şükela:  tümü | bugün
  • sözlükte müzik ve psikoloji ile ilgilenen kişilerin, önümüzdeki bir yıl içerisinde bu başlığa uğramalarını temenni ediyorum. bu sözlükte yazar olmakla kendime dair fark ettiğim şeylerden en önemlisi, yazmanın inanılmaz motive edici olduğu üzerineydi. özellikle araştırdığım kavramlarla ilgili bilgileri ve görüşlerimi buraya yazmak ve sonrasında diğer yazarlarla tartışmak ilham veriyor. şimdi bu durumu bir tık daha üste alıp, tezim için çalışacağım bu kavramın altını doldurmaya karar verdim. hemen hemen her gün öğrendiklerimi veya ilginç bulduğum çalışmaları buraya kaynaklarıyla ekleyeceğim. dileyen olursa paylaşımda ya da tartışmada sonsuza kadar açığım. kaynakları akıllı bkz ile göstereceğim.

    o zaman bugünlük tanımla başlayayım. müzik algısı, müziğin ve müziğe ait etmenlerin (ritmi, frekansı, yüksekliği, şiddeti vs.) bireylerin duyu organları tarafından hissedilmesi ve buradan da beyne olan aktarımıyla hislerin anlamlı hale getirilmesidir*. dolayısıyla iki önemli kavramı dikkate almak gerekiyor; duyum (sensation) ve algılayış (perception). duyum dediğimiz, değişkenlerin vücüdumuza ait ilgili organları uyarması olarak tanımlanabilir. algılama ise, bu somut değişkenlerin bilgi işleme sürecinde soyutlaştırılması ve değerlendirilmesi olarak tanımlanabilir. tonlara ve ritme ait duyumların anlamlı bir şekilde değerlendirilmesi, kabaca müzik algısının temelini oluşturmaktadır.

    söz konusu bilişsel süreç, tıpkı dil algısı gibi karmaşık bir yapıya sahiptir; bunda müziğe ait etmenlerin etkisi büyüktür. dolayısıyla araştırmacılar, müziğin algılanış şeklinin dilin algılanış şekliyle paralel olduğunu ileri sürmektedirler*. dil gelişimi ve müzik algısının gelişiminin böylesine paralel olması, beynin ilgili beceriler için benzer yerlerinde aktif olmasından kaynaklanmaktadır; bir diğer deyişle biyolojik bir temellendirme mevcuttur *. tabii ki her şey fizyolojiye bağlı değil, bunun bir de çevresel koşulları ve sosyokültürel etkileri var. soley ve spelke'nin 2016'daki çalışması bu bağlamda oldukça anlamlı; kendileri kabaca sosyal çevremize ait ortak bilgiler ve ortak tercihlerin müzik algısı üzerindeki etkisini incelemişler ve çıkan sonuçlara göre çocukların arkadaş seçimlerinde müziğin etkisinin olabileceği gösterilmiş. öyle ki çocuklara göre iki kişinin aynı parçaya olan aşinalığı (familiarity), benzer sosyal geçmişe ya da kültürel alt yapıya sahip olduğunu göstermektedir. aslında bunu, aynı memleketten olduğunuz kişilerde de hissetmez misiniz? işin içine bir de müziğin girdiğini düşünün :)

