şükela:  tümü | bugün
  • dinlenilen şarkıya bağlı olarak istemeden de olsa yapılan ve genelde saçma gelen bir faaliyet...mesela kings of convenience'den homesick dinlerken oldu bana...(bkz: if you re looking for a way out)
  • gayet yerinde bir eylemdir.
    (bkz: nostalgiaplatz)
  • mehter marşı dinlerken olur bu bir de. 'teey tey, ne günlerdi, üç kıtaya hükmederdik, çil çil altınlarımız vardı' denir hatırlarken.
  • şarkı hafızası sayesinde insanı ışınla beni sıkati misali, tayyı zaman, tayy ı mekan hesabı, sanal bir zaman makinasıyla alır götürür, dağıtır getirir.
  • plak dinlemeyi istemenin en önemli gerekçesidir.
  • müziğin oluşturduğu zamansız balonun içine girmektir.zaman kavramını yitiren insanoğlu bilinçaltının tetiklemesi ile hayatında mutlu olduğu anlara doğru bir yolculuğa çıkar.o "an"lar yaşandığı zaman içinde belki o hazzı vermemiştir ama gelecekte yaşadığı olumsuzluklar onu bir şekilde o ana doğru sürükler.bütünün parçaları zamansızlık kavramından çıkınca geçmiş olarak tanımlanır. müzik dinlemenin belkide en güzel tarafı zamansız oluşudur.
  • onu sadece bir kez görebilmek için 11 saat yolculuk yaptığım bir günün sonu. sabah sekizde inmiş, öğlen 12.30da onu iş çıkışında yakalamış, birkaç dakika konuştuktan sonra yanından ayrılmıştım. aynı gün akşamında kalkan trenle geri döneceğim geldiğim yere. vakit geçirmek için kordon'a gittim. çay içiyor, bu müziği dinliyorum.
    https://youtu.be/ot2bxfgc4ua

    bi yandan da kişinin özgürlük haklarını düşünüyordum. çünkü o sabah trende yan koltukta telefonla konuşan hanım, karşıdaki kişiye "ay insan haklarına aykırı bu" demişti. ne kadar içi boş bi cümle diye düşündüm kendi kendime. sonra da dedim ki belki içi boş değildir. belki kadın insan hakları evrensel beyannamesini ezbere biliyordur. bir insanın, insan hakları evrensel beyannamesini ezbere bilmesi gerekmez mi hem, bence öyle. ve ben bilmiyordum. hiç okumadığımı fark etmiştim o güne değin.

    madde 13 - herkes herhangi bir devletin sınırları dahilinde serbestçe dolaşma ve yerleşme hakkına sahiptir.

    iyi de ben ikametgahımı üç ay boyunca yeni adresime taşımadığım için ceza yemiştim. üstelik herhangi bir ülkeye serbest geçiş hakkım da yok. çok saçma.
    hava çok sıcak ve bu boş düşünceler eşliğinde beş liralık biramı yudumlarken karşımdaki masada levent üzümcü'nün oturduğunu fark ettim. telefonla konuşuyordu ve çok sinirliydi. belçika'dan evrak bekliyormuş. gelmediği için kızıyormuş telefondakilere. öyle anladım. bu sırada sipariş verdiği tost ve çayı geldi. adam işaret parmağıyla tosta dokundu. sonra dönüp, henüz gitmemiş olan garsona kızdı. bu ne kardeşim ya, bayat ekmeğin arasına az bir şey malzeme koymuşsunuz dedi. garson özür dileyip tostu yenilemeye gitti. levent üzümcü hala telefondaki bireye laf yetiştiriyor bi yandan. ben de belgesel izler gibi izliyorum. yeni tost geldi. sol eliyle telefonunu kulağında tutarken sağ eliyle tostun arasına uzaktan bi göz attı. bu sefer bağırdı bizim eleman. siz beni salak yerine mi koyuyorsunuz, ekmeği değiştirip aynı malzemeleri taşımışsınız, yeni tost yapmaya üşendiniz mi dedi. sonra da iptal etti tostunu. levent üzümcü gerçek bir tost gurmesi. ya da gerçek bir yavşak. şu an bunun ayırımını yapamayacak kadar eskidi bu hatıra.

