometre uzakta da kullanılmakta.

    buradaki mevzu bence evrensel kelimesi ile alakalı. ülkeler arası mı? dünyalar arası mı?

    bu dünyanın ötesinden bi şeyler duymadıysanız, realitenin önünde tartışmalara girmeyin bence.

    müzik evrensel değil, dünyasaldır. evrensel olması için diğer evrenlerden tanıdığınız olmalı.
  • evrensel kelimesine takılmış olmak neticesinde, kainat güzeli yarışmasında uzaylı yarışmıyor, demek ki miss universe yalanı şeklinde serzenilebilir.

    müzik armoniden ya da notadan ibaret değildir. işin içinde ritim de var. yani evrende herhangi bir yerde saniyede 440 kere titreyen bir zonotla, herhangi bir yuruğa 90 bps tempoda 9/8 ritim tutmak saikiyle gayet de "ele güne karşı" elde edebilirsiniz. şayet burası gaz atmosferi olan herhangi noktaysa duyabilirsiniz bile.

    yani müziğin bu matematiği, temas, titreşim ve zamanın bulunduğu her yerde geçerli.

    bu iki kavramın ise (melodi/armoni ve ritim) birbirilerine olan matematiksel ya da mantıksal bağı, kainatın ve siverek'in her yerinde "chopin aşmış qanqa" şeklinde karşılanmayabilir. ama az çok kedi zekasının üstü, bunun zeki bir varlıkça tasarlanmış sesler olduğu kanısına şıp diye varır. al sana evrensellik..