    -devam edecek-

    edit: kreatorkronos'un uyarısını dikkate alarak bundan sonraki konularda daha özet bilgilerle gelmeye çalışacağım. tartışma ve bilgileri derinlemesine konuşma da artık özel mesajla halledilecektir diye tahmin ediyorum. uyarı için teşekkürler.
    edit2: kaynakları doğrudan paylaşmak yerine özelden, belli koşullarla paylaşmaya karar verdim; sonraki girdilerde de bu şekilde davranacağım. belki bir parça daha güvenli oluruz. zaten tezimi komple yazmak gibi* bir düşüncem yoktu ama bilgi hırsızlığı da en tahammül edilemeyen durum akademide. :)
  • buradan bilgiyi alıp kendisi kullanarak intihal yapılması yüksek bilgilerdir. eserin ortaya konulup ondan sonra paylaşım yapılmasını veya özet şeklinde bilgiler verilmesini öneririm. nitekim bu bilgileri buradan daha önce sizin paylaştığınızı kanıtlamanız zor olur. emeğiniz ziya olmasın. göze alıyorum diyorsanız da başarılar dilerim, dolu içerik geleceği belli.
  • sozlukte artik nadiren karsilastigimiz faideli basliklardan,
    takipteyiz
  • faydalı bir konu, merakla bekliyorum. özellikle klasik müziğin diğer müzik türlerine göre ne şekilde farklı algılandığını oldukça merak ediyorum.
  • gençlik algısıyla doğru orantılı olarak azalan algı.
  • öncelikle destek için teşekkür ederim, buradan ve özelden yazan yazarların değindikleri konular hakkında da bulduklarımı mutlaka paylaşacağım. derya deniz bir yerdeyiz hepimiz, çünkü müzik ve psikolojinin dans ettiği zaman oldukça eskiye gidiyor. hal böyleyken de müzik algısına dair çalışmalar yoğunlukla 1980'lerden sonra teknolojinin gelişmesiyle artsa da, müziğin insan (ve diğer canlılar) ruhu ve davranışları üzerindeki etkisi sandığımızdan çok çok daha geriye gidiyor. müzikle tedavi ve müzikli terapi de bu sevdaya dahil.

    ama başlığımız müzik algısı ve bugün bu konu hakkında yaptığım araştırmalara biraz daha açıklama getireceğim. öncelikle kaynağımız bu: aklın çocuk hali. bu kitapta gaye soley hocanın (umarım kendisiyle bir gün tanışma şerefine erişirim, ona ve yaptıklarına cidden hayran bir tıfıl öğrenciyim) bölümünü okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. kitapta ayrıca hayatta en çok değer verdiğim hocalarımdan birisi olan sema karakelle'nin de bir bölümü var; bence onu da okumalısınız. her neyse, bugün kaynak verdim; çünkü orada bana çok ilginç gelen birtakım detayları sizlerle paylaşmak istiyorum ama konular derinlemesine işlendiği için kaybolmasından endişelendim. bu yüzden okumanız için direk linki paylaştım. formatı biraz blog havasına çevirmeden gaye hocanın dediklerini aktarayım.

    - aslında daha anne karnındayken müziğe ve diğer seslere kayıtsız kalmıyoruz. zaten işitme sistemimiz en erken gelişen duyu sistemlerimizden birisi. anne karnındayken bebeklerle yapılan çalışmalarda, bebeklere müzik dinletildiğinde hareketleri ve kalp atışları ölçümlerde değerler olarak kullanılıyor ve bebekler doğduktan sonra da aynı müzikler dinletildiğinde benzer tepkileri veriyorlar. bu durum hem geliştirmiş oldukları hassasiyet ya da aşinalıkla hem de melodileri hatırlamış olduklarıyla açıklanabilir.

    - müzik tercihlerinin oluşmasında bebeklerle yapılan çalışmalarda seçici dinleme (preferential listening) tekniğinden yaranılmakta. bu tekniği ayrıntılı bir şekilde anlatan bir içerik buldum, ama türkçe kaynak isteyenler kitabı incelesinler lütfen. çünkü bu durum, gerçekten kaybolmasını istemediğim bir bilgi. ve fark ettiyseniz verdiğim kaynak dille alakalı, ama müzikle ilgili araştırmalarda da kullanılıyor. ilk yazıma da atıfta bulunayım böylece; dil ve müzik bir arada. belki de bu kadar geveze olmamın altında müziğe olan ilgim rol oynuyordur, kim bilir :)

    -illa ki bir kılıfa uydurma çabaları ve biz tuhaf insanoğlu-

    - neyse, devam edeyim. biraz önce ben bu yazıyı yazarken, coknormalinsan bana müzik beğenilerimizi neyin yönettiğine dair bir soru sordu. çünkü insanların çok geniş bir müzik beğeni zevkine sahip olduğunu belirtti. ben de tam o sırada kitabın şu bölümünü okuyordum:
    "müziğe verilen tepkilerin (yetişkinlerde bunu beğeniler olarak düşünebiliriz) gelişiminde doğuştan gelen bazı eğilimler ve kimi çevresel faktörlerin etkinliği yadsınamaz. çevresel faktörlerin etkileri konusunda yapılan pek çok çalışma, bebeklerin müzik tercihlerinde belli türde müzikleri ya da melodileri duymuş olmalarını araştırırken, sosyal ve duygusal faktörlerin rolü hakkında çok fazla çalışma bulunmamaktadır. bununla birlikte bebeklerin pek çok şeyi öğrenirken içinde bulundukları sosyal çevreden etkilendikleri bilinmektedir."
    bu bölümü okuduktan sonra iki tane önemli çıkarım yaptığımı düşünüyorum:

    1) müzik tercihlerinde sosyal çevrenin önemi tek yönlü değil, iki değişken birbirini interaktif bir şekilde etkiliyor. yani müzik çevreyi, çevre de müziği etkiliyor. hatta yakın zamanda yapılmış olan bir çalışmada* 7 aylık bebeklerin müzik tercihlerinde bebeklerin yalnızca müziği ne kadar süreyle dinledikleri değil, hangi sosyoduygusal ortamda dinlediklerinin de önemli olduğu vurgulanmış.

    2) aslında öğrenmenin etkisi çok önemli olabilir. mesela klasik müzik eğitimi almamış birisiyle eğitimi almış birisi chopin'i farklı hisseder, değil mi? öğrenmeye bir diğer taraftan bakalım bir de: duyguları anlamlandırmak için önce öğrenmek gerekir bana kalırsa. öğrenmeden hüznü ya da sevinci bilemezsin. aynı şey müziğin sana yarattığı şeyde de geçerli olabilir; müzikteki hüznü ya da sevinci ya da herhangi bir derinliği öğrenmeden/bilgi işleme sürecinden geçirmeden/algılamadan bilemezsin. insanların müzik yelpazesinin geniş olması sanırım duygu durumlarının da geniş olmasından kaynaklanıyor.

    -bugünlük burada durduralım, belki akşam yeni bir şeyler daha eklerim.-
  • ınsanlari dinledikleri muzige gore kaliteli veya kalitesiz olarak nitelendiriyorum. evet yanlis da olabilir bir cok kisiye gore kabul ediyorum ama benim icin muzik hayatimin en on planinda ise bunu yapmak cok da yanlis sayilmaz diye dusunuyorum. yanlis anlasilmasin triphop dinleyen kaliteli adamdir, blues dinleyen ameledir degil konu, onemli olan urunun kalitesi. eger yeni tanistigim biri bana bilmedigim bir sanatci, grup, ya da bir sarki, herneyse onerirse ve begenirsem gercekten o kisiye olan saygim artiyor ve ister istemez paylasima acik duruma geliyorum.
  • arabesk müziğe asla karşı çıkmadım; hatta onun kültürüne her zaman saygı duydum ve her zaman hayatımızda bir parça olması gerektiğine inandım. çünkü nice önemli sanatçılar, hiç kimsenin dokunamadığı bir tabakaya el atmışlardı, dipten gelmiş ve dibin sesi olmuşlardı. onların hareketlerinin şekillenmesinde rol almışlardı, zihinlerinden geçenlerin bedene, bedendeki değişimlerin de zihin yoluyla kağıda dökülmesine -kendi tarzlarında- yol açmışlardı. hal böyleyken de arabeske saygı duymak gerekir, diye düşünüyorum. en az diğer tarzlar kadar.

    peki bunun müzik algısıyla ne alakası var? bugün size embodied cognition yani bedenlenmiş/şekillenmiş bilişten bahsedeceğim. hocamın bana mayıs ayında okumamı söylediği, ancak erteleye erteleye ağustosa bıraktığım bir kitap bölümünden bilgiler vereceğim. shapiro'nun 2014'teki kitabı kaynak olarak görülebilir, ben burada leman ve maes'in bölümlerine odaklanmış durumdayım. tabii ki bu bölüm müzik algısı ve bedenleşmiş müzik bilişi üzerine. :)