    sıcak ve esmeyen bir havada bira içmek değişik bi etki yapıyor bünyemde. midemi ağırlaştırıyor. bir de biraz libidomu artırıyor. kız arkadaşıma deli gibi aşığım, onsuz yaşayamam diyorum fakat benimle ilişkiye girmeyi dini nedenleri göstererek reddediyor. o yüzden ben de geldiğim şehirde kendime ayarladığım araştırma görevlisi ile sevişiyorum. bundan kız arkadaşımın haberi yok tabii. aslında sırf büyük memeli olduğunu düşündüğüm için ve üniversite hocası olduğu için onunla yatmayı arzulamış ve başarmıştım. çünkü 19 20 yaşındaki bir genç için olgun kadın mükemmel bir seks objesine dönüşebiliyor. fakat meme konusunda büyük yanılgıya düşmüşüm. post modern dünyada meme ile imanın kimde olduğunu bazen bilemiyoruz neticede. zira iman gizli yapılan ibadetler bütünüdür, dolayısıyla kim imanlıdır kim imansızdır bilinmez. keza meme de öyle, amına koduğumun destekli sütyenleri yüzünden kimde meme var kimde meme yok anlamıyoruz kinder sürpriz gibi. ama olsun. yine de bu hanım benim gözümde tanrıça gibi. seviştikten sonra beni çirkinim diye sever ve göğsümde uyur. ben onun göğsünde uyumak istediğimde bana kızar. sen erkeksin kendine gel derdi. halbuki bunun cinsiyeti yok. hatta ben daha çok hak ediyorum göğüste uyumayı. bu iş için büyük fedakarlıklar yapardım kendimce. mesela uykumdan feragat ederdim. onu göğsümde uyuttuktan bir müddet sonra yatağın diğer ucuna atar, ben onun göğsüne yaslanırdım. anne şefkati hissederdim sanırım. bilmiyorum, anne şefkatini pek tattığım söylenemez ama büyük bi şefkat duygusu hissederdim. kendisi de değişik biri. bi gün odasındaki devasa gece lambası bozulmuştu. ben tamir ederim dedim. kolay bi işti. eline daha önce tornavida alan her insan yapabilir bence.
    tornavida istedim. sevinçle kilere gitti, kocaman takım çantası getirdi. sonra da sanki ilk kez bi tamirci görmüş gibi izledi beni. ben ilk kez bi tamirci gördüğümde altı yaşındaydım. tamircileri mükemmel sihirli periler zannediyordum.
    işim bitince takım çantasını geri götürdü. ne işi var sende bu çantanın dedim. babamın dedi. babasının on yıl önce öldüğünü söylemişti bana daha önce. on yıldır kimse kullanmamıştı bu malzemeleri dedi. muazzam bi ilki oldum onun. ben onun ilk babasının tamir çantasını kullanan erkeğiyim. bunun, üç bin yıl önceki homo sapienslerde de bir gurur nişanesi olduğuna eminim.
    beni o kadın ve onun küçük memeleri olgunlaştırdı. onu mutlu etmek için iyi sevişmeye çok özen gösteriyordum. hatta bazen 25 liraya bir adet cialis hapı alır iki gün boyunca sayamayacağım kadar ilişki yaşardık. yorulmuyordu. ben de öyle.
    bira bittiğinde ben de bitmiştim artık. kordon tıklım tıklım. herkes çok mutlu, benim ise artık beynim erimişti. sıcağı seven insan beni sevmesin, istemem. bundan eminim. oturduğum yerden kalkıp basmane'ye doğru yürüme vaktim gelmişti. o düz ve uzun çankaya caddesinde ani bi karar aldım ve o kız arkadaşımdan ayrılacağım dedim kendime. bi daha konuşmayacağım, görüşmeyeceğim dedim ve öyle de yaptım. birkaç saat önce aşkımdan ölüyordum halbuki. aradan yıllar geçti. sanırım şimdiye dek aldığım en radikal karar buydu. ne okulu bırakmak, ne ülke değiştirmek, ne de başka herhangi bir şey benim için o karardan daha önemli olmadı.
  • birçok açıdan günlük tutmaya benzer. ama günlük tutmanın başaramadığı birşeyi başarır ; hisleri tazeler. ne yaşadiysanız zihninize dolar şarkıyla birlikte. kalbiniz mi sızlamıştı bir zamanlar o şarkıda. sızı kendini gösterir yine. büyüleyicidir ve gerçektir.