    peki, artık konuya girelim. ne demiş bu amcalar? nedir yani bu artist kelime grubu, bedenleşmiş biliş? peki ya müzikle alakası nedir? bedenleşmiş biliş, kısacası bedenin ve içinde bulunan fiziksel çevrenin biliş, zihin ve davranışlarımız üzerindeki etkisini ifade eden paradigma olarak tanımlanabilir. burada iki önemli görüşe yer vermek gerek:
    1) en soyut kavramlarımızın temelinde bedensel deneyimlerimiz mevcuttur. yani zihin ve beden birbirinden bağımsız düşünülemez, bedene dair tecrübeler zihnin şekillenmesinde etkilidir.
    2) bedenin fiziksel ve biyolojik özellikleri de biliş ve davranışlarımız üzerinde etkidir; bedenin buradaki rolü beyne ait olan bilişsel süreçler üzerinde gerekli ayarlamaları yapmak değil, beyin ile birlikte bilişsel süreçlere katkı sağlamaktır. yani tıpkı birinci madde gibi, beyin ve bedenin ortak hareketi söz konusudur; bu sayede algı aktif bir hale gelmektedir. beyin bedenden, beden de çevreden asla ayrılamaz. tıpkı bizim arabesk seven insanımız gibi; beyinleri söz konusu acılardan ayrılmamakta, bedenleri de buna göre hareket etmektedir. ayrıca bu algılama sürecinde çevrenin etkisi de görmezden gelinemez; belki müzik seçimlerimizde de bedenlenmiş bilişimizin etkisi olabilir... neden olmasın? :)

    devam edelim. müzik algısı, yazarlara göre bilişsel bir süreç olarak ifade edilmektedir; çünkü öğrenmeye bağlı uzun süreli hafızanın etkin bir rolü vardır algılamada. aksi takdirde olay bütünüyle duyulara dayalı kısa süreli hafızanın çalışması demek olacaktı ve biz hiçbir şey hissedemeyecektik. ya da hissetsek bile bunu tekrar tekrar yaşayamayacaktık; bir parçayı yeniden dinlediğinizde aklınıza eski sevgiliniz gelmeyecekti mesela. düşününce, çok da kötü değilmiş hahah :) her neyse, konumuza dönecek olursak; yazarlar verdikleri örneklerle (merak edenler için kaynağı atabilirim) müzik algısında zihinsel süreçler kadar çevresel etkilerin ve bedenin de aktif bir rol oynadığını savunmaktadırlar. bunu da bedenleşmiş biliş ile aydınlatmaktadırlar.

    peki bu müzik algısının bedenleşmesindeki etkin elementler nelerdir? hareket(movement), perception(algı) ve duygunun(emotion) bir arada olduğunu birbirlerine bağlı olduğu bir modellemeden bahsediliyor. bir bütün olarak hepsinin ortak hareketi sonucunda müziğe dair estetik yargılamalarda bulunduğumuz söyleniyor; hareket için bedene yapılan atıfları da unutmadan hatırlatayım tekrar. kısacası beden ve biliş, klasik bilişsel görüşe göre farklı bir yol izliyor ve bir arada hareket ediyor.

    burada biraz daha derine girip motor sistemdeki değişimlerle müziğin yapısal ve dışavuruncu yapılarının algılanması arasında korelasyonların yapıldığı çalışmalardan bahsedilmiş. burada da verilen örnekler motor sistemde ya da sensorimotor (duyumotor) sistemdeki bozukluklar üzerinden yürütülmüş. hastalarla yapılan çalışmaların genelinde varılan sonuçlara göre, müzik algısının anlaşılması için duyuma, harekete, bilişe ve duygulara bağlı "dinamik aktif-algılama sisteminin" anlaşılması gerektiği üzerinde durulmuş.

    yani özetlemek gerekirse;
    1) müzik algısı çevreden ve bilişten bağımsız hareket edemez,
    2) müzik algısı birçok formu (hareket, algı ve duygu) içinde barındıran, multi model ve dinamik bir sistemden oluşmaktadır,

    -bugünlük bu kadar yeterli sanırım. ah bu arada, konuya arabeskten girdim çünkü sabahtan beri fakülte sekreteri olarak uyuzluk abidesi kadın beni arabeske boğdu. ben de müziğe olan saygımdan hala dinliyorum. oradan bana bir ferdi baba :(-
  • 7 aylık yeğenim geçtiğimiz hafta ağır bir hastalık atlattı ve şu anda huysuzluğu üzerinde. annesinden başka bir tek benim kucağımda rahat edebiliyor ve sesimi dinlemek istiyor. ben de daha o annesinin karnındayken, ona dokunup mırıldandığım birkaç parçayı (1 , 2 , 3 ) çekirdekten yetişsin diye söylemiştim. şimdi de yine o parçaları mırıldandığımda kucağımda sakinleşiyor, ağlaması diniyor ve gözlerini kapatıp salyalarını omzuma akıtarak müziğe kendisini kaptırıyor. biz böyle bir iletişim kurduk, tıpkı ilk yeğenimde de şu parça için yaptığımda olduğu gibi. müzik, sihir gibi. şifa gibi. mutluluk gibi bir şey.

    ben bunu bilimsel bir amaçla yapmamıştım, ama işi bilimselleştirenler olmuş tabii ki. anne sesine ve sesin çıkardığı müziğin ritmine bebeklerin daha doğmadan tepki verdiğini söylemiştim. doğduktan sonra da yine aynı müzikler dinletildiğinde tepkiler devam ediyor. hatta, müziği terse sarıp (reverse alıp) dinlettiklerinde bile aynı tepkiler oluşmuyor. yani o müzik için, o müziği kimden duyduysa, ona tepki veriyor bebek. bebek deyip geçmeyin, her şeyi keşfeden, en küçük bilim adamı o.

    bebek-ebeveyn iletişiminde aile bireylerinin bebeklere normale göre daha tiz ve müzikal konuştuğuna dair bir çalışma var* ve bu durum "bebeğe yöneltilen konuşma" olarak isimlendirilmiş. 2011'de yapılan bir araştırma sonucunda da bebeklerin, aile bireylerinin bu konuşma stiliyle iletişime geçtiklerinde daha çok odaklandıkları belirlenmiş.

    peki bebeklere neden şarkı söylüyoruz? gaye hoca* kitaptaki bölümünde bunu iki başlık altında toplamış. birincisi, bebeklerin özdüzenlemelerinde (self-regulation) daha iyi olabilmeleri, yani daha sakinleşmeleri veya dikkatlerinin çekilmesi için şarkı söylüyor oluşumuzdur. ki yukarıda verdiğim örnek, sanırım buna giriyor; yeğenimin ateşinin bile düştüğünü hissettim sadece ortaçgil sayesinde. ah ortaçgil, nasıl şifa dağıtıyorsun kalplere ve ruhlara bir bilsen... her neyse, ikinci önemli konu ise bana göre bellek ile alakalı: bebeklerin duydukları işitsel kesitleri daha abartılı ve tekrarlı bir şekilde onlara sunarak bu kesitlerin yapısını daha iyi anlamalarını sağlıyoruz. birinci amaç için daha çok yavaş tempolu ve sakin müzikler, mesela ninniler tercih ederken, ikinci amaç için daha çok oyun müziklerini tercih ediyoruz ve işte sebepleri bunlar. dikkat çekmek, sakinleştirmek ve anlamlandırıp öğretmek. hepsi müzik algısına dahil.

    birinci amaç ile ilgili olarak yapılmış dikkat çekici bir çalışma var. de l'etoile ve leider'in 2011 çalışmasına göre, depresyonda olan anneler, olmayan annelere göre bebeklerine daha az duygusal içerikli parçalar söylemiş ve sakinleştirmeye çalışmışlardır. bu durumda bebek ile anne arasındaki sosyoduygusal ilişkinin zarar görebileceği, çünkü müzik sayesinde anne-bebek bağının kuvvetlendiği ileri sürülmüştür. tabii ki tek etken müzik değildir, ama hiç etkisinin olmadığı da söylenmemeli. zaten müzik ve özdeğerlendirme üzerine daha sıklıkla konuşacağız, en az bedenleşmiş biliş kadar gözüme kestirdiğim bir konu.

    -bugünlük that's all folks!-
  • müzik zevki gelişir mi yoksa değişir mi? yani bir insanın müzik zevki git gide hep daha iyiye mi gider, bu konuda kendini geliştirdikçe daha iyi müzikler mi dinlemeye başlar yoksa ruh haline göre sadece değişir mi? tabi bunlardan önce bir müzik türü diğerinde daha iyi midir diye sormak lazım. mesela kime sorsak klasik müzik pop müzikten iyi midir ya da arabesk müzikten iyi midir diye. çoğu kişi klasik müzik olduğunu söyler diye tahmin ediyorum. öyleyse neden klasik müzik bunlardan daha iyidir?

    bu konu hakkında görüşlerinizi merak ediyorum :)